no fucking license
Bookmark

SEVGİLİLER GÜNÜ KAPİTALİZMİN ORGANİZE TÜKETİM OPERASYONU


Neredeyse 40 yıllık evliyim bir kez dahi sevgililer günü kutlamadım, benim için sevgililer günü senenin bir günü değil her günüdür çünkü.

Bugün 14 Şubat... Takvime bakarsan sevda günü, cüzdana bakarsan veda günü! 68 yılı devirdik, ne fırtınalı aşklar gördük ne kara sevdalar; ama sevginin bu kadar "paket servis" hale getirildiğini, bir buket çiçeğe endekslendiğini görmedik. 

Kapitalizm dediğin o devasa çark, şimdi de sizin duygularınızı dişlilerinin arasına almış, "Almazsan sevmiyorsun" diye tepenize dikilmiş. 
Sevdayı kredi kartı limitine sığdıranlara benim iki çift lafım var.

Tamam, şimdi dürüst olalım. Her yıl 14 Şubat gelince hepimiz bir anda romantik filozofa dönüşüyoruz. Çiçek fiyatları uçuyor, restoranlar tıklım tıklım doluyor, kredi kartı limitiyle aşk arasında ince bir çizgi oluşuyor. Peki, bu gerçekten aşk mı yoksa düpedüz organize bir tüketim operasyonu mu?

Sevgililer Günü Nedir, Gerçekten Aşkın Kutlaması mı?

Sevgililer Günü denen şey tam olarak ne? Bir gün seçip “Bugün özel” diyoruz. Peki ya diğer 364 gün? Onlar deneme sürümü mü? Kafam karışıyor. Aşk dediğin şey takvime mi bağlıdır, yoksa sistem bize “Bugün harca, sevdiğini kanıtla” mı demeye çalışıyor?

Sevgililer Günü Kapitalizmin En Romantik Tuzaklarından Biri mi?

Bak şimdi: 
Çiçek fiyatı iki katına çıkmış, restoran menüsü “özel menü” diye üç katına, hediyeler ise “sınırlı seri” bahanesiyle dört katına. 
Sorum şu: 
Aşk pahalı olunca mı değer kazanıyor? 
Kapitalist sistem, “Seviyorsan göster… ama fişle göster” mi diyor? 
Bu romantizm mi, yoksa planlı bir duygusal manipülasyon mu?

Aşk mı Satılıyor, Suçluluk mu?

Bence asıl mesele burada. Hiçbir şey almadığında içten içe bir huzursuzluk oluşuyor, sanki sevdiğini ihmal etmişsin gibi. 
Peki bu psikolojiyi kim yaratıyor? 
Reklamlar, sosyal medya, “story” baskısı, çift kombinleri… 
Şimdi kendi ağzımdan soruyorum: 
Sevgililer Günü gerçekten aşkı mı büyütüyor, yoksa “almadın mı, demek ki sevmiyorsun” suçluluğunu mu körüklüyor?

14 Şubat’ta Aşk mı Yarışıyor, Kart Limiti mi?

Bir bakıyorsun;  daha büyük buket almış, kim daha pahalı mekâna gitmiş, kim daha gösterişli sürpriz yapmış...  
Aşk sanki performans yarışına mı döndü?  
Sokak ağzıyla soruyorum:  
Sevgi artık gösteriş mi oldu?  
Romantizm bütçe kalemine mi girdi?  

Sevgililer Günü Olmasa Aşk Biter mi?

En net soru şu: 14 Şubat iptal olsa ne olur? 
Kimse kimseyi sevmez mi? 
Çiçekçiler iflas edince aşk da mı biter? 
Yoksa biz aslında günü değil de bahaneyi mi seviyoruz? 
Belki de mesele kapitalizm değil; belki biz “özel hissetme” fırsatını satın alıyoruz.

Kapitalizm Aşkı mı Kullanıyor, Biz mi Oyuna Geliyoruz?

Suçu tamamen sisteme atmak kolay. 
Ama kendime de soruyorum: 
Bu oyuna gönüllü olarak katılmıyor muyuz? “Herkes bir şey yapıyor, ben de yapayım” demiyor muyuz? 
Kapitalizm, talep olmadan bu kadar büyüyebilir mi? 
Yani mesele sadece sömürü mü, yoksa biraz da bizim romantik zaaflarımız mı?

Sevgililer Günü Tüketim Çılgınlığı mı, Masum Bir Ritüel mi?

Belki de bir orta yol vardır. 
Evet, sistem bunu paraya çeviriyor, fiyatlar uçuyor, duygular pazarlanıyor. 
Ama iki insan o gün gerçekten mutluysa? 
Yine soruyorum: 
Sorun günün kendisinde mi, yoksa sevgiyi gösterme şeklimizde mi?

Sonuç: Sevgililer Günü Kapitalist Sömürü mü, Yoksa Bizim Romantik Açlığımız mı?

