Kimi der "bu iş olur", kimi der "asla olmaz".
Peki nedir bu lafın aslı? Oturalım bir kahve içelim, çözmeye çalışalım.
☕ BİRİNCİ FİNCAN: NEDİR BU LAKIRTI?
Şöyle anlatayım: Demokratik Konfederalizm, kabaca "devlet yok, millet yok, herkes kendi kendini yönetecek" gibi bir şey.
Yani diyor ki:
Kulağa hoş geliyor değil mi?
Ama dur bi dakika, düşününce insanın aklına takılıyor:
Bu işin içinde cumhurbaşkanı var mı? Yok mu?
Güzel kardeşim, sen önce apartmanında giriş katla üst katın otopark kavgasını çöz, ondan sonra gel konuşalım bu işleri.
🐴 İKİNCİ FİNCAN: EŞEK MESELESİ
Şimdi gelelim bizim meşhur deyime: "Eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesmek."
Ne demek bu?
Demokratik Konfederalizm de tam böyle bir şey değil mi?
Herkes karışacak, herkes konuşacak, herkes fikrini söyleyecek...
Hani derler ya "herkesin işi, kimsenin işi değildir".
Bu kadar meclis, bu kadar komite, bu kadar toplantı...
🗺️ ÜÇÜNCÜ FİNCAN: BİZİM COĞRAFYADA İŞLER
Şimdi bu güzelim lafı alalım, bizim memlekete uygulamaya çalışalım.
Bizim memleket 81 vilayet, 7 bölge, 80 milyon nüfus, binbir çeşit insan.
Şimdi bu memlekette "herkes kendi kararını versin" dersen ne olur?
Düşünelim:
Bunların hepsi birbirini tutar mı?
Herkes kendi kendine karar alınca, memleketin işleri yolunda gider mi, yoksa iyice karışır mı?
👥 DÖRDÜNCÜ FİNCAN: KÜRT MESELESİ NE OLACAK?
Gelelim işin en hassas noktasına.
Diyor ki tez:
- Kürtler kendi bölgelerini yönetsin,
- Türkler kendi bölgelerini yönetsin,
- Lazlar kendi bölgelerini yönetsin,
- Çerkezler kendi bölgelerini yönetsin.
Kulağa hoş geliyor. Ama biraz kurcalayınca sorular çıkıyor ortaya:
- Diyarbakır'da oturan bir Türk ne olacak?
- İzmir'de oturan bir Kürt ne olacak?
- İstanbul'da yaşayan Laz ne olacak?
- Trabzon'da yaşayan Çerkez ne olacak?
Onlar azınlıkta kalınca "aman canım, katlanın" mı denecek?
Herkes kendi bölgesinde özerk olunca, insanlar doğdukları yerde mi kalmalı, istedikleri yerde mi?
💼 BEŞİNCİ FİNCAN: PARA PUL İŞLERİ
Bir de ekonomi meselesi var bu işin içinde.
Merkezi devlet yoksa kim toplayacak vergiyi?
Düşünelim:
İstanbul "ben paramı kendim harcarım" derse, Hakkari ne yapacak?
Ya da tam tersi:
Zengin bölge fakir bölgeye yardım etmezse, o fakir bölgenin insanı ne yapar?
🧠 ALTINCI FİNCAN: PRATİKTE İŞLER
Gelelim işin pratik tarafına. Teori başka, pratik başka.
Bu işi uygulamaya kalksak, ilk gün ne olur?
Mahalle meclisleri kurulacak.
- Hangi mahallede?
- Kim kuracak?
- Nasıl kuracak?
- Ne kadar sürede?
Sonra bu meclisler karar alacak.
- Aldıkları karar bağlayıcı mı?
- Değilse ne anlamı var?
- Sonra merkezi devlet ne olacak?
- Anayasa ne olacak?
- Ordu ne olacak?
- Polis ne olacak?
- Sınırlar ne olacak?
- Pasaport ne olacak?
- Vatandaşlık ne olacak?
Bunların hepsi cevapsız.
Teoride güzel görünen bu iş, pratikte uygulanabilir mi, yoksa kağıt üstünde kalır mı?
Bir bakalım şu örneklere:
Rojava: Savaş ortasında, tanınmayan bir bölge. Oradaki düzen ne kadar ayakta kalır? Kimse bilmiyor. Zaten orada asıl iş savaş, yönetim değil.
Katalonya: İspanya'nın zengin bölgesi. Özerklik istedi, Madrid izin vermedi. Referandum yaptı, Madrid tanımadı. Liderler hapse girdi. Şimdi ne oldu? Hâlâ bir şey değişmedi.
İsviçre: 26 kanton, 4 dil, yüzyılların birikimi. Ama onların da merkezi hükümeti var, ordusu var, anayasası var. Yani tam bir konfederalizm değil, federalizm bu.
Dünyada uygulanan modeller, gerçekten Demokratik Konfederalizm mi, yoksa onun daha yumuşak bir versiyonu mu?
🐴 SEKİZİNCİ FİNCAN: EŞEK NE DİYOR PEKİ?
