CHP Neden İktidar Olamıyor ? 50 Yıldır Aynı Film, Aynı Son!
Yüzde 25'e Tıkanıp Kalmak: CHP'nin İktidar Olma Reçetesi Yanlış mı?
Abi geçen akşam dostlara laflıyoruz, çaylar demli, sohbet koyu. Siyaset dönüyor tabii. Bir arkadaş çıkardı soruyu: Ya hu, 50 yıl olmuş, şu CHP bir türlü iktidar olamıyor. Her seçim 'geliyoruz, geliyoruz' diye tempo tutuyorlar, sonra yine aynı yer. Yüzde 25'e tıkanıp kalıyorlar. Bu nasıl iş?"
Haklı be! 1975 'den beri aynı film.
Her seçim aynı umut, her seçim aynı hayal kırıklığı.
Peki neden bu parti bir türlü iktidar olamıyor?
🧳 1. Sırtındaki Tarih Bavulu: 1923'ten Beri Taşıyor
Abi CHP'nin sırtında koskoca bir tarih var.
1923'ten 1950'ye kadar tek parti iktidarı.
O dönem yapılanlar var:
Ezanın Türkçe okunması,
Tekke ve zaviyelerin kapatılması, şu bu...
Bunların hepsi toplumun geniş kesimlerinde CHP'ye karşı "devletçi, jakoben, halktan kopuk bir algı oluşturmuş .
Yakup Kadri'nin "Yaban" romanında anlattığı gibi, köylüye tepeden bakan bir aydın tipi var. Köylüyü "kaba, saba, kaypak, korkak, pis kokan, dedikoducu ve güvenilmez" olarak gören bir seçkinci zihniyet .
İnsan kendini böyle gören bir partiden oy ister mi?
İstemez kardeşim, istemez!
Bu bagaj o kadar ağır ki,
Biz değiştik desen de kimse inanmıyor.
Toplum hafızasına çivilemiş, unutmuyor, affetmiyor .
👑 2. Halka Tepeden Bakma Sendromu: "Sen Ne Bilirsin ki Köylü?"
CHP’nin en büyük sorunlarından biri, halkla aynı dili konuşamaması.
Her şey halk için ama hiçbir şey halkla beraber değil.
Yani tepeden inmeci, jakoben bir anlayış söz konusu.
Halka sorulmaz, fikri alınmaz; halk cahildir, onları biz kurtaracağız düşüncesi hâkim.
Bu anlayışla halkın gönlüne girilir mi?
Girilmez!
CHP’nin seçmen kitlesi ağırlıklı olarak kentli, seküler, eğitimli kesimlerden oluşuyor. Anadolu’nun muhafazakâr, milliyetçi ve dindar tabanıyla bağ kuramıyor.
Köylüye gidip
Sen nasıl yaşıyorsun, ne düşünüyorsun?” demek yerine
Seni nasıl kurtarırım?” diye düşünülüyor.
Böyle olmaz!
🧭 3. İdeolojik Bocalama: CHP "Ben Neyim?" Sorusuna Cevap Arıyor
CHP’nin bir kimlik sorunu var, ne olduğunu kendisi de tam olarak bilmiyor.
Devletçi-milli çizgi mi (Atatürkçülük, laiklik) yoksa sosyal demokrat-evrensel sol çizgi mi?
İkisini birden sürdürmeye çalışırken seçmene tutarsız bir görüntü veriyor.
Kürt sorunu,
Ekonomi,
Dış politika gibi temel konularda net bir vizyon ortaya koyamıyor.
Her şeye bir sözü var ama hiçbir şeye çözümü yok.
Toplumsal taban, örgüt yapısı ve ideoloji arasındaki tutarlılık kaybolmuş.
Çalışan kesimin, emekçinin partisi olması gerekirken orta sınıfın, memurun, emeklinin partisi olmuş.
İşçi nerede, esnaf nerede?
Onlar yok.
😬 4. Muhafazakar Seçmene Yaranma Çabası: "İktida" Yani Taklit Etme
CHP’nin en büyük strateji hatalarından biri, muhafazakâr seçmeni kazanmak için onların tarzını taklit etmeye çalışması.
CHP, AK Parti seçmenine yakın gelebilecek birini aday gösterdi.
Sonuç mu?
CHP seçmeni inandı ne de benimsedi.
Başörtüsü konusunda da benzer bir ikilem yaşanıyor.
CHP bir yandan özgürlükçü görünmeye çalışırken, diğer yandan kendi tabanının tepkisinden çekiniyor ve ortaya samimiyetsiz bir tablo çıkıyor.
Böyle olunca kimseyi ikna edemiyor.
Sonuçta,
Taklitler asıllarını güçlendirir” denmiş;
CHP’nin stratejisi de tam olarak bu, taklit ettikçe rakibini güçlendiriyor.
🤦♂️ 5. Kendini Kanıtlama Derdi: "Ben Dinci Değilim, Ben Darbeci Değilim, Ben..."
