no fucking license
Bookmark

TÜRKİYE'DE İKTİDAR KİMDE


Türkiye'de iktidar kimde 

Türkiye de devleti kim yönetiyor?

Türkiye'de İktidarın Sahibi kim?

Türkiye bir geçiş sürecine girmiş durumda. Yarını öngörmek artık zor ve karmaşık. Neler yaşanabileceğini tahmin etmek kolay, ancak bunun ne zaman olacağı belirsiz. Zorlu ve ağır bir süreç, iktidarın kimde olduğu net değil. Önümüzdeki dönemde Türkiye’yi çok farklı bir kulvarda görecek gibiyiz. AKP ise iktidar sarhoşluğuyla bunun farkında bile değil. Oysa deniz çoktan tükendi.

İktidar olmak, muktedir olmaktan geçer. Bir süredir kararlar artık başka kurumlardan geliyor. Mecburen AKP uyguluyor, çünkü başka seçenek olmadığının farkında. AKP, tabandaki desteği kadar güçlü ve bunu gören derin devlet, bu desteği kırmaya yöneldi. Bu görevi de derin devlet üstlendi. Artık seçim kazanan bir AKP yok; tabandaki destek, derin devlet tarafından zayıflatılana kadar sahnede tutulacak bir aktör var. Derin devletle neyi kastettiğim sanırım anlaşılır; çok uzağa bakmaya gerek yok.

Türkiye de devleti kim yönetiyor, Derin devlet kimlerden oluşur


2013 seçimlerine farklı bir açıdan bakmak için geçmişe dönüp bir beyin fırtınası yapalım. Bu hikâyenin başlangıç noktası Ruzi Nazar’dır. 1917’de SSCB yönetimindeki Özbekistan’da doğan Nazar, 2. Dünya Savaşı sırasında Kızıl Ordu’ya katılır. Ardından Hitler Almanyası’na esir düşer. Esaret altında ölümünü beklerken Hitler’in Türkistan Lejyonu projesine seçilir ve Almanya’nın propaganda radyosunda görev yapar. 

Adolf Hitler’in yıkımının ardından, kaybedilen savaş sonrası elde ettiği istihbarat bilgileriyle Amerika’ya gider. Burada, tıpkı Hitler Almayasındaki gibi, bu kez Roosevelt dönemi Amerika’sında CIA bünyesinde Amerika’nın Sesi radyosunda çalışmaya başlar.

İki kutuplu bir dünyada iktidar savaşları


İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünya iki kutuplu bir yapıya bürünmüştür. Bu dönemde Türkiye, yörüngesini ABD’den yana belirler. ABD ile askeri ve müttefik ilişkilerin başlangıcı sayılabilecek bir ziyaret gerçekleştirilir. 1947 yılında, ilk kez Genelkurmay Başkanı sıfatıyla ABD’ye resmi bir gezi yapılır. Bu gezi, dünya ve Orta Doğu siyasetinde oldukça önemli bir yere sahip olup sonunda Truman Doktrini ve Marshall Planı uygulamaya konulur.
.
Konumuzla ilgili olarak bu gezinin dikkat çekici sonuçlarından biri, Türk subaylarının ABD’de kontrgerilla eğitimine tabi tutulmasıdır. Asıl önemli nokta ise, bu geziye katılanlar arasında çok kilit bir isim olan Alparslan Türkeş’in de bulunmasıdır. Türkeş burada Ruzi Nazar ile tanışır ve artık Türk siyasetinde hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Ruzi Nazar, 1959 yılında ABD'nin Ankara Büyükelçiliği'ne istihbarat görevlisi olarak atanır. ABD'de bulunduğu dönemde, ilerleyen yıllarda derin devletin kilit isimlerinden olacak Fuat Doğu ve Agasi Şen gibi kişilerle önemli ilişkiler kurar. Takvimler 27 Mayıs 1960'ı gösterdiğinde, Alparslan Türkeş radyolardan darbe bildirisini okumaktadır. ABD ile kurulan bu temaslar ve 1960 darbesinin ardından ülkenin kadroları yeniden şekillenir ve bu süreçte yeni bir MİT yapılanması oluşturulur.

Ardından Fuat Doğu, MİT’in başına geçer. Türkiye’de Komünizmle Mücadele Derneği kurulur. Derin devlet ve ABD aracılığıyla kurulan bu derneklerin en önemli iki kurucusu ise Fethullah Gülen ve Recai Kutan’dır.

1961 yılında seçimler yapılır ve yeni seçim sistemiyle Türkiye’de koalisyon hükümetleri dönemi başlar. 1961 Anayasası, parlamentoyu meclis ve senatodan oluşan bir yapıya dönüştürür. Seçimin birinci partisi ve kazananı Cumhuriyet Halk Partisi olmasına rağmen, tek başına hükümet kuramaz ve Adalet Partisi ile bir koalisyon hükümeti kurulur.

