no fucking license
Bookmark

ABDULLAN ÖCALAN DEMOKRATİK KONFEDERALİZM EŞEĞİN KUYRUĞUNU KALABALIKTA KESMEK



Türkiye'de siyaset konuşurken bazen öyle laflar edilir ki, adamın aklı havlu atar. İşte Abdullah Öcalan'ın Demokratik Konfederalizm dedikleri de tam bu hesap.

Kimi der "bu iş olur", kimi der "asla olmaz". 
Kimi der "özgürlük getirir", kimi der "bölünme getirir". 
Kimi der "Kürt sorununu çözer", kimi der "sorunu daha da büyütür". 
Kimi der "Apo'nun İmralı'da can sıkıntısından yazdığı yazılar işte", kimi der "yeni bir toplum sözleşmesi".
Peki nedir bu lafın aslı? Oturalım bir kahve içelim, çözmeye çalışalım. 

☕ BİRİNCİ FİNCAN: NEDİR BU LAKIRTI?


Şöyle anlatayım: Demokratik Konfederalizm, kabaca "devlet yok, millet yok, herkes kendi kendini yönetecek" gibi bir şey.
Yani diyor ki: 
Devlet dediğin şey eskidendi, şimdi yeni devir. 
Her köy kendi kararını versin, her kasaba kendi meclisini kursun, her mahalle kendi muhtarını seçsin ama hepsi birbiriyle uyum içinde çalışsın. 
Merkezde kimse oturup "ben buyurdum ki" demesin. 

Kulağa hoş geliyor değil mi? 
Kimse sana karışmayacak, sen kimseye karışmayacaksın, herkes kendi âleminde, cennet misali...
Ama dur bi dakika, düşününce insanın aklına takılıyor:

Bu işin içinde cumhurbaşkanı var mı? Yok mu? 
Peki ya kaymakam? Vali? Polis? Asker? Kim bakacak bu işlere? 

Güzel kardeşim, sen önce apartmanında giriş katla üst katın otopark kavgasını çöz, ondan sonra gel konuşalım bu işleri.

🐴 İKİNCİ FİNCAN: EŞEK MESELESİ


Şimdi gelelim bizim meşhur deyime: "Eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesmek."
Ne demek bu? 
Hani bir iş yapacaksın, herkese danışıyorsun. 
Kimi "uzun kes" diyor, kimi "kısa kes" diyor, kimi "hiç kesme" diyor, kimi de "eşeğe sor" diyor. Sonunda eşeğin canı çıkıyor, kuyruk ortada kalıyor, kimse de çıkıp "ben yaptım" demiyor.

Demokratik Konfederalizm de tam böyle bir şey değil mi?
Herkes karışacak, herkes konuşacak, herkes fikrini söyleyecek... 
Peki karar kim verecek? 
Nasıl verecek? 
Ne zaman verecek?
Hani derler ya "herkesin işi, kimsenin işi değildir". 
Bu iş de ona benziyor. 

Bu kadar meclis, bu kadar komite, bu kadar toplantı... 
Karar alana kadar eşek ölür mü, kuyruk kendiliğinden düşer mi?

🗺️ ÜÇÜNCÜ FİNCAN: BİZİM COĞRAFYADA İŞLER


Şimdi bu güzelim lafı alalım, bizim memlekete uygulamaya çalışalım.
Bizim memleket 81 vilayet, 7 bölge, 80 milyon nüfus, binbir çeşit insan. 
Herkesin derdi ayrı, tasası ayrı. 
Kimi "ekmek param" der, kimi "çocuğumun geleceği" der, kimi "tarlama su lazım" der, kimi "işsizim" der. 
Şimdi bu memlekette "herkes kendi kararını versin" dersen ne olur?

Düşünelim: 
Karadeniz'de bir köylü "çayın fiyatı şu olsun" der. 
Ege'de bir zeytinci "zeytinyağının fiyatı bu olsun" der. 
Doğu'da bir çoban "koyunun fiyatı şöyle olsun" der. 
İstanbul'da bir esnaf "kira şu kadar olsun" der.

Bunların hepsi birbirini tutar mı? 
Tutmaz. 
Kim haklı? Kim haksız? 
Bunu kim karara bağlayacak?
Herkes kendi kendine karar alınca, memleketin işleri yolunda gider mi, yoksa iyice karışır mı?

