no fucking license
Bookmark

İSVEÇ'İN VİCDANI MI TEMİZ BİZİM CÜZDAN MI KİRLİ

Bir toplumun kaderini inancı değil, vicdanıyla kurduğu ilişki belirler.

Geçen gün dostlarla otururken biri şöyle dedi: “Nüfusunun yüzde 88’i ateist olan İsveç, yolsuzlukta dünyanın en temiz ülkelerinden biri. Nüfusunun yüzde 99’u Müslüman olan Türkiye ise bu konuda oldukça geride. İlginç değil mi?”

Mesele İnanç mı, Yoksa Aynaya Bakmayı Unutmuş Bir Toplumun Hikâyesi mi?

Öncelikle belirtmek gerekir ki, sosyal medyada dolaşan oranlar ve sıralamalar bazen abartılı olabiliyor. Ancak gerçek şu ki, bugün bile Transparency International Yolsuzluk Algı Endeksi’nde İsveç en temiz ülkeler arasında üst sıralarda yer alırken, Türkiye oldukça alt sıralarda bulunuyor.

Peki neden?

Bu sorunun cevabını yalnızca “inanç var” ya da “inanç yok” torbasına koyup ağzını bağlamak, yangının sebebini kibritte arayıp benzin deposunu görmezden gelmek gibidir. Sorun caminin kapısında değil, kasanın kilidinde.

İnanç, insanın içindeki pusuladır.

Pusula elindeyken gemiyi kayalıklara sürmek de mümkündür. 
Çünkü pusula sadece yönü gösterir, direksiyonu çeviren ise karakterdir. Yolsuzluk dediğimiz şey bazen toplumun aynadaki yansımasıdır; ancak biz aynaya bakmak yerine sürekli çerçeveyi suçlarız.

Bir ülkede insanlar, kimse yokken bile kırmızı ışıkta duruyor, sıraya kaynak yapmayı ayıp sayıyor ve torpil isteyene yüzünü ekşitiyorsa; yolsuzluk daha filizlenmeden yok edilir.  
Ama bir yerde “adamını bulursan iş olur” sözü atasözü gibi dolaşıyorsa, yolsuzluk çoktan milli söylem haline gelmiş demektir.  

Eğitim Dediğimiz Şey Diplomadan Fazlasıdır

Biz eğitim deyince çoğu zaman aklımıza bina geliyor.
Sınıf geliyor.
Diploma geliyor.
Oysa eğitim, çocuğa kopya çekerken "yakalanmamak" ile "yanlış yapmamak" arasındaki farkı öğretmektir.

İsveç’te insanlar devleti bir süt ineği olarak değil, ortak ahırdaki emanet bir hayvan gibi görüyor olabilir. 
Bizde ise bazen kamu malına bakış, “Nasıl olsa benim değil” mantığına dönüşüyor. Facia işte burada başlıyor, çünkü herkesin olmayan şey aslında herkesin olan şeydir.

Kültürün Sessiz Parmak İzleri

Kültür görünmezdir, ama her yerde izleri vardır. 
Bir toplumda çocuklar adalet masallarıyla büyürse farklı insanlar olur, kurnazlık masallarıyla büyürse farklı. 
Biz bazen dürüst insanı saf, açıkgözü ise zeki sayıyoruz. 
Sonra da dürüstlük neden azalıyor diye şaşırıyoruz. 
Tohumu diken biziz, çıkan ağacı görünce şaşıran da yine biziz. Bu, soğan ekip karpuz beklemeye benziyor.

Siyasi Tercihler ve Hesap Sorabilme Meselesi

Bir ülkede yöneticiler halka hesap verme zorunluluğunu hissediyorsa, yolsuzluk zor nefes alır. Çünkü sürekli açık kalan ışıkta hamam böcekleri uzun süre yaşayamaz. 
Ancak toplum lidere değil de onun gölgesine tapmaya başlarsa işler değişir. O zaman:

  • Eleştiri düşmanlık, 
  • Soru sormak ihanet, 
  • Hesap istemek saygısızlık olarak görülür. 

Demokrasinin oksijeni olan sorgulama ortadan kalkınca geriye ağır bir hava kalır ve o havada ilk boğulan şey şeffaflık olur.

İnanç Tek Başına Aşı Olsaydı...

Eğer sadece inanç yolsuzluğu engelleseydi, dünyadaki tüm dindar toplumların en dürüst toplumlar olması gerekirdi. Eğer yalnızca dinsizlik yolsuzluğu engelleseydi, inançsız insanların bulunduğu her yer cennet olurdu. Ancak hayat bu kadar basit işlemiyor. Çünkü:

  • Yolsuzluğun dini yok, 
  • Açgözlülüğün mezhebi yok, 
  • Vicdansızlığın ideolojisi yok.