Bu süreçte Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi de üçüncü parti olarak meclise girer. Darbe sonrası Hindistan’a sürgüne gönderilen Alparslan Türkeş geri döner. Bu sırada Türkiye’de Talat Aydemir liderliğinde iki başarısız darbe girişimi yaşanır ve Talat Aydemir idam edilir. Türkeş’in dönüşüyle birlikte, Aydemir’in yanında yer alan subaylar onun etrafında toplanır.

1964 yılında CKMP partisine üye olan Alparslan Türkeş, derin devletin desteğiyle 1965 seçimlerinde partinin başına geçer. Martin Luther King’in tarihe geçen “Bir Hayalim Var” konuşmasını yaptığı yıllardır ve dünya artık iki kutuplu hale gelmiştir. Bu dönemde işçi sınıfının ezilmesine karşı en büyük hareketlilik başlar. Sosyalist ve Komünist hareketlerin öğretileri tüm dünyaya yayılır. 1968 Mayıs olayları, dünyada yeni bir düzenin habercisidir. Türkiye’de ise Deniz Gezmiş önderliğinde sol bir dalga yükselişe geçer.

Türkiye’de komünizmle mücadele kapsamında, derin devlet ve emperyalist ABD’nin desteğiyle CKMP’nin öncülüğünde Ülkü Ocakları kurulur. Aşırı milliyetçi gençlik burada örgütlenerek, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yükselen sol dalgaya karşı büyük bir çatışmanın içine çekilir. 1969 Adana Kongresi’nde Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi toplanır ve Türkeş, bu kongrede Hüseyin Nihal Atsız’a karşı zafer kazanır.

Milliyetçi parti yön değiştirdi, Bozkurt amblemi üç hilale dönüştü. Bu kongreyle birlikte parti simgesi bozkurt yerine üç hilal oldu. Türkçü politika yerini İslamcı politikaya bıraktı. Partide Türkçülük ve Türkçü hareket içinde yer alanlar tasfiye edildi, bağımsızlıkçı ve Kemalist harekete karşı bir duruş benimsendi. 

Bu politika sonucunda Alparslan Türkeş uzun yıllar boyunca derin devletin en kritik isimlerinden biri haline geldi. Yıllar boyunca Ruzi Nazar, CIA, Fethullah Gülen ve Almanya istihbaratı ile yakın temas içinde bulundu.
 .
1971 yılına gelindiğinde, bu kez 12 Mart muhtırası Fuat Doğu tarafından Süleyman Demirel’e iletildi ve Demirel hükümetinin istifasıyla sonuçlandı. Söz konusu muhtıra, Gladio tarafından kurgulanmış olup Cihat Akyol, Alparslan Türkeş, Ruzi Nazar ve Graham Fuller tarafından desteklenen bir darbe olarak kayıtlara geçti.

Ardından imam hatip okulları ve yeraltında açılan Kur’an kursları, bir gladio projesi olarak tüm ülkeye yayılmaya başladı. 1971’den 1973’e kadar süren cunta rejimi, 14 Ekim 1973 seçimleriyle sona erdi.

Ülkede Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan ikilisi, kimsenin ihtimal vermediği bir koalisyon hükümeti kurar. Ardından Kıbrıs Barış Harekâtı gerçekleşir. 1980’e kadar farklı partilerle koalisyon yılları devam eder. 12 Eylül 1980’de Kenan Evren, ABD’nin desteğiyle ülke yönetimine el koyar. Birçok siyasi lider yasaklanır ve uzun adaya gönderilir. 1983’e kadar süren cunta yönetiminin ardından seçimler yapılır. 1987 yılında ise siyasi yasaklar kalkar.

1987 sonrasında Graham Fuller ile birlikte ılımlı İslam politikasının ilk temelleri atılır ve Fetullah Gülen cemaati oluşturulur. Graham Fuller’in, ülke yönetiminin ABD entegrasyonunda önemli rol oynayacak olan ılımlı İslam politikasını hayata geçirmesi hedeflenir.

Necmettin Erbakan’ın o dönemlerde ve sonrasında sıkça dile getirdiği gibi, ılımlı İslam bir ABD projesidir; Müslüman halkın dinlerini özgürce yaşamasına, namazlarını kılmasına ve ibadetlerini yapmasına izin verirken, ABD emperyalizmine karşı direnç göstermemelerini sağlamayı temel hedef edinir.

Graham Fuller, daha 2000’lerin başında ülke yönetiminin ılımlı İslamcılara geçeceğini öngörmüş, ancak ilerleyen yıllarda bir güç zehirlenmesi yaşanabileceğine de dikkat çekmiştir.

