no fucking license
Bookmark

ÖLMEK İÇİN DOĞMAK: DÜNYA BİR İMTİHAN MI YOKSA KOZMİK BİR CEZA EVİ Mİ

Dünya: Bir Sınav mı, Yoksa Kozmik Bir Mapushane mi?

İzin Almadan Geldik, İzin Almadan Gidiyoruz İnsan gerçekten özgür mü, yoksa kaderin içinde sıkışmış bir yolcu mu? 

Dünya bir sınav mı, yoksa ruhların ceza çektiği kozmik bir mapushane mi?
Bazen insan durup düşünüyor:
Ulan biz buraya niye geldik?
Düşünüyorum da... 
Kimse bize "gelir misin" demedi. 
Bi sabah uyandık, dünya denilen bu kalabalık koğuşta kendimizi bulduk. 
Ne bir davetiye, ne bir imza süreci, ne de "kullanıcı sözleşmesi" onayı...

Hani diyorsun ya, “kendi irademizle gelmedik, kendi irademizle gitmiyoruz.” Doğru söz. Kimseye sorulmadı: “Kardeşim seni dünyaya gönderelim mi?” diye. 
Bir sabah doğuyorsun. 
Bir bakmışsın hayat başlamış. 
Oyun çoktan açılmış, karakter yaratılmış,
İşin garibi, çıkış tuşu da yok.
Bu yüzden bazıları diyor ki: “Dünya imtihan.”

İmtihan" Dedikleri Masal 


Hani derler ya: "Bu dünya bir imtihan yeri..."
Kardeşim, hangi imtihanda süreyi bilmezsin, hatta imtihana girdiğini bile bilmezsin?
Bu ne biçim sınav? 

Soru kağıdı yok, 
Cevap anahtarı yok, ama sonuçlar sonsuzluk için geçerli. 
Öğretmen ortada yok ama her hareketin kaydediliyor. 
Bu sisteme "imtihan" demek, sahte gülücüklerle "iyiyim" demeye benziyor.

Ama sokakta gezen adamın kafası başka çalışıyor. 
Adam bakıyor hayata, bakıyor insanların çektiği çileye:

  • Savaşlara,
  • Açlığa,
  • İhanete…

Sonra bir sigara yakıp şöyle diyor.
Kardeşim bu imtihan falan değil, bu bildiğin cezaevi.
Kozmik Bir Mahpushane.

Düşünsene.
Doğum dediğin şey aslında bir kapının gıcırtıyla açılması. 
Ruh dediğin şey, görünmeyen bir gardiyan tarafından içeri itiliyor, “Hoş geldin koğuşuna.”
Koğuşun adı: Dünya.

Burada herkes mahkûm gibi.
Kimi zengin koğuşta kalıyor, kimi rutubetli bodrumda.
Kimi hayatı boyunca altın kaşıkla yemek yiyor, kimi çöpten ekmek topluyor.
Ama sonunda hepsi aynı yere gidiyor:
Toprağa.

Sanki büyük bir hapishanenin ortak avlusu gibi mezarlıklar.
Sessiz.
Soğuk.
Ve garip şekilde eşitleyici.
Ölmek İçin Doğmak

Bir gerçek var ki inkâr edemiyorsun:
İnsan ölmek için doğuyor.
Bu cümle kulağa karanlık geliyor ama aslında hayatın en dürüst cümlelerinden biri.

Bir kum saati düşün.
Doğduğun an, üst hazne dolu oluyor.
Ve sonra…
Taneler dökülmeye başlıyor.
Kiminde hızlı.
Kiminde yavaş.
Ama kum hep aşağıya gidiyor.

Hiç kimse “bugün kum dökülmesin” diyemiyor.
Hiç kimse saati ters çeviremiyor.
İşte burada kader meselesi devreye giriyor.

Kader: İlahi Senaryo mu, Kozmik Bahane mi?

En komik olan şu: 
Başımıza kötü bir şey geldiğinde hemen “kader” deyip geçiyoruz.

  • “Vefat etti, kader işte...”  
  • “İşten çıkarıldım, kader...”  
  • “Hasta oldum, kader...”

Kader dediğimiz, bilmediğimiz şeylere taktığımız boş bir etiket aslında. 
Tıpkı eski zamanlarda insanların anlamadıkları her şeyi “tanrılar yaptı” diye açıklaması gibi. Kader denince insanlar ikiye ayrılıyor: 
Bir taraf :
Her şey yazılmış kardeşim” diyor.
Diğer taraf ise 
Yok öyle şey, biz yazıyoruz diyor.

Ama sokaktaki adam araya girip soruyor: “Madem biz yazıyoruz, niye çoğu zaman senaryoyu değiştiremiyoruz?” 
Çünkü insan bazen kendi hayatına seyirci gibi bakıyor.
Sanki bir film izliyorsun ama kumanda sende değil.

Ya Dünya Gerçekten Ceza Yeriyse?

Eğer cennet ve cehennem diye iki yer varsa, belli ki biz şu anda ikisinin harmanlandığı bir yerdeyiz.  
Kimimiz için cehennem: 

  • Sabah 7’de çalan alarm  
  • Yetişmeyen faturalar 
  • Geçimimizi sağlayamayan maaşlar  
  • Uzun kuyruklu hastaneler 
  • Sevdiğimizi kaybettiğimiz anlar  
  • Geçmeyen hastalıklar bitmeyen ağrılar.
 
