![]() |
| İyilik yap denize at, balık bilmezse Halik bilir |
İyilik Denize Atılır, Vicdan Rahat Uyur:
Karşılıksız İyiliğin Gücü Balık Bilmezse Halik Bilir:
İyilik yap denize at, balık bilmezse Halik bilir” atasözünün günlük hayatımızdaki anlamı ve vicdanla yapılan iyiliğin değeri üzerine kısa bir yazı.ve öykü.Hani bazen birine yardım edersin, bir selam verirsin, bir omuz uzatırsın... ama karşılığında ne bir teşekkür gelir ne bir gülümseme görürsün. Hatta bazen iyilik yaptığın kişi dönüp sana kötülük bile edebilir.
İşte o zaman bile içinden “Ben niye uğraşıyorum?” diye geçirirsin. lakin sonra bir ses gelir içinden: boş ver “İyilik yap denize at, balık bilmezse Halik bilir.”
Bu söz, benim çevremde, büyürken sık sık duyduğum bir nasihatti. Babam elinden geldiğince çevresine yardımcı olmaya çalışırdı,. Annem, kendi ihtiyacı varken bile imkan nispetinde başkasına el uzatırdı. Karşılık beklemeden, sadece içlerinden geldiği için. Çünkü bilirlerdi ki gerçek iyilik, görünmek için değil, gönülden yapılır.
İşte ben de hayatım boyunca bu sözü kendime rehber edindim. Blog yazarken, birine bir şey anlatırken, bir görsel tasarlarken hep şunu düşündüm: Belki kimse fark etmez, belki kimse teşekkür etmez ama ben içim rahat bir şekilde uyurum.
Bu söz, benim çevremde, büyürken sık sık duyduğum bir nasihatti. Babam elinden geldiğince çevresine yardımcı olmaya çalışırdı,. Annem, kendi ihtiyacı varken bile imkan nispetinde başkasına el uzatırdı. Karşılık beklemeden, sadece içlerinden geldiği için. Çünkü bilirlerdi ki gerçek iyilik, görünmek için değil, gönülden yapılır.
İşte ben de hayatım boyunca bu sözü kendime rehber edindim. Blog yazarken, birine bir şey anlatırken, bir görsel tasarlarken hep şunu düşündüm: Belki kimse fark etmez, belki kimse teşekkür etmez ama ben içim rahat bir şekilde uyurum.
Çünkü Halik — yani her şeyi bilen, gören, yaratan — bilir.
İyilik, bir yatırım değildir. Karşılık beklenen bir ticaret hiç değil. O, insan olmanın özü. Ve biz iyiliği denize atarız.
İyilik, bir yatırım değildir. Karşılık beklenen bir ticaret hiç değil. O, insan olmanın özü. Ve biz iyiliği denize atarız.
Belki balık bilmez, belki su bile fark etmez. Ama Halik bilir. O yeter.
Allah’ın adını anıyoruz ya, Kula bile bile kanıyoruz ya O Nurla gönüllü yanıyoruz ya, Cehennem narından müstesnayız biz Yürekleri burkan bir iyilik öyküsü
Genç adam her sabah sokağın başındaki büyük binanın giriş katında, cam kenarında oturup dışarıyı izleyen yaşlı kadınla selamlaşıyordu. Bir gün kadın genç adama seslendi:
- Bakar mısın delikanlı?
- Buyur teyzecim? dedi her sabah selamlaştığı kadına ve cama yaklaştı. Yaşlı kadın:
- Evladım, benim iki bacağım da yok. Bana ekmek parası verir misin? dedi.
Genç adam çok üzüldü ve bütün parasını kadına verdi. Ardından işe gitti ama iş yerinde sürekli o kadını düşündü. Kim bilir, kadının durumu ne kadar zordu; kendi ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak durumdaydı. Üstelik iki bacağı da yoktu.
Ertesi sabah erkenden kalkıp bakkala gitti ve bir şişe süt ile bir ekmek aldı. Kadın camdaydı. Poşeti kadına uzattığında, kadının gözlerindeki mutluluk onu derinden etkiledi ve heyecanlandırdı.
İyi bir şey yaptığına inanıyordu.
İçinde çok büyük bir huzur vardı.