Öte yandan, MHP’nin 1968 ve 1980 darbesi süreçlerinde Ülkü Ocakları’yla oluşturduğu imajın artık değişmesi gerekiyordu. 1980 darbesi sonrasında sahneye Devlet Bahçeli çıkıyor. Adını Milliyetçi Çalışma Partisi olarak değiştiren partide, eğitimci, genç, dinamik ve parti tabanına uygun bir lider olarak Bahçeli, bu rol için biçilmiş kaftan olarak öne çıkıyordu.

1987 yılında partiye üye olan Bahçeli, daha ilk kongrede parti yönetimine seçilerek genel sekreterlik görevine getirildi. Sonraki süreçte Alparslan Türkeş ile birlikte yıldızı parlatıldı ve Türkeş’in derin devletle olan bağlantıları yavaş yavaş Bahçeli’ye devredildi. 

1997 yılında Türkeş’in vefatının ardından MHP kongresi yapıldı. İlk turda Tuğrul Türkeş en fazla oyu aldı, ancak ikinci tura gelindiğinde tüm adaylar şaşırtıcı bir şekilde yarıştan çekilerek Bahçeli lehine karar verdiler ve kongre karıştı. Ertelenen kongrenin ardından Bahçeli, derin devlet desteğiyle partinin başına getirildi.

Bu kongreden sonra Türk siyasetinde derin devlet, Bahçeli’nin etkisiyle tüm kararlara yön vermeye başlar. Yakın dönem Türk siyasi tarihinde en önemli kararlar hep onun tarafından alınır ve şekillendirilir. 

1999’da Öcalan’ın idam kararının ertelenmesi, 2002’de erken seçime gidilmesi, 2007’de Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesi için gerekli çoğunluğun sağlanması ve 2015 seçimlerinin tekrarlanması için koalisyonun MHP tarafından reddedilmesi gibi pek çok siyasi dönemeç Bahçeli’nin tercihleriyle şekillenir.

Devlet Bahçeli, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından Yenikapı mitingine katılmış, sonrasında başkanlık sistemi çağrısında bulunmuş ve 2018’deki erken seçim kararına kadar yakın siyasi tarihin arka plandaki en güçlü aktörlerinden biri olmuştur. 2018 erken seçimleri öncesinde ise:

  • Meral Akşener
  • Ümit Özdağ, 
  • Sinan Oğan ve Yusuf Halaçoğlu gibi partinin önemli isimlerini ihraç etmiş, ayrıca birçok ilçe teşkilatını feshetmiştir.

İyi Parti’nin önünü açan Bahçeli, tıpkı CKMP’nin kuruluş sürecinde olduğu gibi taşra teşkilatlarını İyi Parti’ye yönlendirerek Meral Akşener’in Türkiye genelinde teşkilatlanmasını sağlamıştır. 

Graham Fuller’in ılımlı İslam politikasıyla yükselen ve Fethullah Gülen cemaati tarafından desteklenen AK Parti’nin tam bir güç zehirlenmesi yaşadığını düşünen derin devlet, seçimler için kozunu oynamış ve parlamento çoğunluğunun AKP tarafından sağlanmasını engellemek amacıyla İyi Parti hamlesini yapmıştır.

Sonrasında Cumhur İttifakı kurularak, HDP’den AKP’ye kayması muhtemel muhafazakâr oylar için Bahçeli ile bir set çekilmiş ve parlamento çoğunluğu engellenmiştir. ABD ve derin devletin bundan sonraki hedefi ise, batı güdümlü ılımlı İslam projesini sürdürebilecek, biraz milliyetçi duyguları okşayacak siyasal İslamcı Meral Akşener’dir. Ancak görünüş aldatıcıdır.

MHP’nin veliahtı hangi partidir? Bugünkü MHP’nin veliahtı, tıpkı Alparslan Türkeş’in ilk kongresinde yaptığı gibi, içinden Türkçülerin temizlendiği İYİ Partidir. 

CHP ve Kılıçdaroğlu ise ne yazık ki bugün bu gerçeği görmekten ya çok uzaktır ya da İYİ Parti’nin eteklerine tutunarak seçim kazanmayı düşünmektedir. CHP iktidar ve muktedir olmak istiyorsa, öncelikle fabrika ayarlarına dönerek sosyal demokrasinin ne olduğunu halka anlayabileceği bir dille anlatabilmelidir.

Son söz

Bahçeli, son 20 yılın Türk siyasetinde en önemli karar vericilerinden biri olarak, derin devletin en güçlü temsilcileri arasında elinde çay bardağıyla gülümsemeye devam ediyor. Peki, son otuz yıldır devleti kim yönetiyor?