CHP yıllardır hem dostlarına hem de düşmanlarına değiştiğini kanıtlamaya çalışıyor.
Dincilere “din düşmanı” olmadığını,
Liberallere “demokrat” olduğunu,
Sünni muhafazakarlara ise “Alevi partisi” olmadığını göstermeye uğraşıyor.
Bu ne kadar anlamsız bir çaba farkında mısın?
Enerjisini bunlara harcayıp kendi sözünü söylemeye fırsat bulamıyor.
15 Temmuz’dan sonra bile “darbeci olmadığını” ispatlamak için Yenikapı mitingine katılıyorlar. Peki sonuç?
AKP yine de onları darbecilikle, Fethullahçılıkla suçlamaya devam ediyor.
Oysa yapılması gereken,
Bu sahte eleştirilere hiç kulak asmadan kendi işine bakmak,
Savunma yerine hücum pozisyonunu benimsemek.
🥊 6. İç Çekişmeler: Kavga Etmekten Siyaset Yapmaya Vakit Kalmıyor
CHP’de kronikleşmiş bir liderlik krizi var.
Deniz Baykal dönemi, Kemal Kılıçdaroğlu dönemi ve şimdi Özgür Özel dönemi…
Hepsi iç kavgalar, hizipleşmeler ve fraksiyon çatışmalarıyla geçti.
Sağ partilerde “lider kültü” güçlüyken, CHP’de sürekli bir iktidar mücadelesi yaşanıyor.
Genel başkan koltuğu hiç rahat değil.
Bu çekişmeler partinin enerjisini tüketiyor, dışarıya verilecek mesajları zayıflatıyor.
2010’dan beri Kılıçdaroğlu döneminde genel seçimlerde yüzde 26’yı bile göremeyen CHP, hâlâ aynı sorunlarla uğraşıyor.
Parti içi demokrasi güzel ama bu kadar kavga fazla!
⚔️ 7. Darbelerle İmtihan: 28 Şubat, 27 Mayıs ve CHP'nin Rolü
CHP’nin darbelerle imtihanı da var.
Toplumda, 1960 darbesini ve 28 Şubat sürecini desteklediğine dair güçlü bir algı bulunuyor.
27 Mayıs’ta Menderes’in idam edilmesi hâlâ bu milletin hafızasında tazeliğini koruyor.
Menderes’i darağacına gönderenlerin partisi olarak görülmek, CHP’nin kolayca sırtından atamayacağı bir yük.
28 Şubat’ta başörtülü kızların okula alınmaması, İmam Hatip’lere yönelik baskılar…
Bunların sorumlusu olarak CHP gösteriliyor.
Doğru ya da yanlış, algı bu.
Ve bazen siyasette algı, gerçeğin önüne geçebiliyor.
Tarihin herhangi bir döneminde darbenin doğrudan veya dolaylı bir aparatı ya da destekçisi olarak görülen bir partinin, legal siyasetle başarı elde etmesi neredeyse imkânsızdır.”
👎 8. "AK Parti Karşıtı" Söylem: Olumsuzluk Üzerine Siyaset Olmaz
CHP'nin seçim stratejisi genelde "AK Parti karşıtlığı" üzerine kurulu. "AK Parti kötü, yolsuzluk var, ekonomi kötü" diyor.
Ama "Biz ne yapacağız?" sorusuna net cevap veremiyor .
Ekonomi kötü diyor.
Ama iyi ekonomi politikası nedir anlatmıyor.
Adalet yok diyor.
Ama adalet nasıl gelecek göstermiyor.
Halk da diyor ki:
Madem siz daha iyisiniz, anlatın bakalım nasıl yapacaksınız?"
Cevap gelmeyince, bildiğine devam ediyor.
Bu strateji, partiye yeni oy kazandırmak yerine mevcut tabanı konsolide etmekle sınırlı kalıyor. Yani hep aynı yerde sayıyorsun.
🛋️ 9. Muhalefet Konforu: İktidar Olmak Gerçekten İsteniyor mu?
CHP gerçekten iktidar olmak istiyor mu, yoksa muhalefet koltuğunun konforu mu daha cazip? Parti yönetimine talip olanlar, çoğu zaman iktidar istememiş ya da istemediğini topluma güçlü biçimde hissettirmiştir.
CHP’yi yönetmenin sunduğu ayrıcalıklar ve Mustafa Kemal üzerinden yaratılan konfor alanı, yöneticilerin ülkeyi yönetme zahmetine girmemesine yol açmıştır.
Bazı yorumculara göre iktidar olmak; sorumluluk almak, hesap vermek ve iş yapmak anlamına gelirken, muhalefette eleştirip oturmak çok daha kolaydır.
Üstelik Atatürk istismarıyla her eleştiriyi “Atatürk’e saygısızlık” kılıfına sokup işin içinden çıkmak mümkünken, bu rahatlığı bırakmak istemiyor olabilirler. Düşündürücü.
🎭 10. Samimiyet Testi: Söylem-Eylem Tutarsızlığı
CHP’nin en büyük sorunu samimiyet eksikliği.
