Mekke İttifakı, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan, bir ülkeye yapılan saldırının tümüne yapılmış sayıldığı savunma paktı olarak 2026 Ağustos’unda kuruldu. Ancak işin özünde, bu ittifak ABD’nin Avrupa’yı zayıflatıp Türkiye’yi Ortadoğu bataklığına çekerek İsrail’i güvence altına alma planının bir parçasıdır. Türkiye masada güçlü olduğunu sanırken, aslında başkasının çıkarına piyonluk yapmaktadır.
MEKKE İTTİFAKI: AMERİKAN PROJESİYLE TÜRKİYE'Yİ AVRUPA'DAN KOPARIP ORTADOĞU ÇUKURUNA SÜRMEK
Hayat tecrübem bana gösterdi ki, bir ürünün üzerine “kaliteli” etiketi yapıştırmak onu gerçekten kaliteli yapmaz.
Müşteri gelir, ürünü eline alır, inceler, satıcıya bakar ve “Bu işte bir bit yeniği var” der.
Bugün ben de Mekke İttifakı denen bu yeni ürünün ambalajına değil, içeriğine odaklanacağım. Çünkü çarşıda bilinen bir kural vardır:
Mal parlak fiyat düşükse ya tarihi geçmiştir ya da içine başka bir şey eklenmiştir.
MEKKE İTTİFAKI NEDİR, NE DEĞİLDİR?
Resmî açıklamalara göre bu anlaşma “bölgesel barışa katkı”, “külfet paylaşımı” ve “savunma odaklı işbirliği” olarak tanımlanıyor.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bir araya gelerek “birimize saldıran, hepimize saldırmış sayılır” demiş.
Kâğıt üzerinde oldukça güzel görünüyor.
Hatta NATO’nun 5. maddesine benzetip “İslam NATO’su” diyenler bile var.
Ancak benim tezgâhta öğrendiğim bir şey var ki; sözleşmede yazanla, sahada olan her zaman aynı olmaz.
Bu ittifakın fitilini ateşleyen şey neydi?
Suudi Arabistan’ın Yemen’de İran destekli Husilerle mücadele etmesi.
Riyad, ABD’den beklediği desteği bulamayınca kendine yeni bir dayanak aradı.
ABD tarafından Türkiye ve Pakistan da bu boşluğu doldurmak ile görevlendirildi..
Peki bu tabloda ABD nerede?
Beyaz Saray’dan gelen ilk tepki “Sanırım Suudi Arabistan’a yardım etmek istiyorlar ve bence bu iyi bir şey” şeklinde oldu.
Trump’ın bu sözü bana çarşıda malını satmak için “alıcı buldum” diye sevinen tüccarı hatırlattı. Adam memnun, çünkü mal onun değil, satış onun.
Bir işte hem satıcı memnunsa hem alıcı memnunsa, bilin ki üçüncü bir kişi o malın bedelini ödüyordur. Mekke İttifakı’nda o üçüncü kişi ne yazık ki Türkiye’dir.
AMERİKA’NIN HESABI: AVRUPA’YI BOŞALT, TÜRKİYE’Yİ DOĞU’YA SÜR
Elli yıllık ticaret hayatımda şunu gördüm:
Bir adam dükkânını kapatıp başka bir semte taşınıyorsa, ya orada kira düşmüştür, müşteri azalmıştır ya da yeni semtte daha büyük bir plan vardır.
ABD’nin son yıllardaki durumu da buna benziyor.
Avrupa’daki askerî varlığını sorgulamaya başladı, sürekli “güvenlik yükünü paylaşın” diyor.
Bu sözleri ilk duyduğumda babamın şu lafı aklıma geldi:
Ortaklık, iki taraf da kazanınca güzeldir; bir taraf hep kazanıyorsa, o ortaklık değil, soygunun kitabıdır.
Şimdi bu Mekke İttifakı’na dönelim. Türkiye’nin yüzü ne zamandır Avrupa’ya dönük? Cumhurbaşkanı’nın “AB önceliğimiz değil” dediği günleri hatırlayın .
Bu söz, elli yıllık bir hayalin rafa kaldırılmasıydı.
Peki rafa kaldırılan hayalin yerine ne kondu?
Ortadoğu.
Peki Ortadoğu’ya girmek için en güzel kılıf neydi?
Bir “savunma ittifakı”.
İşte bu yüzden diyorum ki, bu proje Türkiye’yi Avrupa’dan koparıp Ortadoğu’nun ortasına sürmenin adıdır.
Eski bir istihbaratçının söylediğine göre, bu ittifak “ABD’nin direktifiyle ve İsrail’in izni ile isteği doğrultusunda kurulan bir mezhep cephesi” olarak görülüyor.
Ben o kadarını bilemem, çünkü istihbaratçı değilim.
Ancak bildiğim bir şey var:
Eğer bir ittifakın kurulmasına İsrail’in “izniyle” deniyorsa, o ittifakın neyi koruduğunu sorgulamak bizim sorumluluğumuzdur.
İSRAİL’İ KORUMAK: Görünmeyen El
Gelelim işin en önemli noktasına.
Bu ittifakın İsrail’i korumakla ne ilgisi var?
Var tabii ki.
Şöyle:
İsrail’in bölgedeki en büyük korkusu İran’dır.
İran’ın nükleer kapasitesi, Hizbullah, Husiler, Suriye’deki varlığı…
İsrail bunlarla tek başına baş edemeyeceğini bilir.
Peki ne yapar?
Kendi askerini riske atmaz, başkalarını gönderir.