Stratejik Kırılma Noktaları ve Sistem Analizi

Yıl / Olay Bahçeli'nin Hamlesi Sistemik & Ekonomik Sonuç
2002 Erken Seçim Koalisyon ortağıyken sürpriz seçim çağrısı yaptı. AKP'nin tek başına iktidar dönemi başladı; merkez siyaset tasfiye oldu.
2007 Cumhurbaşkanlığı 367 krizinde Meclis'e girerek düğümü çözdü. Abdullah Gül'ün seçilmesini sağlayarak 'vesayet' tartışmalarını bitirdi.
2015 "Hayır" Süreci 7 Haziran sonrası tüm koalisyon tekliflerini reddetti. 1 Kasım erken seçimine gidildi; Türkiye 'güvenlik odaklı' siyasete döndü.
2016 Başkanlık Sistemi Anayasa değişikliği için referandum kapısını açtı. Parlamenter sistem sona erdi; 'Cumhur İttifakı' devletin ana ekseni oldu.
2024-2025 Süreci Yeni anayasa ve toplumsal uzlaşı çıkışları. Devletin 'çözüm' veya 'tahkimat' rotasını yeniden belirleme hamlesi.
* Analiz, Medyascope verileri ve siyasi kronoloji kayıtları temel alınarak hazırlanmıştır. ** Not: Bahçeli'nin her kritik hamlesi, piyasalarda önce 'belirsizlik' sonra 'yeni istikrar' fiyatlaması yaratmıştır.

Siyasetin Perde Arkası: Stratejik Analiz

1. 2002 Erken Seçim Kararı: Bir intihar mı, bir operasyon mu?
Kendi partisinin baraj altında kalacağını bildiği halde seçim istemesi, Türk siyasetinde yeni bir dönemin (AKP dönemi) kapılarını açan en büyük 'devlet müdahalesi' olarak yorumlanır.
2. 'Önce Ülkem ve Milletim' sloganının kodları
Bu ifade, partisel çıkarların devletin beka ihtiyaçları doğrultusunda feda edilebileceğinin ideolojik kılıfıdır. Bahçeli için 'sistem', her zaman 'sandıktan' daha önceliklidir.
3. Bürokrasideki 'Ülkücü Damar' ve İktidar Denklemi
MHP, sandıktaki oy oranından bağımsız olarak, emniyet, yargı ve ordu içindeki kadrolarıyla devletin 'immün sistemini' kontrol eden bir güç odağı olarak kalmaya devam ediyor.
4. Çay bardağı ve Gülümseme: Bir güç gösterisi mi?
Fırtınalı siyasi süreçlerde Bahçeli'nin sergilediği sükunet, her şeyin planlandığı gibi gittiğine ve 'direksiyonun' emin ellerde olduğuna dair bir mesaj niteliği taşır.
5. Gelecek Projeksiyonu: Bahçeli sonrası MHP ve Devlet
Bahçeli sonrası dönemde, kurulan bu 'devlet-siyaset' entegrasyonunun nasıl bir şekil alacağı, Türkiye'nin yeni yüzyıldaki en büyük muammasıdır.

Görünen Siyaset vs. Derin Karar Mekanizması

Boyut Seçilmiş Siyaset (Vitrin) Sürekli Devlet Aklı (Mutfak)
Güç Kaynağı Sandık, Oy Oranı, Popülarite. Bürokrasi, İstihbarat, Stratejik Kilitler.
Değişim Hızı Seçimden seçime değişebilir. Onlarca yıl süren süreklilik.
Temsilci Hükümetler ve Liderler. Devlet Bahçeli gibi 'Yatay' figürler.
Temel Motivasyon Ekonomi, Sosyal Refah, Yeniden Seçilme. Beka, Güvenlik, Bölgesel Güç Dengesi.


ÖZEL METAFOR KUTUSU

"Devlet Bahçeli, Türk siyasetinin 'kara kutusu' değil, o kutunun nasıl çalışacağını belirleyen anahtarın sahibidir. Siyaset bir satranç tahtasıysa, herkes şahı veya veziri izlerken o, tahtanın altındaki masayı tutan eldir. Masayı çektiği an, oyunun tüm taşları devrilir.

Onun elindeki çay bardağı, dumanı tüten bir sükunetin sembolüdür; etrafındaki gürültü ne kadar artarsa artsın, o sükunet devleti yöneten asıl iradenin 'bekleme odasındaki' sabrıdır. Siyasetçiler akar geçer, partiler tabelalarını değiştirir; fakat Bahçeli, değişen mevsimlerin ortasında hiç yaprak dökmeyen, kökleri derinlerde bir çınar gibi devletin o soğuk ve rasyonel aklını temsil eder.

Gülümsemesi ise bir muammadır: Kimine göre bir teselli, kimine göre ise 'oyun bitti' demenin en zarif ve en ürkütücü yoludur."

Yorum Gönder

Yorum Gönder

Yorumlarda lütfen saygılı olun