👥 DÖRDÜNCÜ FİNCAN: KÜRT MESELESİ NE OLACAK?


Gelelim işin en hassas noktasına. 
Bu lafın ortaya atılmasının bir sebebi de Kürt meselesi.
Diyor ki tez: 
Ulus-devlet anlayışını bırakalım, herkes kendi özerk bölgesinde yaşasın. 

  • Kürtler kendi bölgelerini yönetsin, 
  • Türkler kendi bölgelerini yönetsin, 
  • Lazlar kendi bölgelerini yönetsin, 
  • Çerkezler kendi bölgelerini yönetsin. 

Herkes mutlu olsun. 
Kulağa hoş geliyor. Ama biraz kurcalayınca sorular çıkıyor ortaya:

  • Diyarbakır'da oturan bir Türk ne olacak? 
  • İzmir'de oturan bir Kürt ne olacak? 
  • İstanbul'da yaşayan Laz ne olacak? 
  • Trabzon'da yaşayan Çerkez ne olacak?

Onlar azınlıkta kalınca "aman canım, katlanın" mı denecek? 
Yoksa onlar da kendi bölgelerine mi gidecek?

Herkes kendi bölgesinde özerk olunca, insanlar doğdukları yerde mi kalmalı, istedikleri yerde mi? 
Ya istediğin yerde yaşamak istersen ama orada azınlık olursan?

💼 BEŞİNCİ FİNCAN: PARA PUL İŞLERİ


Bir de ekonomi meselesi var bu işin içinde. 
Cebimize dokunan tarafı. 
Merkezi devlet yoksa kim toplayacak vergiyi? 
Kim yapacak yolu, köprüyü, hastaneyi, okulu? 
Kim verecek maaşı memura, öğretmene, askere, polise?

Düşünelim: 
İstanbul kendi başına kalsın. 
Allah ne verdiyse İstanbul'da var. 
Zengin mi zengin. 
Peki Hakkari kendi başına kalsın. 
Dağ taş, geçim sıkıntısı.

İstanbul "ben paramı kendim harcarım" derse, Hakkari ne yapacak? 
Aç mı kalacak? Yoksa "kader" mi denecek?
Ya da tam tersi: 
İstanbul'un parası Hakkari'ye gidecek ama İstanbullu "biz niye veriyoruz" derse?

Zengin bölge fakir bölgeye yardım etmezse, o fakir bölgenin insanı ne yapar? 
Göç eder mi? 
İsyan eder mi? 
Yoksa sessizce katlanır mı?

🧠 ALTINCI FİNCAN: PRATİKTE İŞLER


Gelelim işin pratik tarafına. Teori başka, pratik başka.
Bu işi uygulamaya kalksak, ilk gün ne olur?
Mahalle meclisleri kurulacak. 

  • Hangi mahallede? 
  • Kim kuracak? 
  • Nasıl kuracak? 
  • Ne kadar sürede?

Sonra bu meclisler karar alacak. 
Hangi konularda? 

  • Aldıkları karar bağlayıcı mı? 
  • Değilse ne anlamı var?
  • Sonra merkezi devlet ne olacak? 
  • Anayasa ne olacak? 
  • Ordu ne olacak? 
  • Polis ne olacak? 
  • Sınırlar ne olacak? 
  • Pasaport ne olacak? 
  • Vatandaşlık ne olacak?

Bunların hepsi cevapsız. 
Ya da cevabı var ama kimse beğenmiyor. 
Teoride güzel görünen bu iş, pratikte uygulanabilir mi, yoksa kağıt üstünde kalır mı?

🌍 YEDİNCİ FİNCAN: DÜNYADA VAR MI BÖYLE?


Hemen birileri çıkar "ama Rojava'da var" der. 
Bir başkası "İspanya'da Katalonya var" der. 
Bir başkası "İsviçre'de kantonlar var" der.
Bir bakalım şu örneklere:

Rojava: Savaş ortasında, tanınmayan bir bölge. Oradaki düzen ne kadar ayakta kalır? Kimse bilmiyor. Zaten orada asıl iş savaş, yönetim değil.

