no fucking license
Bookmark

İNSANI ASIL YORAN YAŞLILIK MI DEĞERSİZLİK Mİ

Yaşlılık, toplumsal yalnızlık ve kaybolan değerler temasını işleyen metaforik kolaj. Masada oturan düşünceli bir emekli figürünün çevresinde televizyon ekranlarında suç haberleri, halk otobüsü, geçmişi simgeleyen eski sokak görüntüleri, çay bardağı, kitaplar ve "saygı, vicdan, merhamet, adalet" yazılı yön tabelaları yer alıyor. Görsel, ekonomik zorluklar, toplumsal yabancılaşma ve yaşlıların görünmezleşme hissini sanatsal sembollerle anlatıyor.

Türkiye’de yaşlıların yaşadığı dram; açlık sınırındaki emekli maaşları, azalan saygı ve toplumda yük gibi hissetme durumu. Türkiye’de yaşlı olmak neden bu kadar ağır bir yük gibi hissettiriyor? Bu ülke nasıl bu noktaya geldi?
Bazen sabah televizyonu açıyorum.

  • Cinayet...
  • Dolandırıcılık...
  • Yolsuzluk haberi...

Kanallar arasında geziyorum ama değişen bir şey olmuyor. Sanki bütün ekranlar aynı karanlık senaryonun farklı dekorları olmuş.
Eskiden haberler hayatı anlatırdı.
Şimdi hayatın çürüyen taraflarını sayıp döküyor.
Tam bir toplumsal çürüme.
İnsan bir süre sonra televizyon izlemiyor da, sanki memleketin yorgun vicdanının otopsisini seyrediyor.

Biraz Hava Alayım Diyorum, Sokaklar da İç Açmıyor


Evde bunaldım diyorsun.
Çıkıp biraz hava alayım...
Çarşıya uğrayayım...
Pazarda dolaşayım...
Hastanede işimi göreyim...
Ama insan dışarı çıkınca ferahlamıyor artık.
Çünkü sokaklar da yorulmuş.

Halk otobüsüne biniyorsun.
Kimsenin ağzından bir şey çıkmıyor belki ama bazı bakışlar insanın içine kadar işliyor.
Sanki "Yetti artık bu bedavacı yaşlılar..." diyorlar.

Sanki yıllarca çalışıp vergi vermiş, bu ülkeye emek vermiş insanlar şimdi toplumun sırtındaki fazla yükmüş gibi görülüyor.
Bir zamanlar üretirken alkışlanan eller, bugün tutunacak bir korkuluk ararken küçümseniyor.

Yaşlılığı Değil, Saygıyı Emekli Ettik


Son yıllarda dikkat ediyorum.
Özellikle sosyal medyada yaşlılarla alay etmek neredeyse moda olmuş.
Saçındaki beyazı tecrübe değil yük sayıyorlar.
Kırışıklıkları hayatın haritası değil kusur gibi görüyorlar.
Oysa bugün genç olan herkes yarının yaşlısı olacak.
Ama bunu en çok gençlik unutuyor.
Toplum, kendi geleceğiyle kavga ediyor farkında olmadan.
Yaşlıları küçümseyen bir toplum, aslında aynadaki yarınını küçümsüyordur.

Emekli Maaşıyla Değil, Sabırla Hayatta Kalıyoruz


Markete giriyorum.
Fiyat etiketleri bana ürün fiyatını değil, ömrümden eksilen günleri gösteriyor.
Bir kilo et alacaksın dokuz kez düşünüyorsun...
Bir kilo peynir ise, ayrı bir muhasebe...
  • Doktorlar protein gerekli diyor.
  • Bütçe ise makarna diyor.
İnsan zamanla doymuyor aslında.
Sadece midesini kandırmayı öğreniyor.
Karbonhidratlarla şişen bedenin içinde, sessizce küçülen bir yaşam kalitesi oluşuyor.
Bir ülkenin yaşlıları yeterince beslenemiyorsa mesele sadece ekonomi değildir.
Bu biraz da vicdan meselesidir 

Asıl Yorgunluk Dizlerde Değil, Ruhlarda Başlıyor


Yetmiş yaşına yaklaşan ya da geçmiş bir beden zaten kendi yükünü taşıyor.
Dizler eskisi gibi değil.
Bel eskisi gibi değil.
Nefes eskisi gibi değil.
Ama insanı asıl yoran bunlar değil.
Asıl yorgunluk görünmez yerlerde başlıyor.

  • İçinde...
  • Kalbinde...
  • Ruhunda...

Acaba ben yük mü oldum? sorusu gelip yerleşiyor zihnin bir köşesine.
Bazen düşünüyorum.
Ben mi kendimi yük görüyorum?
Yoksa insanların davranışları mı bana bunu hissettiriyor?
İşte bunun cevabını bulamıyorum.
Çünkü insan bazen sözlerle değil, tavırlarla kırılıyor.
Ve bazı yaraların sesi çıkmıyor.

Çocuklarımızı Büyüttük, Şimdi Uzaklaşan Zamanı İzliyoruz


Çocuklara da kızamıyorum.
Onların da hayat mücadelesi ağır.
Geçim derdi bir değirmen taşı gibi boyunlarına asılmış.