Söylem ile eylem arasında büyük bir uçurum var.
Özgürlükçüyüz” diyor ama kendi içinde muhalif sesleri susturuyor.
Halkçıyız” diyor ama halktan kopuk elitlerle yönetiliyor.
Değiştik” diyor ama kimse buna inanmıyor.
Muhafazakâr seçmene, sizi anlıyoruz derken, arkasından kendi tabanına “Onlar gerici” diyor.
Bu ikiyüzlülük artık kimseyi kandırmıyor.
CHP’nin ulaşmak istediği seçmenlerin çoğu, söylem ile eylem arasındaki mesafeyi net bir şekilde görüyor ve bu yüzden parti, daha önce kendisine oy vermemiş seçmeni bir türlü ikna edemiyor.
Peki Ne Yapmalı?
Kısacası, CHP’nin iktidar olamama hikâyesi köklü bir geçmişe dayanıyor.
Tarihsel yükler.
Seçkinci tavır,
Halkla kurulamayan ortak dil.
İdeolojik bocalamalar ve bitmeyen iç kavgalar buna etken.
Üstüne bir de.
İktidar olmayı gerçekten istiyor mu?” sorusu ekleniyor.
Uzmanlara göre CHP’nin yapması gerekenler; tarihsel yüküyle yüzleşip 1923-1950 dönemi ve darbelerdeki rolünü samimiyetle sorgulamak, gerekirse halktan özür dilemek ve helalleşme çağrısını içtenlikle yapmak.
Halkla barışmak,
Elitist dili bırakıp halkın dilini konuşmak ve sorunlarını anlamak.
Not: Bu yazı, 23 yıldır aynı soruyu soran, her seçimde umutlanıp her seçim sonrası hayal kırıklığı yaşayan tüm muhalif seçmenlere ithaf edilmiştir. CHP düşmanlığı değil, CHP'nin neden kazanamadığına dair samimi bir sorgulamadır. Oturduğumuz kahvehanede çaylar demli, sohbet koyu, niyetimiz de muhabbet... Kusura bakmayın!
"Aynı malzemeyle her gün aynı yemeği yapıp 'neden kimse beğenmiyor?' diye ağlanmaz. Milletin sofrasına oturmayı bilmeyen, milletten oy bekleyemez."— Ahmet ATAM'dan Hikmetli Sözler
Kardeşim, şimdi bu beylere bakıyorsun; ağızlarında bir 'demokrasi', bir 'değişim' lafı sakız olmuş. Ama sokağa çıktığında, o kahvehanenin kokusunu bilmezler, Anadolu'nun tozuna basmazlar. 50 yıldır aynı film dönüyor: Seçim akşamı umutlar tavan, gece yarısı "seçmen bizi anlamadı" edebiyatı. Ya hu, sen seçmeni anlamazsan, seçmen seni niye anlasın? Yüzde 25'lik o konforlu alanınızdan çıkıp, o fildişi kulelerden aşağı inmedikçe, bu millet size sadece uzaktan el sallar. İktidar yolu Ankara’nın elit salonlarından değil, Anadolu’nun kerpiç evlerinden geçer; ama anlayana!
Siyaset Çıkmazı
Sokak Mantığı
Benim Terazim
%25 Barajı
"Kemik kitle abi, ölürler de bırakmazlar."
Kemik kitleyle karın doymaz. Geriye kalan %75'in gönlüne giremeyen, tabelaya bakar durur.
Halka Bakış
"Bunlar bizi anlamıyor, eğitim şart!"
Halkı eğiteceğine önce halkın derdiyle dertlenmeyi öğreneceksin. Üstten bakmakla devlet yönetilmez.
İktidar Reçetesi
"Her seçim yeni bir umut, bu sefer tamam!"
Aynı yolu yürüyüp farklı yere varamazsın. Reçete yanlış, malzeme eksik, aşçı da biraz kibirli sanki.
Sokağın "Muhalif" Soruları
Neden yüzde 25'i geçemiyorlar?
Çünkü dertleri milleti kazanmak değil, kendi mahallelerinde 'ağa' olarak kalmak. Yeni mahallelere girmeye korkuyorlar.
Söylem neden halkta karşılık bulmuyor?
Söylem 'akademik', halkın derdi 'ekonomik'. Sen teorilerle uğraşırken, millet tenceredeki eksik soğanla uğraşıyor.
İç çekişmeler bitmez mi?
Kendi içinde barışık olmayan, ülkeye barış getiremez. Koltuk kavgası, vatan davasının önüne geçmiş bir kere.
Değişim gerçekten mümkün mü?
Kişiler değil, zihniyet değişirse mümkün. Eski tas eski hamam olduğu sürece tellaklar değişse ne yazar?
İktidar için ne yapmalılar?
Kravatları gevşetip, ayakkabının altını çamura bulayarak köylere, pazarlara, varoşlara dalmalılar. Ama o ayakkabı çok pahalı gelir şimdi onlara!
Yorum Gönder