Hırsızlık, girdiği kabın şeklini alıyor.

  • Bazen takım elbise giyiyor.
  • Bazen kravat takıyor.
  • Bazen de ahlak nutku atıyor.

Son Söz: Sorun İnançsızlık Değil, Hesapsızlık

Bence mesele ateist ya da Müüman olmak değil. Asıl mesele, kimsenin görmediği yerde ne yaptığımızdır. 
Çünkü insanı tanımlayan şey kalabalığın alkışı değil; yalnızken yaptığı tercihtir. 

Toplumlar da aynı şekilde işler. 
Kanunlar sağlam, kurumlar güçlü, eğitim dürüstlüğü ödüllendiriyor ve vatandaş hesap soruyorsa; yolsuzluk çöl ortasında kalmış balık gibi çırpınır. 
Ama bunlar yoksa, dünyanın en güzel değerlerini duvarlara yazsanız bile işe yaramaz. 

Duvara asılan erdem, kasaya kilit olmaz. 
Ve bazen bir toplumun en büyük trajedisi, vicdanını kaybetmesi değil; vicdanı olduğunu sanarak yaşamaya devam etmesidir.

Aynadaki Ülke Şiiri.

Bir ülke gördüm gece vakti,
Minareleri göğe uzanıyordu,
Ama vicdanı,
Cebindeki bozukluk kadar hafiflemişti.

Meydanlarında ahlâk satılıyordu,
Etiketinde kutsal sözler vardı,
Arkasında indirimli menfaat.

Bir tüccar gördüm sonra;
Terazisinin bir kefesinde dua,
Öteki kefesinde ihale vardı.
Dua hafif geldi.
Şaşırmadım.
Çünkü bu çağda bazı insanlar
Allah'ın adını diline, kasanın anahtarını cebine koyup geziyor.

Bir derviş çıktı karşıma.
Elinde ayna vardı. "Aradığın hırsızı nerede sanıyorsun?" dedi.
Ben sarayları işaret ettim.
Bankaları işaret ettim.
Partileri işaret ettim.
Kürsüleri işaret ettim.

Gülümsedi.
Aynayı yüzüme çevirdi. "İlk ortak oradadır..." dedi.
O an anladım;
Büyük yolsuzluklar,
Küçük dürüstlüksüzlüklerin büyümüş hâlidir.

Bizim memlekette bazı insanlar,
Kul hakkını deve gibi yutar,
Vicdan hapı içip hazmetmeye çalışır.
Sonra çıkar, "Zaman bozuldu..." der.

Sanki zamanı bozan saat değil de biz değilmişiz gibi.
Sanki çamuru dereye döken kendisi değilmiş gibi.
Sanki aynanın üstüne perdeyi başkası çekmiş gibi.

Kuzey rüzgârlarının estiği uzak diyarlarda
Bir adam kırmızı ışıkta durur.
Kimse bakmıyordur.
Yine de durur.
Çünkü polisi değil, kendini kandırmaktan korkuyordur.

Ey insan!

Sen kendini inancınla övünmeden önce
Emanete nasıl davrandığına bak.
Çünkü secde eden alın çoktur,
Emanete eğilmeyen baş azdır.
Tesbih çeken el çoktur,
Yetimin lokmasına uzanmayan el azdır.

Söz çoktur.
Karakter kıttır.
Ben bu çağın pazarında dürüstlüğü kambur bir ihtiyar gibi gördüm.
Kimse yüzüne bakmıyordu.

Kurnazlık ise ışıklı vitrinlerdeydi.
Adına "zekâ" dediler.
Adına "uyanıklık" dediler.
Adına "iş bilmek" dediler.

Hırsızlık kravat takınca alkışlamayı marifet sandılar.
Ve sonunda anladım ki;
Yolsuzluğun dini yokmuş.
Mezhebi yokmuş.
Bayrağı yokmuş.
Onun tek kıblesi çıkar,
Tek peygamberi menfaat,
Tek kutsalı menfaatmış.

O yüzden mesele, ateist olmak değilmiş.
Mesele,
Müslüman görünmek de değilmiş.
Mesele,
Aynaya bakınca orada kimi gördüğünmüş.

Şimdi ülkenin ortasında büyük bir ayna duruyor.
Kimi geçerken başını çeviriyor.
Kimi taş atıyor.
Kimi üstünü örtüyor.
Ama ayna susuyor.
Çünkü hakikat bağırmaz.
Bekler.

Bir gün herkesin gözlerinin içine bakacağı günü bekler.
Ve o gün geldiğinde,
Belki de sorulacak tek soru şudur:
Biz gerçekten kandırıldık mı, yoksa en uzun süre kendimizi mi kandırdık?

Yorum Gönder

Yorum Gönder

Yorumlarda lütfen saygılı olun