İş yerinde ki bir arkadaşına durumu anlatınca, arkadaşı kahkahalarla gülmeye başladı:
- Oğlum sen ciddi misin, hangi çağda yaşıyoruz. Buna ancak senin gibi saflar inanır. Bacakları yokmuş, öyle mi? Ben de yedim! Safsın oğlum, bunu kabul et. her cam kenarında oturanın bacakları olmasaydı memleket bacaksızdan geçilmezdi ,dedi ve alay etti.
O gün boyunca genç adam tek kelime etmedi. Arkadaşının sözlerini sürekli düşündü. Ya Ümit haklıysa? Ancak kadının bakışları o kadar inandırıcı ve huzur doluydu ki...
Ertesi sabah yine bir şişe süt ve bir ekmek aldı. Kadının penceresine doğru yaklaşıp ona görünmeden binanın arka tarafındaki giriş kapısından içeri girdi ve elindeki poşeti sessizce yaşlı kadının kapısının önüne bıraktı.
Gazete dağıtıcılarının telaşlı tavrıyla zile basıp içinde büyüyen tedirginlikle kapı açılmadan hızla uzaklaştı binadan. Kadın kapıyı açmamalıydı. Ya sakat değilse, ya Ümit haklıysa…
O günden sonra genç adam bir daha kadına görünmedi. Ancak, onun gözlerinde gördüğü mutluluğa olan inancı nedeniyle her sabah aynı şekilde içi dolu beyaz poşeti kapının önüne bırakıyor, zile basıyor ve hızla uzaklaşıyordu.
Bu iş yıllarca böyle sürdü.
Kimseye bir şey söylemedi.
Bir sabah yine kahvaltısını yaptı,
Poşetini hazırladı ve sokağa çıktı.
Binaya girmek üzere kapıya doğru yönelince kalabalığı fark etti.
Ciddi bir kalabalıktı bu.
Belli ki kötü bir şey olmuştu.
Kapının önündeki memura yaklaştı ve ne olduğunu sordu.
Giriş katta yaşayan yaşlı bir kadın varmış. Dün sabah, üst kattaki komşusundan aşağı inerken merdivenlerden kaymış, kafasını basamağın köşesine çarpmış ve hayatını kaybetmiş, dedi memur.
Dünyası başına yıkıldı genç adamın, elindeki ki beyaz poşet yere düştü.
İçindeki süt şişesi kırıldı.
Ümit haklı çıkmıştı ve o tam üç sene boyunca bir sahtekara hizmet etmişti.
Sonunda, polis poşeti yerden aldı ve içine göz attı.
Aradığı parmak izini bulmuş bir dedektifin yüzündeki ifadeyle merdiven boşluğuna doğru bağırdı:
- Amirim beklenen kişi geldi…
Amir, dışarı seslendi:
- İçeri yolla!
Polis memuru genç adama:
- Amirim sizi bekliyor içeride…
diyerek genç adamı içeri yolladı.
Ne olmuş olabilirdi ki?
Şüpheliler listesinde adının geçtiğini öğrenen bir masum, endişeli bir yüz ifadesiyle içeri girdi. Amir, üzerinde "Sabah 8:15'te elinde süt şişesiyle gelen adama verilecek!" yazan sarı zarfı,
- Bu mektup rahmetlinin üzerinden çıktı, diyerek adama uzattı.
Eski bir zarf, içinde bir mektup... Ne olabilirdi ki? Az önce hezimete uğramış bir beden, yeni bir sarsıntıyı kaldıracak gücü bulamazdı. Mektupta aynen şu satırlar yer alıyordu:
Birine bir iyilik ya da kötülük yapmaya niyetlenirken, içinde en ufak bir şüphe varsa hemen vazgeç. Sen her sabah kapıma bir ekmek, bir şişe süt ve kocaman bir şüphe bırakıp gidiyordun. İçinde bir acı vardı. Kapıyı açmam ihtimalinden hep korkuyordun. Oysa sana sarılmayı, "Oğlum" demeyi, gözlerine bakmayı ne çok isterdim. Hesap yapmadan yaşa evlat, yüzleşmekten korkma...
Eğer bir şeyin iyi olduğunu düşünüyorsan, yaptığın şey kesinlikle iyidir. İyi bir şey yaparken acı çekenler, başkaları için iyilik yapanlardır.
Hayatın boyunca kimse için bir şey yapma; ne yapıyorsan sadece kendin için yap, çünkü ben hep böyle yaşadım. Etkilenmişti; ama yazılanlar kadının yalanının üstünü kapatmıyordu.
