Bir ulus, toprakla değil dille kurulur. Toprak alınır, satılır, kaybedilir ama dil giderse millet dağılır. Bugün güçlü dediğiniz bütün ulus devletlerin ortak noktası; tek bir egemen dil, o dile sahip çıkan devlet aklı ve o dili dünyaya taşıyan kültürel özgüvendir.
Dil, ulus devletin omurgasıdır. Peki biz Türkler neden kendi omurgamızı kırdık?
Peki bizde ne var? “Türkçe fakir bir dil” diyen profesör, çocuğuna İngilizce isim veren ebeveyn, kendi edebiyatçısını tanımayan aydın. Sonra da soruyoruz: “Bu millet neden dağınık?”Küresel egemenlik vardı ama küresel dil yoktu. Bu nasıl bir çelişki? Evet, doğru; Türkler bin yılı aşkın süre boyunca dünyanın kaderine yön verdi. Ama şunu başaramadık: Türkçeyi resmî yönetim dili olarak kabul ettiremedik, bilim ve felsefe dili yapamadık, okutulan ve öğretilen zorunlu bir kültür dili haline getiremedik.
Ne yaptık? Yönetirken başkasının diliyle konuştuk. Arapça ile dua ettik, Farsça ile şiir yazdık, ama Türkçeyi mutfağa gönderdik. Devlet kurduk ama dil devleti kuramadık.
En Büyük Yanılgımız: “Hoşgörü” Masalı.
Yüzyıllarca “Biz hoşgörülüyüz” dedik. Oysa bu hoşgörü değil, kimlik gevşekliğiydi. Egemen millet kendi dilini öğretir, kültürünü tanıtır, edebiyatını merkeze koyar.
Biz ise “Bırak herkes kendi dilini konuşsun” dedik.
Güzel ama sonunda herkes konuştu, bir tek Türkçe sustu.
Ben Halil Cibran’ı okurken, Arap neden Yunus Emre’yi bilmedi?
Bu soru can yakar.
Biz ise “Bırak herkes kendi dilini konuşsun” dedik.
Güzel ama sonunda herkes konuştu, bir tek Türkçe sustu.
Ben Halil Cibran’ı okurken, Arap neden Yunus Emre’yi bilmedi?
Bu soru can yakar.
Peki onlar neden Yunus Emre’yi, Karacaoğlan’ı, Hacı Bektaş’ı bilmiyor? Çünkü biz okutmadık, öğretmedik, dayatmadık. Kusura bakmayın ama kültür rica ile değil, egemenlikle yayılır.
Dil Birliği Olmadan Ulus Devlet Olunmaz.
Bunu neden hâlâ anlayamıyoruz? Dil birliği yoksa ortak hafıza, ortak gelecek ve hatta ortak acı bile olmaz.
Bugün hâlâ aynı ülkenin çocukları birbirini anlamıyor, aynı bayrağın altında farklı dünyalar yaşıyor, aynı kelimeye farklı anlamlar yüklüyor.
Sonra da “birlik” diyoruz.
Oysa dil olmadan birlik olmaz, millet olmaz; devlet ise sadece bir haritadan ibaret kalır.
Bugün hâlâ aynı ülkenin çocukları birbirini anlamıyor, aynı bayrağın altında farklı dünyalar yaşıyor, aynı kelimeye farklı anlamlar yüklüyor.
Sonra da “birlik” diyoruz.
Oysa dil olmadan birlik olmaz, millet olmaz; devlet ise sadece bir haritadan ibaret kalır.
Peki Bu Kayıp Ne Zaman ve Nasıl Telafi Edilecek?
Acı gerçek şu: Geç kaldık, ama bitmedi. Telafi, Türkçe merkeze alındığında, bilim dili olduğunda, edebiyatı ihracat değeri kazandığında ve devlet dili bir “seçenek” değil zorunluluk olarak gördüğünde mümkün olur.Bu da kompleksle değil özgüvenle, savunarak değil dayatarak, özür dileyerek değil öğreterek başarılır.
Son Söz (Bu Bölüm Rahatsız Eder)
Biz Türkler:Kılıcı taşıdık ama kelimeyi taşımadık.
Devlet kurduk ama dili kurmadık.
Egemen olduk ama öğretmen olmadık.
Bugün hâlâ başkasının dilinde yükselip kendi dilimizde susuyorsak, sorun ne dış güçlerdir ne de tarihtir; sorun, kendi dilini kutsal saymayan milletin aklıdır.
Ve unutma:
Dilini kaybeden bir millet önce sesini, sonra sözünü, en sonunda da kendini kaybeder. Bu sözler seni rahatsız ediyorsa, demek ki doğru yere dokunmuştur.



Yorum Gönder