no fucking license
Bookmark

KÜTAHYA DAN KAÇIŞ EKONOMİK Mİ SOSYAL NEDENLERDEN Mİ FIRSATINI BULAN NEDEN KAÇIYOR


Kütahya’dan zenginleşen neden geri dönmüyor? İmkânı olan uzaklaşıyor da geriye kim kalıyor? 
Açık konuşmak gerekirse, Kütahya deyince akla seramik, termal su, huzur geliyor. 

Ama bir de şu var: Ekonomik sebeplerle giden gençleri anlıyoruz, peki ya varlıklı olup da dövmeyenler? 
Madem para ve imkân vardı, neden geri gelmiyorlar? 
Acaba sorun yalnızca ekonomi mi, yoksa işin ucu daha derinlere mi uzanıyor?

Gençler Neden Gidiyor? İş Yok mu, Umut mu Yok?

Tamam, klişe cevap belli:

  • “İş yok.”  
  • “Fırsat yok.”  
  • “Gelecek yok.”

Ama mesele gerçekten sadece iş mi?
Yoksa genç, kendini geliştireceği ortamı mı bulamıyor?  
Kendini ifade edecek alan mı yok?  “Burada kalırsan en fazla bu kadar” diye bir sınır mı çiziliyor?
Şehir küçük olabilir. Peki hayaller de mi küçük kalmalı?  

Peki Zengin Olan Neden Dönmüyor?

Asıl mesele burada. 
Parayı kazanmış, İstanbul’da, İzmir’de, hatta yurtdışında iş kurmuş. 
Tamam, şimdi dön bari diyorsun, ama yok. 
Neden? 
Sokak diliyle sorarsak: İmkânı olan neden gidiyor da “Memlekete yatırım yapayım” demiyor? Gerçekten yatırım ortamı mı yok, yoksa sosyal çevre mi dar?

Psikolojik Sebepler: “Geriye Düşmüş” Hissi mi?

Bir gerçek var. 
Büyük şehirde belli bir sosyal çevreye ve hayat standardına alışan biri, küçük bir şehre dönünce ne hisseder? “Küçülmüş” gibi mi, yoksa “geri gitmiş” gibi mi? 
Bu tamamen psikolojik olabilir. 
Peki, memlekete dönmek neden bazılarına kariyerde gerileme gibi görünür?

Sosyolojik Sebepler: Çevre Baskısı mı, Konfor Alanı mı?

Küçük şehir demek, herkesin birbirini tanımasıdır. 
Başarı da, hata da hemen fark edilir. 
Özgürlük alanı daralabilir. 
Büyük şehirde ise kimse kimseye karışmaz. 
Kütahya’da komşu sorar: “Ne iş yapıyorsun?”, “Kaç para kazanıyorsun?”, “Ev aldın mı?” Peki, başarıyı sessizce yaşamak isteyen biri neden geri dönsün?

Taassubi Sebepler: Değişime Kapalı Zemin mi?

En kritik nokta burası. 
Eğer bir şehir yeni fikre kapalı, farklı olana mesafeli ve “Bizde böyle gelmiş böyle gider” anlayışındaysa, zengin olup gelen biri ne yapabilir? 
Yenilik mi getirecek, yoksa duvara mı çarpacak? 
Açıkça soruyorum: 
Değişim isteyen mi yoruluyor, yoksa şehir mi direniyor?

Kara Mizah Gerçeği: Gidenin Değeri Artıyor

İşin ironisi şu: 
Şehirdeyken kimse dönüp bakmaz, ama gidince “Bizim çocuk başardı” derler. 
Peki, o başarılı çocuk geri dönmek istese? “Burada iş mi var?”, “Yatırım riskli.”, “Ortam dar.” gibi sözler duyulur. 
O zaman şehir ne yapacak? 
Başarıyı uzaktan alkışlayıp, yakına gelince ürkecek mi?

Sorun Ekonomik mi, Kültürel mi?

Belki mesele para değil; belki mesele yaşam kalitesi algısı, kültürel çeşitlilik, sosyal hareketlilik ve özgürlük hissidir. 
Eğer bir şehir sadece “doğduğun yer” olarak kalıyor ve “yaşamak istediğin yer” olamıyorsa, insan neden geri dönsün?

Asıl Soru: Kütahya Neden Tutamıyor?

Gençler gidiyor, zenginler gidiyor, imkânı olan gidiyor. 
Peki geride kim kalıyor? 
Asıl soru şu: 
Kütahya insanını neden tutamıyor? 

Ekonomik sebepler mi daha baskın, yoksa psikolojik ve sosyolojik engeller mi? 
Bir şehir sadece memleket sevgisiyle ayakta kalabilir mi, yoksa fırsat, vizyon ve özgürlük de mi gerekir? 

Belki de mesele basit: 
İnsan doğduğu yere değil, nefes alabildiği yere bağlanır. 
O zaman sorun gençlerde mi, zenginlerde mi, yoksa şehir kendini yenilemekte mi geç kalıyor? İşte cevap bekleyen soru bu.

Tavan Alçak, Ufuk Uzak Kütahya Şiiri

Kütahya sessiz bir ahşap kapıydı,
Açılırdı ama çıkınca ardından
Hemen süngülenirdi.
Bir çocuğun çizdiği ev resmi gibiydi memleket:
Dumanlı bir baca,
Ama içi hep karanlık.

Bir valiz hazırladı çini motifli,
İçine birkaç eski anı,
Birkaç kırık teşekkür,
Biraz da sessiz öfke koydu.

Sonra yürüdü...
Tarih kokan kaldırımlar,
Arkasından sadece sustu.