Katalonya: İspanya'nın zengin bölgesi. Özerklik istedi, Madrid izin vermedi. Referandum yaptı, Madrid tanımadı. Liderler hapse girdi. Şimdi ne oldu? Hâlâ bir şey değişmedi.

İsviçre: 26 kanton, 4 dil, yüzyılların birikimi. Ama onların da merkezi hükümeti var, ordusu var, anayasası var. Yani tam bir konfederalizm değil, federalizm bu.

Dünyada uygulanan modeller, gerçekten Demokratik Konfederalizm mi, yoksa onun daha yumuşak bir versiyonu mu?

🐴 SEKİZİNCİ FİNCAN: EŞEK NE DİYOR PEKİ?


En can alıcı soru: Eşek ne diyor bu işe? 
Eşek diyor ki: "Ben sadece huzur istiyorum. 
Otlat beni, su ver, biraz da güneşlendir. 
Kuyruğum da var, sinekleri kovalıyorum. 
Ne uzun olsun istiyorum, ne kısa. Yeter ki rahat edeyim."

Ama insanlar çıkmış, "eşeğin kuyruğu ne olacak?" diye tartışıyor. 
Meclis kuruyor, komite topluyor, rapor yazıyor, kitap basıyor. 
Kimse eşeğe sormuyor "sen ne istiyorsun" diye.

Eşek kenardan bakıyor, anırıyor içinden: "Bana sormadan karar vermeyin be!" 
Tüm bu tartışmaların odağındaki halk, yani biz, gerçekte ne istiyoruz? Bize soran var mı?

🤔 DOKUZUNCU FİNCAN: DERİN SORULAR


Şimdi biraz da felsefe yapalım. 
Demokratik Konfederalizm, bir yönetim modelinden çok, bir hayal aslında. 
Devletsiz toplum, hiyerarşisiz yaşam, merkeziyetsiz karar alma...
Ama insan doğası buna uygun mu?
En küçük toplulukta bile bir lider çıkar. 

  • Mahallede muhtar ister. 
  • Apartmanda yönetici ister. 
  • Okulda müdür ister. 
  • İş yerinde patron ister.

İnsan özgürlük ister ama düzen de ister. 
Güvenlik ister ama huzur da ister. 
Karar almak ister ama sorumluluk almak istemez.
Bu sistem, insanın doğasına uygun mu, yoksa insanı zorla iyi yapmaya çalışan bir hayal mi?

📢 ONUNCU FİNCAN: LAFIN ÖZÜ


Uzun lafın kısası: Eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesmeye kalkma.
Güzel laflar, güzel hayaller, güzel idealler... 
Ama iş pratiğe gelince, işin içine insan girince, işin içine Türkiye girince...
Her şey karışıyor. 
Belki yapılması gereken şu:

  • Önce küçük adımlarla başlamak
  • Yerel yönetimleri güçlendirmek
  • Demokratik katılımı artırmak
  • Azınlık haklarını korumak

Ama merkezi devletin otoritesini de kaybetmemek

  • Üniter yapıyı muhafaza etmek
  • Eşeğin canını yakmamak
  • Kuyruğu da tam unutmamak

Yani...

  • Ne tam keseceksin, ne tam bırakacaksın.
  • Ne tam merkeziyetçi, ne tam özerk.
  • Ne tam devletçi, ne tam devletsiz.
  • Ne tam üniter, ne tam konfederal.

Ortayolcu olacaksın. 
Ortayolcu. 
Bu memleketin haline uygun, esnek, uygulanabilir bir orta yol. 

🎯 FİNAL: EŞEĞE SORALIM


En sonunda, yine eşeğe danışmak lazım.
Eşek diyor ki: 
Ben kuyruğumu severim. 
Sinek kovalamak için lazım bana. 
Ama çok uzun olmasın, çamura bulanmasın. 
Çok kısa olmasın, sinekler gelmesin. 
Ne uzun, ne kısa. İşte böyle bir kuyruk isterim. 
Ama bunu bana sorun. Ben eşeğim ama bu kuyruk benim kuyruğum. Anladınız mı?"

Anladık eşek kardeş anladık. 
Ama işte asıl mesele de bu ya: 
Herkes kendininkini isterken, ortak bir yol bulmak... 
İşte zor olan bu.

Belki Demokratik Konfederalizm, bu ortak yolu bulma çabasıdır. 
Belki tutar, belki tutmaz. 
Belki uygulanır, belki hayal kalır.

