Türkiye’de “hukuk” artık bir kavramdan çok, geçmişe ait bir hatıra. Eskiden ders kitaplarında, Anayasa’nın ilk sayfalarında, duvarlardaki çerçevelerde yer alırdı. Peki şimdi? Şimdi hukuk, güçlü olanın cebinde taşıdığı çok amaçlı bir araç; ihtiyaç duyulduğunda açılan, iş bitince katlanıp kaldırılan..
Hukukun Üstünlüğü: Raf Ömrü Dolmuş Bir İdeal:
Hukukun üstünlüğü denince akla gelmesi gerekenler şunlardır:
Kanun önünde eşitlik, bağımsız yargı ve güçlüye karşı zayıfın korunması.
Ancak Türkiye’de bu kavram çoğu zaman “duruma göre değişir” şeklinde işler.
Eğer sıradan bir vatandaşsan, tanıdıkların yoksa, soyadın kapıları açmıyorsa; hukuk sert, katı ve acımasızdır.
Ama eğer “üstün” sayılıyorsan—makamın, bağlantıların, güçlü bir telefon trafiğin varsa—hukuk birden yumuşar; lastik gibi esner, bükülür ve bazen de tamamen görünmez olur.
Kanun önünde eşitlik, bağımsız yargı ve güçlüye karşı zayıfın korunması.
Ancak Türkiye’de bu kavram çoğu zaman “duruma göre değişir” şeklinde işler.
Eğer sıradan bir vatandaşsan, tanıdıkların yoksa, soyadın kapıları açmıyorsa; hukuk sert, katı ve acımasızdır.
Ama eğer “üstün” sayılıyorsan—makamın, bağlantıların, güçlü bir telefon trafiğin varsa—hukuk birden yumuşar; lastik gibi esner, bükülür ve bazen de tamamen görünmez olur.
Adalet Sarayı mı, Güç Gösteri Merkezi mi?
Adalet saraylarının adı var ama kendisi yok. İçeri girince adalet ararsın, karşına çıkan sadece prosedürdür.
Dosya vardır ama vicdan yoktur.
Kanun vardır ama mantık keyfe bağlıdır.
Hak vardır ama “şimdi sırası değil” denir.
Mahkeme salonlarında artık “Hukuk ne diyor?” sorusu sorulmaz.
Asıl soru şudur: “Bu kime dokunur?” Eğer dokunacağı kişi “üstün” ise, hukuk bir anda nezle olur; hafif atlatılır.
Dosya vardır ama vicdan yoktur.
Kanun vardır ama mantık keyfe bağlıdır.
Hak vardır ama “şimdi sırası değil” denir.
Mahkeme salonlarında artık “Hukuk ne diyor?” sorusu sorulmaz.
Asıl soru şudur: “Bu kime dokunur?” Eğer dokunacağı kişi “üstün” ise, hukuk bir anda nezle olur; hafif atlatılır.
Üstünlerin Hukuku: Görünmez Zırh:
Türkiye’de görünmez bir zırh var; adı “Bağlantı”. Bu zırhı taşıyanlar için soruşturmalar ya hiç açılmaz, ya da açılırsa sürüncemede kalır.
Sürünceme olmazsa “usulden” düşer, o da olmazsa zaman aşımı yetişir.
Hukuk burada adalet dağıtmaz, yalnızca hasar kontrolü yapar.
Artık suç bireysel değil, pozisyoneldir; önemli olan ne yaptığın değil, kim olduğundur.
Sürünceme olmazsa “usulden” düşer, o da olmazsa zaman aşımı yetişir.
Hukuk burada adalet dağıtmaz, yalnızca hasar kontrolü yapar.
Artık suç bireysel değil, pozisyoneldir; önemli olan ne yaptığın değil, kim olduğundur.
Vatandaşın Hukuku: Sabır, Sükûnet ve Boyun Eğme.
Vatandaşın payına düşen bellidir: Sabretmek, şikâyet etmemek, “Devlet büyüktür” demek, haksızlığa uğrayınca “vardır bir bildikleri” diye kendini avutmak.
Hak aramak mı?
O cesaret ister.
Çünkü Türkiye’de hak aramak çoğu zaman suç işlemeye daha yakındır.
Bir tweet atarsın, ifade verirsin.
Bir cümle kurarsın, niyet okunur.