Bir elinde gelecek hayalleri vardı,
Diğerinde anlaşılmamış bir fikir.
Ama Kütahya’nın sokakları,
Zihne değil, geçmişe tapardı.

O büyümek istedi.
Ama bu şehir duvarlarla konuşur,
Yeniliğe el sürmek,
Islak ellerle cam silmek gibiydi burada
Ne yapsan iz kalırdı.

Tutuculuk,
Dantel gibi işlemişti balkonlara;
Her yeni fikir,
Düşman gibi görünürdü pencereden.

Oysa o,
Sadece başka bir müzik duymuştu uzaktan.
Ve herkes gibi,
Ritmini bulmak istemişti hayatın.

Ama şehir ona notaları çoktan yasaklamıştı.
Bizim usulümüz var
Diye fısıldıyordu,
Çay kaşığının tabakta çıkardığı her ses.

Sonunda anladı:
Bu şehirde ya geçmiş olursun,
Ya da yabancı.
Ve o gitti.
Arkasında taş gibi susan evler,
Ardında göğe bakan minareler,
Önünde boğaza uzanan başka yalnızlıklar...

Ama o gece…
İstanbul’da bir pencere açıldı,
Ve içeri ilk defa
Özgürlük kokan bir rüzgâr girdi.

Kendi gürültüsünden başkasını susturan
Küçük bir şehir değil,
Büyümeye izin vermeyen
Kocaman bir suskunluktu.

Onlar gitmedi aslında,
Sadece görünmeyen sınırdan dışarı adım attı.
Belki de hiç değişmedi;
Zamanı durdurmuş olanlara göre hızlandı biraz.
Ve her adımında
Arkasında bıraktığı sadece taşlar değildi:
Üzerine konuşulmuş her kahve fincanı,
Onun yerine karar verilmiş her sabah,
Ve…
Senin gibi birine bu şehir fazla! diyen gözlerdi…
 
"Ahmet ATAM'dan Hikmetli Sözler: Kuşu altın kafese koymuşlar 'ah memleketim' demiş; ama Kütahyalıyı serbest bırakmışlar, Eskişehir’e varmadan arkasına bakmamış!"

Bakın efendiler, mesele sadece para değil. Kütahya’da parası olan adamın derdi daha büyük. Burada zengin olursun ama huzurlu olamazsın. Neden? Çünkü komşun senin ne kazandığını senden iyi bilir, yediğin lokma boğazına dizilene kadar arkandan konuşur.

Gençler umudu kesti gidiyor, eyvallah... Peki o kelli felli iş adamları, parayı bulup İstanbul’a, Antalya’ya kaçanlar? Onlar sadece iklim için gitmiyor yeğen. Bu şehrin o boğucu taassubundan, "sen kimsin, kimin oğlusun" etiketlerinden, nefes aldırmayan sosyal baskısından tüyüyorlar. İmkanı olan, kendini bu büyük açık hava hapishanesinden dışarı atıyor. Kalanlar ise ya gidemeyenler ya da bu düzenin bekçiliğini yapanlar.

Mevzu Sokak Mantığı Benim Terazim
Göç Sebebi "İş güç yok, ondan gidiyorlar." Gariban iş için, zengin 'kişilik' için gidiyor. Kütahya'da para kazanılır ama 'kendin' olamazsın.
Sosyal Baskı "Bizim buralar muhafazakardır, adabımız böyledir." Adap dediğin edeptir, başkasının hayatına burnunu sokmak değildir. Bizde muhafazakarlık, komşunun tenceresini röntgenlemek olmuş.
Geri Dönüş "Emekli olunca kesin dönerler." Gidenlerin çoğu ancak cenazesiyle döner. Çünkü o özgürlük havasını bir kere soluyan, bu dar sokağa bir daha sığmaz.

Gidenler ve Kalanlar Üzerine Sıkça Sorulanlar

Kütahya zengini neden başka şehre yatırım yapar?

Çünkü burada yatırım yapsa "hayırdır nereden buldun, vergiden mi çaldın?" diye tepesine binerler. Başka şehirde ise sadece "yatırımcı" olur, kıymet görür. Kimse huzurunu paraya değişmez.

Bu 'taassub' dedikleri şey tam olarak nedir?

Düşüncenin kabız olmasıdır yeğen. Yeniliğe kapalı olmak, farklı olanı dışlamak, kendi dar kalıplarını herkese dayatmaktır. Kütahya’nın havası serttir ama insanının bazı kalıpları daha serttir.

Gençlerin gidişi sadece ekonomik mi?

Hadi oradan! Gençler nefes almak istiyor. Gezmek istiyor, kimsenin ona "saat kaçta geldin, o kimin kızı" diye bakmadığı sokaklarda yürümek istiyor. Ruhun açlığı, karnın açlığından daha zordur.

Peki giden zenginler şehre ne bırakıyor?

Anca bir iki tane bina bırakırlar, o da kirası gelsin diye. Gönlünü bırakmayan adamın binası sadece taştır, ruhsuzdur. Şehir de böyle böyle beton yığınına dönüyor.

Kütahya nasıl düzelir Ahmet abi?

Başkasıyla ilgilenmeyi bırakıp, kendimizle ilgilenmeye başladığımızda düzelir. İnsanına "git" demekten değil, "gel ne olursan ol gel" demekten geçtiğinde yollar, o zaman kimse tüyemez.

GÜNÜN ANA FİKRİ: PARASI OLANIN CÜZDANI, HUZURU OLMAYANIN RUHU GÖÇ EDER. KÜTAHYA'NIN EN BÜYÜK KAYBI, GİDEN PARASI DEĞİL, ŞEHRİNE KÜSEN AKILLARIDIR!

Yorum Gönder

Yorum Gönder

Yorumlarda lütfen saygılı olun