Bazen sabah kahvemi içerken şunu düşünüyorum: İnsanlar gelecekte saç rengine, boyuna posuna göre değil; aklına ne yüklediğine, vicdanını neyle beslediğine göre ayrışacak. Kimse kimsenin pasaportuna bakmayacak, CV’sini karıştırmayacak. Bir bakışta anlaşılacak: Bu çağda mı yaşıyor, yoksa hâlâ VHS kaset saranlardan mı?
Eskiden sınıf ayrımı vardı; zengin–fakir. Sonra eğitimli–eğitimsiz diye konuşuldu. Gelecek ise daha acımasız bir tasnif hazırlıyor: Farkında olanlar ve olmayanlar. Olan biteni anlayanlar ve hâlâ “bize bir şey olmaz” diye nazar boncuğuna sarılanlar.
Geleceğin İnsan Kategorileri
Benim kafamda gelecek, insanları üç aşağı beş yukarı şöyle ayıracak:
1. Güncellenmiş İnsanlar
Bunlar işletim sistemini düzenli güncelleyenler. Okuyan, sorgulayan, şüphe eden, fikrini değiştirmekten korkmayanlar. Yanlış yaptığında “ama ben böyle gördüm” demeyenler.
Dünyayı bir öğrenme alanı olarak görüyorlar. Teknolojiyi putlaştırmadan kullanıyor, bilimi slogan değil yöntem olarak benimsiyorlar. İnançları varsa bile onu başkasının kafasına vura vura değil, vicdanlarıyla yaşıyorlar.
2. Askıda Kalanlar
Bunlar ne tam kopabilmiş ne de tam bağlanabilmiş olanlar. Bir ayağı geçmişte, biri gelecekte ama denge bozuk. WhatsApp’tan komplo teorisi paylaşıp, akşam Netflix’te distopik dizi izleyen tipler.
“Bir şeyler yanlış ama ne?” diye soruyorlar; cevabı duyunca da televizyonu kapatıyorlar. Aslında potansiyel var ama cesaret düşük, konfor alanı geniş.
3. Çağı Iskalayanlar
İşte asıl kalabalık burada. Gelecekten korktukları için geçmişe sığınıyorlar. Değişimi düşman, soruyu isyan, eleştiriyi ihanet sayıyorlar.
Bunlar için dünya hâlâ siyah–beyaz televizyon. Anten yamuk ama “çekiyor işte” diyorlar.
Bilgiyle değil, ezberle yaşıyorlar. Düşünce değil, slogan biriktiriyorlar. Ve en acısı: Kendi karanlıklarını kutsal sanıyorlar.
Peki Türkiye Hangi Kategoride?
Şimdi can alıcı yere gelelim.
Türkiye bir ülke değil de bir eşik sanki. Aynı apartmanda fiber internetle çalışan yazılımcı da var, hâlâ Dünya’nın öküzün boynuzunda durduğuna inanan da.
Bir yanımız geleceğe göz kırpıyor; diğer yanımız geçmişle nikâh tazeliyor. Üniversite mezunu olup tek kaynağı akşam haberleri olanlar var. Diplomalı ama meraksız, okumuş ama düşünmemiş.
Türkiye şu an topluca askıda kalanlar kategorisinde. Ama tehlikeli bir askı bu; ip koparsa çağın gerisine yuvarlanmak işten bile değil.
Gençler arasında güncellenmiş insanlar çoğalıyor; bu umut. Ama aynı gençler, eğitim sistemiyle törpüleniyor, liyakatsizlikle yoruluyor, gelecek kaygısıyla yaşlandırılıyor.
Yaşça büyük olanların önemli bir kısmı ise çağı ıskaladığını fark etmemekte ısrarcı. Zaman değişti diyoruz, “eskiden böyle miydi?” diye cevap veriyorlar. Evet, eskiden böyle değildi; çünkü eskidendi.
Çağı Iskalamanın Bedeli
Gelecek, kimseye “sen iyi niyetliydin” diye not vermeyecek. Uyum sağlayamayanları sessizce sistem dışına itecek. Ne bağırarak ne kavga ederek… Sadece yok sayarak.
Ve inanıyorum ki en büyük ayrışma gelirde değil; anlamda olacak. Kim hayatı çözüyor, kim hâlâ çözülmüş masallarla oyalanıyor…
Benim derdim kimseyi aşağılamak değil. Ama şu gerçeği de halının altına süpüremeyiz: Çağ, kimseyi beklemiyor.
Saat ilerliyor. Zil çalmıyor. Uyanmayan derse giremiyor.
Ve gelecekte insanlar şuna göre ayrılacak:
“Gerçekle yüzleşebilenler” ve “masalla avunanlar.”Hangisinde durduğumuz, ne söylediğimizden çok neyi duymaya tahammül edebildiğimizle belli olacak gibi görünüyor.



Yorum Gönder