Kur’an’da çok net bir ifade var: “Aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırırım.” Yıllardır okuyoruz ama nedense hep başkalarına söylendiğini düşünüyoruz.
Hep “onlar” aklını kullanmıyor; biz ise masumuz. Sonra bir salgın geliyor. İlk günlerde ne yaptık?
Camileri doldurduk, yan yana saf tuttuk. Ne maske vardı ne mesafe.
Akşamları minarelerden selalar verildi, dualar, yakarışlar, gözyaşları… Ama salgın durmadı, hatta arttı.
Şimdi insan sormadan edemiyor: Allah bizi duymadı mı, yoksa biz mi Allah’ın söylediklerini duymadık?
Dua Ettik Ama Aklı Kapıda Bıraktık
Bunu açıkça söyleyeceğim: Dua ederken aklı bir kenara bıraktık. Oysa Kur’an’da “Her şeyi sizin yerinize yaparım” yazmaz; tam tersine, tedbir al, aklını kullan, sebep–sonuç ilişkisi kur, sonra dua et der.Peki biz ne yaptık?
Bilim “kalabalık yapmayın” dedi, biz “Allah büyüktür” dedik. Maske dediler, “iman yeter” dedik. Mesafe dediler, “tevekkül” dedik. Sonra virüs bulaşınca suçlu aradık..
Hiç düşündük mü, belki Allah bizi cezalandırmıyordu, sadece uyarıyordu. Ama biz o uyarıyı gökten taş düşmesini bekleyerek aradık. Oysa uyarı; hastanede, yoğun bakımda, bilim insanlarının sözlerinde, verilerde, sayılardaydı.
Belki de Allah “Size akıl verdim, kullanın, bana gelmeden önce onu çalıştırın” diyordu. Ama biz aklı raftan indirmeden dua etmeye kalktık. Bu, direksiyonu kırıp “Allah korusun” demek gibiydi.
Günah Meselesi mi, İdrak Meselesi mi?
Hep aynı bahaneye sığınıyoruz: “Günahlarımız çoktu, o yüzden oldu.” Bu, işin en kolay kaçış yolu çünkü “günah” deyince sorumluluk bir anda ortadan kalkıyor.
Oysa belki mesele günah değil; inat, kibir, “ben bilirim” hastalığı. Aynı hatayı defalarca tekrarlayıp her seferinde “Allah affetsin” demek, affedilmekten çok ciddiye alınmamaya yol açar.
Son Soru (Asıl Can Yakan)
Belki de asıl soru “Allah neden bizi korumadı?” değil, “Allah bize akıl verdiği hâlde biz neden kullanmadık?” olmalı.Çünkü aklı kullanmadan edilen dua, adres sormadan yola çıkmaya benzer; samimidir ama bir yere varmaz.
Bu yazı inancı yıkmak için değil, uyandırmak için yazıldı. Rahatsız olduysan bu iyi, çünkü bazen rahatsızlık şefkatten önce gelir. Evet, filtresiz, süssüz ama derdi olan yazılar bazen fazla gelebilir. Olsun, ben yine de yazmaya devam ederim.
Salgın, Dua ve Akıl: İlahi Sünnetin Neresindeyiz?
| Bakış Açısı | Pasif Tevekkül (Hatalı) | Kur’anî Metodoloji (Akıl ve İman) |
|---|---|---|
| Dua Anlayışı | Sorumluluk almadan sadece dil ile istemek. | Fiili dua (çalışma, önlem) sonrası kavli dua. |
| Salgına Yaklaşım | "Kader" diyerek önlemi terk etmek. | "Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın" (Bakara-195). |
| Bilim ve Din | Bilimi dışlayan, mucize bekleyen yapı. | Bilimi, Allah'ın evrendeki yasalarını keşif aracı görmek. |
| Sorumluluk | Hataları "İlahi Takdir"e yüklemek. | "Başınıza gelen her musibet, ellerinizle işlediklerinizdendir" (Şura-30). |
Soru ve Cevaplarla Hakikat
Salgınlar neden sadece dua ile durmuyor?
Allah evreni "Sünnetullah" dediğimiz değişmez yasalar üzerine kurmuştur. Bu yasalar gereği hastalık biyolojik bir süreçtir; çözümü ise yine biyolojik ve tıbbi bir çaba (fiili dua) gerektirir.
Kur'an-ı Kerim akıl konusunda ne diyor?
Kur'an yüzlerce ayette "Hâlâ akıllanmayacak mısınız?" diye sorar. Akıl, vahyî anlamak ve evrendeki sistemi çözmek için verilen en büyük emanettir.
Allah sustu mu, yoksa biz mi duymuyoruz?
Allah kainat kitabıyla ve vahiyle konuşmaya devam ediyor. "Sustu" zannedenler, O'nun laboratuvardaki yasasını, tarladaki bereketini ve akıl süzgecindeki uyarılarını görmezden gelenlerdir.
Duanın buradaki gerçek yeri nedir?
Dua, kulun acziyetini itirafı ve motivasyon kaynağıdır; ancak sistemi bypass etmek için bir sihirli değnek değildir.
Aklı devre dışı bırakmanın faturası nedir?
Cehalet, sömürü, salgın hastalıkların yayılması ve toplumların geri kalarak yok olmasıdır.
Günün Ana Fikri: Allah aklı, insanı doğruya ulaştırsın diye verdi; onu devre dışı bırakıp mucize beklemek, Yaratan’ın sistemine itaatsizliktir.



Yorum Gönder