  • Sabah koşuşturma.
  • Akşam yorgunluk.
  • Yarın için kaygı.

Ama yine de insan bazen bir telefonun, bir sohbetin, bir hatırlanmanın özlemini çekiyor.
Çünkü yaşlandıkça ihtiyaç duyulan şey para değil sadece.

  • Biraz değer görmek.
  • Biraz hatırlanmak.
  • Biraz hissedilmek.

Bu Ülke Eskiden Böyle Değildi
Belki de beni en çok yoran şey budur.
Bu ülke benim çocukluğumda böyle değildi.

Fakirlik vardı ama yabancılaşma yoktu.
İmkân azdı ama muhabbet çoktu.
Kapılar kilitlenmeden uyunurdu.
Mahalle dediğin şey sadece binalardan oluşmazdı.
İnsanlardan oluşurdu.

Şimdi apartmanlar yükseldi.
Ama insanlar birbirinden uzaklaştı.
Teknoloji ilerledi ama gönüller geriledi.
Ekranlar büyüdü.muhabbet küçüldü.
Sanki toplum görünmez bir kuraklığın içinden geçiyor.
Ve bu kuraklık suyu değil, merhameti kurutuyor.

Belki Sorun Yaşlanmak Değil


Bazen düşünüyorum.
Belki de sorun bizim yaşlanmamız değil.
Sorun, insanlığın bazı değerlerini kaybetmesi.
Çünkü yaş almak kaderdir. Ama saygıyı kaybetmek tercih.
Saçlara düşen aklar değil insanı yaşlandıran.
Umudun eksilmesi yaşlandırıyor.
Bugün hâlâ ayaktaysak, hâlâ düşünüyor, sorguluyor ve hissediyorsak tamamen yenilmiş sayılmayız.
Çünkü insanı yaşatan yalnızca nefes değildir.
Kendini hâlâ insan hissedebilmesidir.

Benim Çocukluğumda Bu Ülke Böyle Değildi


Benim çocukluğumda, gençliğimde bu ülke böyle değildi kardeşim.
Komşu açken tok yatılmazdı. 
Otobüste yaşlı gördün mü yer vermek için yarışılırdı. 
Büyüklerin eli öpülürdü, sözü dinlenirdi. 
Şimdi ne oldu bize? 
Ne oldu da bu kadar ahlaki, ekonomik ve sosyolojik olarak çöktük? 
Ne oldu da merhameti, vicdanı, saygıyı bu kadar ucuza sattık?
Bu sorunun cevabını ben bulamıyorum. Belki sen bulursun okuyan olarak.

Ben sadece şunu biliyorum: İnsan yaşlanmaktan korkmaz. İnsan, yaşlandığında hor görülmekten, unutulmaktan, yük görülmekten korkar.

KURU ÇINAR ŞİİRİ.


Kutu açılır bir curcuna, kan ile hile yarışır,
Ar perdesi yırtılmış da, haram helale karışır.
Bir nefeslik dirlik için sokağa vursan kendini,
Menzili şaşmış bu devran, yıkar sabrın bendini.

Otobüsün basamağı Kafdağı’ndan dik gelir,
Şoförün yan bakışında dünya bize dar gelir.
Kartı basarken titreyen o ellere hor bakarlar;
Ölmedi şu beleşçiler diye lakap takarlar..

Kırk yıl döktüğün o alın teri bir pula sayılır,
Gençliğin kibri sosyal medyada yayılır.
Ekranda bir alay başlar, saçı ağarmış cana;
Hürmet denen o kutlu sır gömülmüş mezara.

Yetmişin sırtına binen yük değil, bu vefasızlık,
Açlık sınırında pazar, her adımda bir yalnızlık.
Makarna ile doyan can, ete hasret sofralar;
Ruh yorulmuş bir kere, neylesin bu havalar?

Evlat desen kendi derdinde, dünya değirmeninde,
Bir sızı çöker usulca ihtiyarlık bendinde.
Acaba ben mi yüküm, yoksa onlar da mı bezgin?
Sualin cevabı zehir, hançerinden daha keskin.

Biz böyle görmedik dünü, toprağın bir haysiyeti vardı,
Komşunun kederi matem, ekmeği bize ar’dı.
Ahlakın sütunu çökmüş, temelinden çürümüş dam;
Nefsin saltanatında ziyan olmuş koca insan!

Lakin üzülme be gönül, bu bir imtihan çağıdır,
Kibrin ördüğü bu dünya çürük bir örümcek ağıdır.
Gölgesi hor görülen çınar devrilince anlarlar,
Kökü kuruyan bir yurdun dalında baykuşlar ağlar.

Varlık pazarında bugün pul etmeseler de seni,
Hakk’ın terazisi tartar, ak pak eder kefeni.
Sabret ihtiyar gönlüm, bu hengâme de geçer;
Ektiğini biçmeyen kul, hangi menzile göçer?
Yorum Gönder

Yorum Gönder

Yorumlarda lütfen saygılı olun