En can alıcı soru: Eşek ne diyor bu işe?
Eşek diyor ki: "Ben sadece huzur istiyorum.
Ama insanlar çıkmış, "eşeğin kuyruğu ne olacak?" diye tartışıyor.
Eşek kenardan bakıyor, anırıyor içinden: "Bana sormadan karar vermeyin be!"
Tüm bu tartışmaların odağındaki halk, yani biz, gerçekte ne istiyoruz? Bize soran var mı?
🤔 DOKUZUNCU FİNCAN: DERİN SORULAR
Şimdi biraz da felsefe yapalım.
Demokratik Konfederalizm, bir yönetim modelinden çok, bir hayal aslında.
Ama insan doğası buna uygun mu?
En küçük toplulukta bile bir lider çıkar.
- Mahallede muhtar ister.
- Apartmanda yönetici ister.
- Okulda müdür ister.
- İş yerinde patron ister.
İnsan özgürlük ister ama düzen de ister.
Bu sistem, insanın doğasına uygun mu, yoksa insanı zorla iyi yapmaya çalışan bir hayal mi?
📢 ONUNCU FİNCAN: LAFIN ÖZÜ
Uzun lafın kısası: Eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesmeye kalkma.
Güzel laflar, güzel hayaller, güzel idealler...
Her şey karışıyor.
Belki yapılması gereken şu:
- Önce küçük adımlarla başlamak
- Yerel yönetimleri güçlendirmek
- Demokratik katılımı artırmak
- Azınlık haklarını korumak
Ama merkezi devletin otoritesini de kaybetmemek
- Üniter yapıyı muhafaza etmek
- Eşeğin canını yakmamak
- Kuyruğu da tam unutmamak
Yani...
- Ne tam keseceksin, ne tam bırakacaksın.
- Ne tam merkeziyetçi, ne tam özerk.
- Ne tam devletçi, ne tam devletsiz.
- Ne tam üniter, ne tam konfederal.
Ortayolcu olacaksın.
🎯 FİNAL: EŞEĞE SORALIM
En sonunda, yine eşeğe danışmak lazım.
Eşek diyor ki:
Ben kuyruğumu severim.
Anladık eşek kardeş anladık.
Ama işte asıl mesele de bu ya:
Belki Demokratik Konfederalizm, bu ortak yolu bulma çabasıdır.
Ama şu bir gerçek:
Eşeğe sormadan, eşeğin kuyruğunu kesmeye kalkma.
Halka sormadan, halkın kaderiyle oynama.
Meclis kurmadan, karar alma.
Ama meclis kurup da karar alamazsan, eşeği de üzme.
Velhasıl: Ne yaparsan yap, eşeğin hatırını sor. Çünkü eşek, aslında hepimiziz.
📢 HATIRLATMA
Türkiye'de siyaset konuşmak, eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesmeye benzer. Herkes bir laf eder, ortaya bir şey çıkmaz, ortada kalan eşek olur.
Demokratik Konfederalizm de bu tartışmalardan biri işte.
Ama şunu unutmayalım:
Her şeyden önce, eşeğe soralım.
Halka soralım.
Ne istediğini soralım.
Ve ona göre keselim kuyruğu... Ya da kesmeyelim.
Anlaşıldı mı?
Not: Bu yazı kahvehane muhabbetidir, derin siyasi analiz değildir. Hiçbir eşeğin kuyruğu kesilmemiştir, kesilmeyecektir. Eşeklere selam olsun. 🐴
Eşeğin Kuyruğu Şiiri
Ortada zavallı bir eşek,
Sırtında yorgunluk, kuyruğunda kader…
Etrafında toplanmış kalabalık,
Herkesin elinde bir makas,
Herkesin dilinde bir akıl!
Biri diyor:
Kuyruğu kısa keselim, modernleşelim!”
Öteki bağırıyor:
Hayır uzun kalsın, gelenek görenek bozulmasın!”
Bir başkası,
Uçtan biraz kırpsak yeter, dengeyi buluruz” diye ,
Akıl satıyor.
Kuyruk sallanıyor, eşek susuyor;
Her söz,
Bir başka yarım doğruluk doğuruyor…
İşte Demokratik Konfederalizm denilen şey,
Tam da bu kuyruğun hikâyesi.
Devlet, tencereye atılmış bir tutam tuz,
Halk, fokurdayan bir çorba;
Kaşık çok, kepçe bol,
Ama herkes ayrı telden çalıyor.
Kimi özgürlük diyor, kimi eşitlik,
Kimi dayanışma, kimi de “önce benim” derken,
Ortada kaynayan gariban eşek oluyor.
Siyaset, tersine dönmüş bir piramit;
En alttaki taş, en üstteki tacı taşımaya kalkışıyor.
Mahalle meclisinde Zelo teyze el kaldırıyor,
Köy kongresinde Hüso amca bağırıyor,
İl meclisinde mikrofon çatlıyor;
Ama ortada,
Hâlâ kuyruğu sallayan o suskun eşek duruyor.
