no fucking license
Bookmark

KADININ ÇALIŞMASI: AİLE OCAĞINDA SÖNEN ATEŞ Mİ?

Ahmet ATAM bahçeli ev penceresinde aile değerleri ve çalışma hayatı üzerine düşünürken

Kadının iş hayatına katılması, ekonomiye katkı sağlasa da aile bağlarını, kültürel aktarımı ve nesiller arası dengeyi zedeleyebilir. Asıl mesele kadının çalışması değil, mesai saatlerine bağlı işlerde çalışmaya zorlanmasıdır. Zaten ev hanımlığı başlı başına değerli bir emektir.

BİR ÖMÜRLÜK TECRÜBENİN İTİRAFI

Gençliğimde ben de “kadınlar okusun, meslek sahibi olsun, kendi ayakları üzerinde dursun” diyenlerdendim. Bugün yetmiş yaşındayım ve tezgâhın arkasında geçen elli yıl bana öyle dersler verdi ki, o gençlik heyecanımla yüzleşmek zorunda kaldım.

💡 ESNAFIN TERAZİ TAŞI: Bir malı tartarken iki kefeyi dengede tutmak gerekir. Aile de tıpkı böyledir; kadın ve erkek iki kefedir. Denge, herkesin kendi yerinde durmasıyla sağlanır.

ÇALIŞAN KADIN, ÇALIŞAN ERKEK, YORULAN AİLE

Bir kadın mesai saatli bir işte çalıştığında ne olur biliyor musunuz? Sabah çocuğunu kreşe bırakır, akşam yorgun argın eve döner; yemek, bulaşık, ödev derken gece yarısı olur. Peki bu süreçte ne kaybolur? Nesiller boyunca aktarılan o güzelim gelenekler, görenekler, adetler.

KAZIN AYAĞI: "Kadın çalışmazsa ekonomi çöker" diyenlere soruyorum: Ev hanımlığı ekonomiye katkı sayılmaz mı? Temizlik, yemek, çocuk ve yaşlı bakımı… Bunların hepsi dışarıda para karşılığı yapılan işler. Kadın bunları evde yapınca “çalışmıyor” mu oluyor? Bu emeği yok saymak haksızlık, günahtır.

ÜÇ KUŞAK BİR ARADA: KAYBOLAN CENNET

Çocukluğumda nineler, dedeler, anneanneler ve babanneler bir arada yaşardı. Peki şimdi ne oldu? Beton yığını apartmanlarda, sefer tası gibi kutularda, birbirine yabancı çekirdek aileler.

ESKİ AİLE YAPISIYENİ AİLE YAPISI
Üç kuşak bir aradaÇekirdek aile
Bahçeli müstakil evApartman dairesi
Kültürel aktarım güçlüKültürel aşınma hızlı
Aile ekonomisi güçlüBireysel ekonomi
Dayanışma yüksekYalnızlık yüksek

ÇÖZÜM: MECBURİYET DEĞİL, DENGE

Mesele kadının çalışması değil, çalışmaya zorlanmasıdır. Erkeğe ailesini geçindirecek bir maaş verilirse, kadın da kendi isteğiyle evinde, bahçesinde, çocuğunun yanında olabilir. Ancak bu, kadının cahil kalması gerektiği anlamına gelmez. Hayır! Kadın iyi bir eğitim almalı, ev ekonomisini, çocuk psikolojisini ve kültürünü öğrenmeli. Bu eğitim ona hem evde hem de toplumda güç kazandırır.

HİKMETLİ KAPANIŞ: ÇINAR AĞACI MİSALİ

Bir çınar ağacını düşünün; kökleri derine inmezse rüzgârda devrilir. Aile de böyledir; geçmişe, geleneklere, kültüre dayanmayan kökler, modern hayatın rüzgârında savrulur gider. Kadın o ağacın köküdür. Kökü sökerseniz ağaç kurur, ama kökü sağlam olursa dalları göğe uzanır.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Kadınlar çalışmamalı mı?

Hayır, kadınlar çalışmalı ama bu çalışma mesai saatli bir iş değil, evinin ve ailesinin idaresi olmalıdır. Kadın ev hanımı olarak zaten çalışıyor.

Kadın eğitim almalı mı?

Kesinlikle almalı. Ama bu eğitim, ev ekonomisi, çocuk gelişimi, kültürel değerler ve sosyal yaşam yönünde olmalıdır.

Ekonomik zorunluluklar ne olacak?

Erkeğe asgari ücretin üzerinde, ailesini geçindirecek bir ücret verilmelidir. O zaman kadın çalışmaya mecbur kalmaz.

Üç kuşak bir arada yaşamak neden önemli?