Sonuç olarak gördüğüm şey şu: 
Sistem duyguları paketleyip satıyor, biz de o paketi alıp “özel hissetmeye” çalışıyoruz. 
Asıl soru ise şu: 
Aşkı göstermek için gerçekten pahalı hediyelere mi ihtiyacımız var, yoksa 15 Şubat sabahı da aynı özeni gösterebiliyor muyuz? 

Belki devrim çiçek almamak değil, sevgiyi takvime mahkûm etmemektir. Peki Sevgililer Günü kapitalist sistemin bir sömürü düzeni mi, yoksa romantizmi biz mi AVM’lere teslim ettik?

Takvim dedi: “Bugün sev biraz.”
Cüzdan dedi: “Yavaş ol, dur biraz.”
Her köşede indirim taktik,
Aşk mı bu, yoksa satış mı var?

Çiçek fiyatı uçmuş yine,
Sevda bağlanmış etiketine,
Restoranlar dolu taşmış,
Menü sanki altınla haşlanmış,

Story atmış herkes birden,
Gülüşler filtreli, kalp emojiden,
Ertesi gün süsler sökülür,
Balon iner, masa çözülür,

Belki mesele gün değildir,
Sevgi zaten takvimlik değildir
Ben diyorum: Devrim basit,
Sevgi sade, gösteriş, sen bi git.


"Ahmet ATAM'dan Hikmetli Sözler: Sevda emek ister yeğen, taksit değil! Gönül çalmayı bilmeyen, kuyumcu dükkanı açsa ne yazar?"

Bakın beyler, bayanlar... Bu 14 Şubat mevzusu öyle masum bir "canım cicim" günü değil. Bu, küresel sermayenin "stokları nasıl eritiriz?" diye kafa kafaya verip uydurduğu bir illüzyondur. Adam sana yılın 364 günü eşek gibi çalış, karını/kocanı ihmal et diyor; ama 14 Şubat'ta bir pırlanta alırsan "yılın aşığı" sensin diyor. Hadi oradan be!

Sevgi dediğin, o soğuk kış gününde sırtına bir hırka atmaktır, beraber içilen demli bir çaydır, "yoruldun mu hanım/bey?" diye sormaktır. Şimdi ise sevgi, Instagram'da paylaşılan o cafcaflı hediye paketlerinin içine hapsedilmiş. Ruhu çekilmiş, ambalajı kalmış bir duygu tüccarlığı bu. Bizim terazide durumun hali pürmelali şöyledir:

Mevzu Sokak Mantığı Benim Terazim
Hediye "Hediye ne kadar pahalıysa sevgi o kadar büyüktür." Pahalı hediye, suçluluk duygusunun kefaretidir. Gerçek sevgi bedelsizdir, satın alınamaz.
Zamanlama "Yılda bir gün özel hissettirmek şart." 364 gün odun gibi yaşayıp 1 günde çiçek açmaya çalışmak tabiatın fıtratına aykırı. Sevgi her günün katığıdır.
Gösteriş "Paylaşmasam sevgilim/eşim bozulur." Aşk gizlidir, mahremdir. Elaleme ispat derdine düşen, aslında kendi içindeki boşluğu doldurmaya çalışıyordur.

Aşk ve Tüketim Üzerine Çapraz Sorular

Hediye almazsak romantizm ölür mü Ahmet abi?

Romantizm pırlantayla değil, incelikle yaşar yeğen. Bir tatlı söz, bir içten gülüş, dünyadaki tüm pırlantalardan daha çok ışık saçar o kalbe. Ama kapitalizm bunu sana satamaz, o yüzden önemsizmiş gibi gösterir.

Neden her yer kırmızıya boyanıyor bu günlerde?

Psikolojik harekat bu! Kırmızı dikkati çeker, iştah açar, heyecan verir. "Hemen al" mesajıdır o. Duygularını kırmızıya boyayıp aklını karartıyorlar ki cüzdana davranasın.

Gerçekten seven adam bu oyuna gelmez mi?

Seven adam nezaketi bilir, ama sürü psikolojisine girmez. "Bugün almak zorundayım" diye gidenin sevgisi mecburiyettendir. "İçimden geldi" diye alanınki ise samimiyettir.

Kadınlar bu günü neden bu kadar önemsiyor?

Çünkü sistem kadın ruhundaki "değer görme" ihtiyacını sömürüyor. Onlara "Hediye gelirse değerlisin" yalanını pompalıyorlar. Oysa değer, adamın duruşundadır, paketinde değil.

Hiç mi bir şey yapmayalım yani?

Yap yeğen, yap ama bugün değil! Yarın yap, öbür gün yap. "Bugün herkes yapıyor diye değil, seni sevdiğim için yapıyorum" de. Sisteme çelme tak, kalbe dokun.

GÜNÜN ANA FİKRİ: AŞKINI BİR GÜNE SIĞDIRAN, 364 GÜNÜN HESABINI VEREMEZ. TÜKETİMİN KÖLESİ OLMA, SEVDANIN TALİBİ OL!

Yorum Gönder

Yorum Gönder

Yorumlarda lütfen saygılı olun