Bir soru sorarsın, tehdit sayılır.
Hukuk burada kalkan değil, sopadır.
Hak aramak mı?
O cesaret ister.
Çünkü Türkiye’de hak aramak çoğu zaman suç işlemeye daha yakındır.
Bir tweet atarsın, ifade verirsin.
Bir cümle kurarsın, niyet okunur.
Bir soru sorarsın, tehdit sayılır.
Hukuk burada kalkan değil, sopadır.
Kanun Var, Adalet Yok:
Türkiye’de kanun çoktur, yönetmelik boldur, genelge boldur.
Ama adalet azdır; çünkü adalet, metinle değil ahlakla ayakta durur.
Ahlak yoksa en doğru kanun bile zalimleşir, en güzel anayasa bile bir süs eşyasına dönüşür. Bizde hukuk, adalet değil itaat üretir.
Ama adalet azdır; çünkü adalet, metinle değil ahlakla ayakta durur.
Ahlak yoksa en doğru kanun bile zalimleşir, en güzel anayasa bile bir süs eşyasına dönüşür. Bizde hukuk, adalet değil itaat üretir.
Sonuç: Terazi Kırık, Göz Bağlı Değil:
Hukukun sembolü terazidir, ama Türkiye’de o terazi farklı işler. Bir kefesinde altın, diğerinde vatandaşa düşen “sabır” vardır.
Adalet Tanrıçasının gözleri bağlı mı?
Hiç alakası yok; burada gözler sonuna kadar açık, sadece kime bakacağı iyi seçilir.
En acı gerçek ise şudur:
Türkiye’de hukuk üstün değil, üstünlerin hukuku vardır.
Geriye kalanlar için hukuk, ancak başımıza düştüğünde fark ettiğimiz soğuk, sert ve tek yönlü bir duvardır.
Adalet Tanrıçasının gözleri bağlı mı?
Hiç alakası yok; burada gözler sonuna kadar açık, sadece kime bakacağı iyi seçilir.
En acı gerçek ise şudur:
Türkiye’de hukuk üstün değil, üstünlerin hukuku vardır.
Geriye kalanlar için hukuk, ancak başımıza düştüğünde fark ettiğimiz soğuk, sert ve tek yönlü bir duvardır.
Türkiye'de Hukuk: Terazi mi, El mi?
Bir toplumun nefes alıp verişi, adaletin bağımsızlığına bağlıdır. Bugün Türkiye'de tartıştığımız mesele, kanunların varlığı değil, o kanunların kimin önünde eğildiğidir.
| Kriter | Hukukun Üstünlüğü | Üstünlerin Hukuku |
|---|---|---|
| Eşitlik | Herkes yasa önünde eşittir. | İmtiyazlı zümreler korunur. |
| Yargı Gücü | Bağımsız ve tarafsızdır. | Siyasi veya ekonomik güce bağlıdır. |
| Öngörülebilirlik | Kurallar bellidir, sürpriz yaşanmaz. | Kurallar kişiye göre esner. |
| Denetim | İdare yargı tarafından denetlenir. | Güç sahibi denetlenemez. |
Sıkça Sorulan Sorular
Hukukun üstünlüğü neden bir ekmek davasıdır?
Çünkü hukukun olmadığı yere yatırım gelmez, mülkiyet hakkı korunmaz ve ekonomik refah sadece belirli bir azınlığın elinde toplanır.
Üstünlerin hukuku toplumda hangi duyguyu tetikler?
Toplumda derin bir adaletsizlik hissi, liyakatsizlik ve devlete karşı olan güvenin erozyona uğramasına neden olur.
Türkiye bu ikilemden nasıl çıkabilir?
Tam yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığının tesisi ve "kişiye özel" düzenlemelerin son bulmasıyla mümkündür.
Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması ne anlama gelir?
Hukuk devletinin temel direğinin sarsılması ve hukuki güvenliğin tamamen ortadan kalkması riskini taşır.
Gençlerin bu konudaki rolü nedir?
Adalet bilincini yükseltmek ve hak arama kültürünü, ideolojilerin üzerinde tutarak savunmaktır.
Günün Ana Fikri: Kanunun bittiği yerde tiranlık başlar; adaletin sustuğu yerde ise vicdan can çekişir.



Yorum Gönder