Çünkü kültürel aktarım, dayanışma ve aile ekonomisi ancak bu şekilde güçlü kalır. Apartman daireleri bu bağları koparıyor.

Çalışan kadının çocuklarına etkisi ne oluyor?

Çocuklar bakıcılara ve kreşlere emanet ediliyor. Nesiller boyu aktarılan gelenekler, görenekler ve adetler aşınmaya uğruyor.


EVİN IŞIĞI ŞİİRİ:

Bir terazinin iki kefesinde duruyor bugün hayat;
Bir kefede maaş bordroları, mesai saatleri,
Beton apartmanlar, koşuşturan ayak sesleri...
Ötekinde bir çocuğun başını okşayan el,
0cakta ağır ağır pişen yemek,
Babaannenin sandığından çıkan eski bir mendil,
Dededen toruna geçen bir dua, bir türkü, bir hatıra...

Ve zaman, ikisine de aynı ağırlıkta bakıyor.
Ben gençken eğitimin kapısını kadınlara ardına kadar açalım dedim.
Açtık...
İyi de ettik.
Çünkü cehalet kadın-erkek ayırmaz;
Karanlık, karanlıktır.

Fakat yıllar geçti,
Tezgâhın arkasında bir ömür eskittim,
İnsanların yüzünü, evlerin içini, pazarın hesabını,
Hayatın ince terazisini gördüm.
Anladım ki okumak başka,
Hayatı yalnızca kazanmak başka.

Bir çocuk büyürken sadece süt istemiyor;
Bir ninni istiyor, bir masal,
Bir büyük elinin sıcaklığını, “Ben buradayım.” diyen bir çift gözü...
Çocuk dediğin kreş fişiyle değil,
Hatıralarla büyüyor.

Ama biliyorum;
Her anne evde kalamaz,
Her baba bütün yükü taşıyamaz.
Hayat dediğin bazen insanın önüne hesap makinesini koyar
Ve vicdanınla pazarlık ettirir.

İşte benim derdim kadınla değil;
Kadını da erkeği de hayatın dar boğazına sıkıştıran düzenledir.

Bir ev düşünün...
Kapısında üç kuşağın ayak izi olsun.
Bahçesinde çocukların sesi,
Mutfakta annenin telaşı,
Avluda dedenin bastonu,
Pencerede yaşlı bir ninenin gülümseyen yüzü...

Akşam olunca sofra kurulsun.
Ekmeği bölüşürken yalnız ekmek değil,
Hayat da bölüşülsün.
Biri geçmişi anlatsın, biri bugünü,
Çocuklar geleceği...
İşte o zaman
Ev yalnızca betonun içindeki oda değil,
Yuvanın hafızanın olur.

Şehir büyüdü, evler küçüldü.
Evler küçüldü, odalar çoğaldı.
Odalar çoğaldı, insanlar birbirinden uzaklaştı.
Aynı çatı altında ayrı dünyalarda yaşayanlar gördük.
Sonra telefonlar konuştu, insanlar sustu.

Ey hayat!
Bize daha büyük cüzdanlar verirken,
Neden daha küçük sofralar verdin?
Neden daha yüksek binalar yaptık da,
Daha alçak gönüller kuramadık?
Neden çocuklarımızın odalarını büyütürken,
Onlara ayırdığımız zamanı küçülttük?

Ben bugün altmış sekiz yaşındayım.
Artık hayatı
Kitapların satırlarından değil,
İnsanların gözlerinden okuyorum.

Şunu öğrendim:
Bir toplum yalnız fabrikalarıyla, bankalarıyla, yollarıyla zenginleşmez.
Bir toplumun asıl serveti, bir çocuğun “dede” diye koştuğu,
Bir annenin “yavrum” diye sarıldığı,
Bir babanın “merak etmeyin” diyebildiği evlerin içinde saklıdır.

Ve belki de medeniyet dediğimiz şey,
İnsanın dışarıda dünyayı fethederken
İçeride kendi evini kaybetmemesidir.

Sonra akşam olur...
Terazi susar.
Para cebinde kalır, makbuzlar çekmeceye girer, mesailer biter.
Geriye yalnız sofranın etrafındaki insanlar kalır.
İşte o zaman anlarsın:
Hayatın en büyük hesabı kasada değil, gönülde tutulur.
Ve evin ışığı yanıyorsa karanlık henüz topluma galip gelmemiştir.

DİJİTAL AYAK İZİ
Ahmet ATAM

KENDİME YAZILARIM

🔍 BENİ GOOGLE'DA BUL

© 2026 | "Ocağı tüten evin kapısı ardına kadar berekete açılır."

Yorum Gönder

Yorum Gönder

Yorumlarda lütfen saygılı olun