Mektubu cebine yerleştirip çıkmak için kapıya yöneldiği anda, üst kattan gelen yüksek bir ağlama sesiyle irkildi.
Bir kadın, “Benim yüzümden öldü, benim yüzümden öldü!” diyerek hıçkırıklarla ağlıyordu. Amire dönüp sordu:
- Bu ağlayan kadın kim?
Sabahtan beri her şeyin farkında olan amir, duruma tam hakimiyetiyle açıklamaya başladı.
Rahmetli, gerçekten iyi bir kadınmış. Her sabah üst kattaki yatalak komşusuna bir şişe süt ve bir ekmek götürürmüş.
Dün sabah yine götürmüş, dönüşte koltuk değneklerinden biri kırılmış, yaşlı kadın bu yüzden merdivenlerden düşmüş; ama boş ver, yaşlılar böyledir. Ekmeği sütü kesildi diye ona üzülüyordur.
Genç adam şaşkınlıkla olduğu yerde kalakaldı.
Bir insan hakkında peş peşe bu kadar çelişkili düşüncelere kapılmak...
Hemen yukarı çıktı. Ağlayan kadına doğru yaklaştı. Kimsesiz ve yatalaktı. Gözyaşlarını sildi, ona sarıldı ve elini öptü. Kadının gözlerinde, vefat eden yaşlı kadının bakışları vardı.
Alıntıdır ....
Bir iyilik öyküsü:
Allah’ın adını anıyoruz ya, Kula bile bile kanıyoruz ya O Nurla gönüllü yanıyoruz ya, Cehennem narından müstesnayız biz Yürekleri burkan bir iyilik öyküsü
Genç adam her sabah sokağın başındaki büyük binanın giriş katında, cam kenarında oturup dışarıyı izleyen yaşlı kadınla selamlaşıyordu. Bir gün kadın genç adama seslendi:
- Bakar mısın delikanlı?
- Buyur teyzecim? dedi her sabah selamlaştığı kadına ve cama yaklaştı. Yaşlı kadın:
- Evladım, benim iki bacağım da yok. Bana ekmek parası verir misin? dedi.
Genç adam çok üzüldü ve bütün parasını kadına verdi. Ardından işe gitti ama iş yerinde sürekli o kadını düşündü. Kim bilir, kadının durumu ne kadar zordu; kendi ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak durumdaydı. Üstelik iki bacağı da yoktu.
Ertesi sabah erkenden kalkıp bakkala gitti ve bir şişe süt ile bir ekmek aldı. Kadın camdaydı. Poşeti kadına uzattığında, kadının gözlerindeki mutluluk onu derinden etkiledi ve heyecanlandırdı.
İyi bir şey yaptığına inanıyordu.
İçinde çok büyük bir huzur vardı.
İş yerinde ki bir arkadaşına durumu anlatınca, arkadaşı kahkahalarla gülmeye başladı:
- Oğlum sen ciddi misin, hangi çağda yaşıyoruz. Buna ancak senin gibi saflar inanır. Bacakları yokmuş, öyle mi? Ben de yedim! Safsın oğlum, bunu kabul et. her cam kenarında oturanın bacakları olmasaydı memleket bacaksızdan geçilmezdi ,dedi ve alay etti.
O gün boyunca genç adam tek kelime etmedi. Arkadaşının sözlerini sürekli düşündü. Ya Ümit haklıysa? Ancak kadının bakışları o kadar inandırıcı ve huzur doluydu ki...
Ertesi sabah yine bir şişe süt ve bir ekmek aldı. Kadının penceresine doğru yaklaşıp ona görünmeden binanın arka tarafındaki giriş kapısından içeri girdi ve elindeki poşeti sessizce yaşlı kadının kapısının önüne bıraktı.
Gazete dağıtıcılarının telaşlı tavrıyla zile basıp içinde büyüyen tedirginlikle kapı açılmadan hızla uzaklaştı binadan. Kadın kapıyı açmamalıydı. Ya sakat değilse, ya Ümit haklıysa…
O günden sonra genç adam bir daha kadına görünmedi. Ancak, onun gözlerinde gördüğü mutluluğa olan inancı nedeniyle her sabah aynı şekilde içi dolu beyaz poşeti kapının önüne bırakıyor, zile basıyor ve hızla uzaklaşıyordu.
Bu iş yıllarca böyle sürdü.