Eski Şin Bet başkanı Ami Ayalon’un yıllar önce söylediği şu söz aklımda:
Türkiye liderliğinde bir Sünni koalisyon kurulmalı, İsrail bu koalisyonun şemsiyesi altında İran tehdidini bertaraf etmeli.
Yıl 2012. Aradan on dört yıl geçmiş ve o gün dile getirilen fikir bugün gerçeğe dönüşüyor. Şimdi soruyorum:
Bir projenin mimarı, on dört yıl önce “şöyle bir koalisyon kurulsun” diyorsa ve on dört yıl sonra tam olarak o koalisyon kuruluyorsa, buna “tesadüf” mü deriz?
Bu ittifakın Suudi Arabistan ayağına bakın; Suudi Arabistan İsrail ile yakınlaşıyor, Riyad’da İsrail ve ABD askeri heyetleri bulunuyor.
Türkiye ve Pakistan da bu ittifakın içinde.
Yarın İran ile İsrail arasında bir çatışma çıksa, Suudi Arabistan’a saldırı olsa, Mekke İttifakı devreye girecek.
Peki kim savaşacak?
Türk askeri.
Kimin için?
İsrail’in güvenliği için.
İşte bu yüzden bu ittifak, Türkiye’yi kendi savaşı olmayan bir savaşın içine çekme tuzağıdır.
AVRUPA İÇİN JEOSTRATEJİK KIRILMA
Bir de işin Avrupa tarafı var.
Elli yıllık ticaret hayatımda şunu gördüm:
Bir dükkânın en iyi çırağını alıp başka bir dükkânda kalfa yaparlarsa, eski dükkânın hâli ne olur?
Avrupa’nın durumu da buna benziyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri, NATO’nun Avrupa kanadının en güçlü unsurlarından biri.
Şimdi bu güç, Avrupa’dan koparılıp Ortadoğu’ya yönlendiriliyor.
Avrupa savunmasız kalıyor, ABD ise “ben size söylemiştim, kendi güvenliğinizi sağlayın” diyor.
Bir devletin en pahalı hatası, başkasının satranç tahtasında kendini şah sanıp aslında piyon olduğunu oyunun sonunda öğrenmesidir.
Bu, Avrupa hen de Türkiye için ciddi bir jeostratejik kırılma.
Türkiye’nin enerjisi Ortadoğu’ya kaydıkça, Avrupa’nın doğu kanadı zayıflıyor.
ABD’nin istediği de bu değil mi?
Avrupa kendi başının çaresine baksın, ABD ise asıl hedefi olan Çin’e yönelsin. Türkiye bu denklemde sadece bir araç; acı ama gerçek.
💡 ESNAFIN TERAZİ TAŞI: Bir işe ortak olurken kendine şu soruyu sor: “Bu işten en çok kim kâr edecek?” Cevap sen değilsen, o işte ya yük oluyorsun ya da enayi. Mekke İttifakı’nda en çok kazanan ABD ile İsrail, en çok risk alan ise Türkiye.
⚠ KAZIN AYAĞI: “Müslüman ülkeler bir araya geliyor, ne güzel” düşüncesine kapılmayın. Çarşıda iki esnaf “ortak dükkân açıyoruz” dediğinde, perde arkasında o dükkânın tapusunu kimin üzerine aldığını kontrol edin. Tapu başka birinin adına ise, ortaklığınız yalnızca kirayı ödemekle sınırlı kalır.
KARŞILAŞTIRMA: NE DEDİLER, NE ÇIKTI
PUSULASI OLMAYAN GEMİ
Eskiler der ki: Bir yolcu denize açılmadan önce kaptana sormuş, “Rüzgâr nereden esecek?” Kaptan, “Bunu ben bilemem,” diye cevap vermiş.
Yolcu yine sormuş, “Peki, nereye gideceğiz?”
Kaptan pusulayı gösterip, “Rüzgârı seçemem ama yönümü belirleyebilirim,” demiş.
Devletler de böyledir.
Amerika’nın, Avrupa’nın veya Orta Doğu’daki güçlerin ne yapacağını her zaman kontrol edemezsin.
Ama kendi menfaatini, kırmızı çizgilerini ve milletine karşı sorumluluğunu belirleyebilirsin.
Türkiye’nin ihtiyacı, bir bölgeden diğerine savrulmak değil; Avrupa ve Orta Doğu ile ilişkilerini kendi çıkarları doğrultusunda yönetebilmek.
Dostluk kurmak güzeldir, ancak dostluk uğruna aklı kapının dışında bırakmak pahalıya mal olur.
Son sözüm şu: İttifakın adı ne olursa olsun, önce şartlarını okuyup sonra hesabını yapacağız. Milletin sofrasına ekmek koymayan, ülkenin güvenliğini sağlamayan ve bağımsız karar alma gücünü korumayan hiçbir büyük proje, sırf büyüklerin masasında konuşuluyor diye kutsal sayılamaz.
Esnafın da devletin de hesabı aynıdır: Günün sonunda kazanç millete ait olmalı, fatura ise millete kesilmemelidir.
Mekke İttifakı tam olarak nedir?
Bu ittifak İsrail’i korumak için mi kuruldu?
Türkiye bu ittifaktan zararlı çıkar mı?
ABD’nin bu işteki rolü ne?
KENDİME YAZILARIM
🔍 BENİ GOOGLE'DA BUL© 2026 | "Tezgâhta malın fiyatı düşükse, ya tarihi geçmiştir ya da içine bir şey katmışlardır."




Yorum Gönder