Ama şu bir gerçek:

Eşeğe sormadan, eşeğin kuyruğunu kesmeye kalkma.
Halka sormadan, halkın kaderiyle oynama.
Meclis kurmadan, karar alma.
Ama meclis kurup da karar alamazsan, eşeği de üzme.
Velhasıl: Ne yaparsan yap, eşeğin hatırını sor. Çünkü eşek, aslında hepimiziz. 

📢 HATIRLATMA

Türkiye'de siyaset konuşmak, eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesmeye benzer. Herkes bir laf eder, ortaya bir şey çıkmaz, ortada kalan eşek olur.

Demokratik Konfederalizm de bu tartışmalardan biri işte. 
Belki bir gün uygulanır, belki uygulanmaz. 
Belki bir model bulunur, belki bulunmaz.

Ama şunu unutmayalım:
Her şeyden önce, eşeğe soralım.
Halka soralım.
Ne istediğini soralım.
Ve ona göre keselim kuyruğu... Ya da kesmeyelim.
Anlaşıldı mı? 
 
Not: Bu yazı kahvehane muhabbetidir, derin siyasi analiz değildir. Hiçbir eşeğin kuyruğu kesilmemiştir, kesilmeyecektir. Eşeklere selam olsun. 🐴

Eşeğin Kuyruğu Şiiri 


Bir meydan düşünün;
Ortada zavallı bir eşek,
Sırtında yorgunluk, kuyruğunda kader…
Etrafında toplanmış kalabalık,
Herkesin elinde bir makas,
Herkesin dilinde bir akıl!

Biri diyor:
Kuyruğu kısa keselim, modernleşelim!”
Öteki bağırıyor:
Hayır uzun kalsın, gelenek görenek bozulmasın!”
Bir başkası,
Uçtan biraz kırpsak yeter, dengeyi buluruz” diye ,
Akıl satıyor.
Kuyruk sallanıyor, eşek susuyor;
Her söz,
Bir başka yarım doğruluk doğuruyor…

İşte Demokratik Konfederalizm denilen şey,
Tam da bu kuyruğun hikâyesi.
Devlet, tencereye atılmış bir tutam tuz,
Halk, fokurdayan bir çorba;
Kaşık çok, kepçe bol,
Ama herkes ayrı telden çalıyor.
Kimi özgürlük diyor, kimi eşitlik,
Kimi dayanışma, kimi de “önce benim” derken,
Ortada kaynayan gariban eşek oluyor.

Siyaset, tersine dönmüş bir piramit;
En alttaki taş, en üstteki tacı taşımaya kalkışıyor.
Mahalle meclisinde Zelo teyze el kaldırıyor,
Köy kongresinde Hüso amca bağırıyor,
İl meclisinde mikrofon çatlıyor;
Ama ortada,
Hâlâ kuyruğu sallayan o suskun eşek duruyor.

Ekonomi desen,
Kooperatif tarlasında filizlenen umut,
Ama hasat günü gelince kavga başlıyor:
Bu buğday kimin sofraya gidecek?
Kâr mı daha kutsal, yoksa ihtiyaç mı?
Sonra herkes birbirine bakıyor,
Ama kimse tabağını paylaşmaya yanaşmıyor.

Ve sonuç?
Kalabalık yorgun, makaslar kör,
Eşeğin kuyruğu yamuk yumuk…
Ne eşek rahat, ne kalabalık memnun;
Ama herkes “Ben kestim!” diye övünüyor.

Demokratik konfederalizm Ütopyası:
Böylesi, dünya gerçeklerine tamamen ters bir ütopyayı kendi toplumuna dikte eden birinin nasıl "önder" unvanı alıp kitleleri peşinden sürükleyebildiğini anlamak gerçekten zor, değil mi?

Burada ilginç bir çelişki var.
Bir yanda gerçeklerle uyuşmayan, hatta pratikte uygulanması imkânsız görünen bir ütopya sunuluyor; diğer yanda bu fikirler, belirli bir kitleye "kurtuluş reçetesi" olarak lanse ediliyor.