Kimseye bir şey söylemedi.
Bir sabah yine kahvaltısını yaptı,
Poşetini hazırladı ve sokağa çıktı.
Binaya girmek üzere kapıya doğru yönelince kalabalığı fark etti.
Ciddi bir kalabalıktı bu.
Belli ki kötü bir şey olmuştu.
Kapının önündeki memura yaklaştı ve ne olduğunu sordu.
Giriş katta yaşayan yaşlı bir kadın varmış. Dün sabah, üst kattaki komşusundan aşağı inerken merdivenlerden kaymış, kafasını basamağın köşesine çarpmış ve hayatını kaybetmiş, dedi memur.
Dünyası başına yıkıldı genç adamın, elindeki ki beyaz poşet yere düştü.
İçindeki süt şişesi kırıldı.
Ümit haklı çıkmıştı ve o tam üç sene boyunca bir sahtekara hizmet etmişti.
Sonunda, polis poşeti yerden aldı ve içine göz attı.
Aradığı parmak izini bulmuş bir dedektifin yüzündeki ifadeyle merdiven boşluğuna doğru bağırdı:
- Amirim beklenen kişi geldi…
Amir, dışarı seslendi:
- İçeri yolla!
Polis memuru genç adama:
- Amirim sizi bekliyor içeride…
diyerek genç adamı içeri yolladı.
Ne olmuş olabilirdi ki?
Şüpheliler listesinde adının geçtiğini öğrenen bir masum, endişeli bir yüz ifadesiyle içeri girdi. Amir, üzerinde "Sabah 8:15'te elinde süt şişesiyle gelen adama verilecek!" yazan sarı zarfı,
- Bu mektup rahmetlinin üzerinden çıktı, diyerek adama uzattı.
Eski bir zarf, içinde bir mektup... Ne olabilirdi ki? Az önce hezimete uğramış bir beden, yeni bir sarsıntıyı kaldıracak gücü bulamazdı. Mektupta aynen şu satırlar yer alıyordu:
Birine bir iyilik ya da kötülük yapmaya niyetlenirken, içinde en ufak bir şüphe varsa hemen vazgeç. Sen her sabah kapıma bir ekmek, bir şişe süt ve kocaman bir şüphe bırakıp gidiyordun. İçinde bir acı vardı. Kapıyı açmam ihtimalinden hep korkuyordun. Oysa sana sarılmayı, "Oğlum" demeyi, gözlerine bakmayı ne çok isterdim. Hesap yapmadan yaşa evlat, yüzleşmekten korkma...
Eğer bir şeyin iyi olduğunu düşünüyorsan, yaptığın şey kesinlikle iyidir. İyi bir şey yaparken acı çekenler, başkaları için iyilik yapanlardır.
Hayatın boyunca kimse için bir şey yapma; ne yapıyorsan sadece kendin için yap, çünkü ben hep böyle yaşadım. Etkilenmişti; ama yazılanlar kadının yalanının üstünü kapatmıyordu.
Mektubu cebine yerleştirip çıkmak için kapıya yöneldiği anda, üst kattan gelen yüksek bir ağlama sesiyle irkildi.
Bir kadın, “Benim yüzümden öldü, benim yüzümden öldü!” diyerek hıçkırıklarla ağlıyordu. Amire dönüp sordu:
- Bu ağlayan kadın kim?
Sabahtan beri her şeyin farkında olan amir, duruma tam hakimiyetiyle açıklamaya başladı.
Rahmetli, gerçekten iyi bir kadınmış. Her sabah üst kattaki yatalak komşusuna bir şişe süt ve bir ekmek götürürmüş.
Dün sabah yine götürmüş, dönüşte koltuk değneklerinden biri kırılmış, yaşlı kadın bu yüzden merdivenlerden düşmüş; ama boş ver, yaşlılar böyledir. Ekmeği sütü kesildi diye ona üzülüyordur.
Genç adam şaşkınlıkla olduğu yerde kalakaldı.
Bir insan hakkında peş peşe bu kadar çelişkili düşüncelere kapılmak...
Hemen yukarı çıktı. Ağlayan kadına doğru yaklaştı. Kimsesiz ve yatalaktı. Gözyaşlarını sildi, ona sarıldı ve elini öptü. Kadının gözlerinde, vefat eden yaşlı kadının bakışları vardı.
Alıntıdır ....



Yorum Gönder