Kimimiz için cennet: 

  • Bir yaz akşamı çay bahçesinde oturmak 
  • Sevdiceğe sarılmak 
  • Kahve kokusuyla uyanmak 
  • Çocuk gülüşü duymak  
  • Dünya nimetleri ile saltanat sürmek

Asıl soru şu: 
Bu karışımda hangisi daha baskın?

Cezayı Bitirenler Nereye Gidiyor?

Diyelim ki bu dünya bir ceza yeri. 
Peki suçumuz neydi?
Belki buraya gelmeyi kabul ettik, belki de önceki hayatımızdaki hataların bedelini ödüyoruz. 

Belki de ruhlarımız, beden dediğimiz bu daracık hücrede hapis. 
Peki cezamız bitince nereye gidiyoruz? 
İşte orası tam bir muamma. 
Kimi “toprağa karışıyoruz” diyor, kimi “başka bedenlerde devam” diyor, kimi de “cennet bahçelerine gidiyoruz” diyor. 
Kimse kesin olarak bilmiyor.
Giden de geri dönüp anlatmıyor.

-------

Bir sabah geldik biz bu dünya denen hana,
Kim sordu ki gelir misin diye bana?
Kapı gıcırdadı, açıldı bir zindan,
Dediler: “Buyur gir, burası hayat lan.”

Doğmak bir biletmiş dönüşü görünmez,
Zaman kum saati, taneleri bilinmez,
İnsan yürür gider, yolu hiç değişmez,
Giden gitti mi, bir daha gelmez.

Kimi altın tabak, kimi kuru ekmek,
Kimi saray görür, kimi döker hep emek.
Hayat dedikleri biraz gülüp sövmek,
Sonunda hep aynı kapıya gitmek.

Toprak bekçi gibi durur baş ucunda,
Sessiz bir avludur mezar taşlarında,
Zengin fakir aynı karanlık kuyuda,
Herkes eşit olur toprağın koynunda.

Ama yine insan umut arar içten,
Bir ışık bekleriz karanlık geçitten,
Belki kapı açılır son nefes de giderken:
Dersin bitti evlat, çık artık bu yerden..


"İzin almadan geldik, eyvallah bile diyemeden gidiyoruz. Bu dünya, ruhun giydiği dar bir gömlek; ne ilikleniyor ne de sökülüp atılıyor." — Ahmet ATAM'dan Hikmetli Sözler

Bakın beyler, şimdi birileri çıkıp "Hayat bir armağandır" diye masal anlatacak. Ya kardeşim, sormadan, danışmadan bizi bu tozlu toprağın içine fırlatmışlar, adına da 'imtihan' demişler. Ulan sınav dediğinde önce ders anlatılır, sonra kağıt dağıtılır! Bizde önce tokat geliyor, sonra "neden vurdun?" diye sormaya çalışırken kendimizi teneşirde buluyoruz. Özgürlük mü? Hadi oradan! Kader dediğin o devasa çarkın dişlileri arasında ezilen karıncalarız ama her birimiz kendimizi aslan sanıyoruz. Bu dünya olsa olsa ruhların sürgün edildiği, gardiyanı gizli bir kozmik mahpushaneden başka bir şey değil!

Konu Sokak Mantığı Benim Terazim
Geliş ve Gidiş "Misafiriz abi, geldik gidiyoruz işte." Zoraki misafirlik olmaz. Kimse sormadı, kimse onay almadı. Bu bildiğin baskın!
Özgürlük Meselesi "Kendi kaderimi kendim yazarım." Sen ancak kalemdeki mürekkebin bittiği yere kadar yazarsın. Sayfa sınırlı, süre kısıtlı.
Dünya Tasviri "Bir sınav salonu, çalışan kazanır." Dört tarafı boşlukla çevrili bir hücre. Sınav değil, alışma süreci. Alışan kaybediyor aslında.

Sıkça Sorulan (Ama Cevaplanamayan) Sorular

Neden buradayız?

Cevabı bilsek zaten burada işimiz olmazdı. Bir boşluğu dolduruyoruz işte, figüran lazımdı demek ki.

Kaderimizi değiştirebilir miyiz?

Zinciri biraz gevşetebilirsin ama koparamazsın. Köpeğin tasması kadar özgürüz bu hayatta.

Acı çekmek zorunda mıyız?

Mapushanede açık büfe kahvaltı bekleyen varsa çoktan kaybetmiştir. Acı, var olduğunun tek kanıtıdır.

Dünya biterse ne olur?

Tahliye günü gelir. Gerçek hayat o gün başlar mı yoksa sadece ışıklar mı söner, orası meçhul.

İnsan gerçekten özel midir?

Kendi hikayesinin başrolü olduğunu sanan, aslında jenerikte bile adı geçmeyen birer gölgeyiz.

Günün Ana Fikri

"Hayat seni sormadan içeri aldıysa, sen de ona boyun eğmeden ama haddini bilerek kafa tutacaksın!"
🔍 Dijital Ayak İzi

© Ahmet ATAM - KENDİME YAZILARIM

Yorum Gönder

Yorum Gönder

Yorumlarda lütfen saygılı olun