Tarih boyunca bu duruma sıkça rastlanıyor: 
İnsanlar zorluklar içinde umut arıyor.
Umut, ne kadar gerçek dışı olursa olsun, kitleleri etkileyebiliyor.
Liderler, bu umudu karizmatik söylemlerle sarıp sarmalayarak “önder” unvanına erişebiliyor.

Yani mesele mantıkla değil, psikoloji ve sosyolojiyle açıklanabiliyor. Gerçek hayata uymasa bile, kitleler için "inandırıcı" bir hal alabiliyor.

"Ahmet ATAM'dan Hikmetli Sözler: Siyasetin pazarında 'konfederalizm' diye balık satmaya kalkanlara dikkat et; içine 'demokratik' sosu dökerler ama kılçığı senin boğazında bırakırlar!"

Selamın aleyküm kahve ahalisi! Yine birileri masaya bir harita, bir de altına 'özgürlük' soslu bir tarif bırakmış. Neymiş efendim? Demokratik Konfederalizm... 

Bak bak laflara bak! Sanırsın İsviçre çikolatası tarif ediyorlar. Ama kazın ayağı öyle değil. Bu model, aslında bir evi oda oda bölüp sonra 'hadi hep beraber bu odalarda bağımsız yaşayalım' demekten farksızdır. 

Ulan, evin kolonunu kesersen o tavan hepimizin başına çöker! 'Eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesen' çok olur; kimi 'sosyalizm' der, kimi 'ekoloji' der, kimi 'kadın özgürlüğü' der... Ama günün sonunda bakarsın ki o kuyruk gitmiş, eşek de elden çıkmış. 

Bizim bu Ortadoğu coğrafyasında böyle süslü hayallerin sonu genelde kanlı bir kâbusla biter. Uyanın artık, bu bir çözüm değil, bildiğin çözülme projesidir!

Konu Sokak Mantığı Benim Terazim
Yerel Yönetimler Kendi kendimizi yönetelim işte, fena mı? Kendi kendini yönetmek başka, devlet içinde devlet kurup merkezi otoriteyi paçavraya çevirmek başka.
Sınırlar ve Egemenlik Sınırlar anlamsız, halklar kardeş olsun. Sınırı kaldırdığın gün kapındaki kurtla kuzu baş başa kalır. Ortadoğu'da 'sınırsızlık' demek, 'sahipsizlik' demektir.
Demokratik Model En özgürlükçü sistem buymuş diyorlar. İmralı'dan çıkan talimatla kurulan 'demokrasi' ancak bir tiyatro sahnesidir. Başrolü başkası, senaryoyu yabancı yazar.

Kafa Karıştıran 'Tez'in İçyüzü

Bu sistemde devlet nerede duruyor?

Devleti 'gereksiz' görüp, her mahallenin, her aşiretin kendi kantonunu kurmasını istiyorlar. Yani bildiğin aşiret sistemini 'modern' ambalaja sarmışlar.

Neden 'Demokratik' kelimesi bu kadar vurgulanıyor?

Pazarlama stratejisi kardeşim! Başına 'demokratik' koyunca her türlü bölücülük meşru sanılıyor. Kulağa hoş gelsin ki zehiri yutması kolay olsun.

Türkiye için bu model ne anlama gelir?

Üniter yapının tabutuna son çiviyi çakmak demektir. Bin yıldır bir arada yaşayan milleti, etnik ve dinsel kompartımanlara ayırıp birbirine düşman etmektir.

Sokaktaki vatandaş neden bu terimi anlamıyor?

Anlamasınlar diye zaten böyle zor terimler seçiliyor. Millet çorba olan kafasını toplayana kadar birileri atı alıp Üsküdar'ı, pardon kantonu geçmek peşinde.

Gerçekten barış getirir mi?

Parçalanmış bir coğrafyada barış değil, ancak çatışma büyür. Herkes kendi 'mikro iktidarını' kurunca, o iktidarların savaşı bitmez.

Günün Ana Fikri

Üniter devleti yıkıp kanton kurma hayali kuranlar, o kantonların üzerinde yabancı bayrakların dalgalanacağını unutmasınlar. Eşeğin kuyruğunu kestirme, eşeğe de kendine de sahip çık!


Ahmet ATAM - KENDİME YAZILARIM'ı Takip Edin:

Google Bing Yandex
Yorum Gönder

Yorum Gönder

Yorumlarda lütfen saygılı olun