Ekonomi desen,
Kooperatif tarlasında filizlenen umut,
Ama hasat günü gelince kavga başlıyor:
Bu buğday kimin sofraya gidecek?
Kâr mı daha kutsal, yoksa ihtiyaç mı?
Sonra herkes birbirine bakıyor,
Ama kimse tabağını paylaşmaya yanaşmıyor.
Ve sonuç?
Kalabalık yorgun, makaslar kör,
Eşeğin kuyruğu yamuk yumuk…
Ne eşek rahat, ne kalabalık memnun;
Ama herkes “Ben kestim!” diye övünüyor.
Demokratik konfederalizm Ütopyası:
Böylesi, dünya gerçeklerine tamamen ters bir ütopyayı kendi toplumuna dikte eden birinin nasıl "önder" unvanı alıp kitleleri peşinden sürükleyebildiğini anlamak gerçekten zor, değil mi?
Burada ilginç bir çelişki var.
Bir yanda gerçeklerle uyuşmayan, hatta pratikte uygulanması imkânsız görünen bir ütopya sunuluyor; diğer yanda bu fikirler, belirli bir kitleye "kurtuluş reçetesi" olarak lanse ediliyor.
İnsanlar zorluklar içinde umut arıyor.
Umut, ne kadar gerçek dışı olursa olsun, kitleleri etkileyebiliyor.
Liderler, bu umudu karizmatik söylemlerle sarıp sarmalayarak “önder” unvanına erişebiliyor.
Yani mesele mantıkla değil, psikoloji ve sosyolojiyle açıklanabiliyor. Gerçek hayata uymasa bile, kitleler için "inandırıcı" bir hal alabiliyor.
Selamın aleyküm kahve ahalisi! Yine birileri masaya bir harita, bir de altına 'özgürlük' soslu bir tarif bırakmış. Neymiş efendim? Demokratik Konfederalizm...
Bak bak laflara bak! Sanırsın İsviçre çikolatası tarif ediyorlar. Ama kazın ayağı öyle değil. Bu model, aslında bir evi oda oda bölüp sonra 'hadi hep beraber bu odalarda bağımsız yaşayalım' demekten farksızdır.
Ulan, evin kolonunu kesersen o tavan hepimizin başına çöker! 'Eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesen' çok olur; kimi 'sosyalizm' der, kimi 'ekoloji' der, kimi 'kadın özgürlüğü' der... Ama günün sonunda bakarsın ki o kuyruk gitmiş, eşek de elden çıkmış.
Bizim bu Ortadoğu coğrafyasında böyle süslü hayallerin sonu genelde kanlı bir kâbusla biter. Uyanın artık, bu bir çözüm değil, bildiğin çözülme projesidir!
| Konu | Sokak Mantığı | Benim Terazim |
|---|---|---|
| Yerel Yönetimler | Kendi kendimizi yönetelim işte, fena mı? | Kendi kendini yönetmek başka, devlet içinde devlet kurup merkezi otoriteyi paçavraya çevirmek başka. |
| Sınırlar ve Egemenlik | Sınırlar anlamsız, halklar kardeş olsun. | Sınırı kaldırdığın gün kapındaki kurtla kuzu baş başa kalır. Ortadoğu'da 'sınırsızlık' demek, 'sahipsizlik' demektir. |
| Demokratik Model | En özgürlükçü sistem buymuş diyorlar. | İmralı'dan çıkan talimatla kurulan 'demokrasi' ancak bir tiyatro sahnesidir. Başrolü başkası, senaryoyu yabancı yazar. |
Kafa Karıştıran 'Tez'in İçyüzü
Bu sistemde devlet nerede duruyor?
Devleti 'gereksiz' görüp, her mahallenin, her aşiretin kendi kantonunu kurmasını istiyorlar. Yani bildiğin aşiret sistemini 'modern' ambalaja sarmışlar.
Neden 'Demokratik' kelimesi bu kadar vurgulanıyor?
Pazarlama stratejisi kardeşim! Başına 'demokratik' koyunca her türlü bölücülük meşru sanılıyor. Kulağa hoş gelsin ki zehiri yutması kolay olsun.
Türkiye için bu model ne anlama gelir?
Üniter yapının tabutuna son çiviyi çakmak demektir. Bin yıldır bir arada yaşayan milleti, etnik ve dinsel kompartımanlara ayırıp birbirine düşman etmektir.
Sokaktaki vatandaş neden bu terimi anlamıyor?
Anlamasınlar diye zaten böyle zor terimler seçiliyor. Millet çorba olan kafasını toplayana kadar birileri atı alıp Üsküdar'ı, pardon kantonu geçmek peşinde.
Gerçekten barış getirir mi?
Parçalanmış bir coğrafyada barış değil, ancak çatışma büyür. Herkes kendi 'mikro iktidarını' kurunca, o iktidarların savaşı bitmez.
Günün Ana Fikri
Üniter devleti yıkıp kanton kurma hayali kuranlar, o kantonların üzerinde yabancı bayrakların dalgalanacağını unutmasınlar. Eşeğin kuyruğunu kestirme, eşeğe de kendine de sahip çık!



Yorum Gönder