no fucking license
Bookmark

ERDOĞAN TAKSİM'İ NEDEN KAPATTI: HOŞGÖRÜDEN KORKUYA GİDEN YOL

Taksim’in Açık Kapısı, Sonra Demir Parmaklıklar

Bir Zamanlar 1 Mayıs’a Açılan Meydan, Bugün Neden Yasak?

Taksim Neden Yasaklandı? Değişen İşçi mi, İktidar mı?
Bir zamanlar Taksim Meydanı’nda işçilere kapı açan Erdoğan vardı.
Buyurun, 1 Mayıs sizin bayramınız diyerek hoşgörü rolüne bürünmüştü.
Ama sonra ne oldu?
O kapılar bir bir kapandı, meydan demir bariyerlerle çevrildi.
Peki neden?

Neden birkaç yıl sonra 1 Mayıs yeniden yasaklılar listesine girdi?
Neden tanklar, TOMA’lar, biber gazları yeniden Taksim’i mesken tuttu?
Bir zamanlar 1 Mayıs’ta Taksim’e yol verildi.
Barikatlar kalktı, meydan nefes aldı.
İşçi pankartı korkulacak bir şey değilmiş gibi davrandı devlet.

Hani derler ya…“İnsanın niyeti yolun başında belli olur.”
Yok.
Bazen niyet değil, iktidar değiştirir insanı.
O Gün: “Milletin İktidarı” Masalı
İlk yıllar…
Herkesin dilinde aynı türkü:

  • Yasaklar kalkıyor
  • Vesayet bitiyor
  • Halk kazanıyor

Taksim’in açılması sadece bir meydan meselesi değildi.
O, bir semboldü.
Devlet ilk defa “ben senden korkmuyorum” diyordu işçiye.

Çünkü o zamanlar iktidar henüz şunu öğrenmemişti:
Kalabalık, sevildiğinde güçtür… korkulduğunda tehdittir.
Sonra Ne Oldu?
Zaman geçti…
Alkış yerini yandaşlık ve biat beklentisine bıraktı.
Sandık, tek başına yetmez oldu.
Sokak “kontrol edilmesi gereken alan” ilan edildi.
Çünkü bir şey fark edildi:
Meydanı açarsan sadece işçi gelmez…

  • Eleştiri de gelir.
  • Soru da gelir.
  • Hesap da gelir.

Ve en tehlikelisi:
Korkmayan insan gelir.

İktidarın Doğası: Sevgiyle Başlar, Şüpheyle Biter

Başta “hoşgörü” diye sunulan şey aslında bir stratejiydi.
Toplumun nabzını tutmak, güven kazanmak, alan açmak…
Ama güç büyüdükçe refleks değişti:

  • Eleştiri = tehdit
  • Kalabalık = risk
  • Meydan = kontrolsüzlük

Ve sonuç:
Taksim tekrar kilitlendi.
Çünkü Mesele İşçi Değildi
Eğer mesele gerçekten işçi olsaydı, en çok onların sesi korunurdu.
Ama mesele başka:
Mesele, sesin kimden çıktığı değil, kime dokunduğuydu.

Korkunun Anatomisi

Bir iktidar neden meydandan korkar?
Çünkü meydan:

  • Filtrelenemez
  • Sansürlenemez
  • Yönetilemez

Orada mikrofon yoktur ama yankı vardır.
Ve o yankı bazen saray duvarlarını geçer.

Dün ile Bugün Arasındaki Tek Fark

Dün:
Gel konuş” diyen bir iktidar vardı.
Bugün:
Konuşursan ''Silivri” diyen bir düzen var.
Ve Asıl Soru
Değişen ne?

  • Meydan mı?
  • İşçi mi?

Yoksa…
Gücü eline alınca aynaya bakmayı bırakan bir zihniyet mi?
 İktidarın hoşgörüsü çoğu zaman karakter değil, konjonktürdür.
Güç arttıkça hoşgörü azalırsa, orada samimiyet değil hesap vardır.
 
Dün Taksim’i açan el, bugün kapıyı kilitliyorsa…
Sorun meydanda değil.
Anahtarın sahibinde.

Yani meydanın sahibinin bakış açısı değişti…
Aslında Erdoğan hiç “işçilere açmadı” o meydanı;
O meydanı “kendine oy veren sessiz kalabalığa” kiralık olarak verdi.
Ses çıkaran olursa…
İşte o zaman cop var, gaz var, yasak var.

-------

Meydan bizim sesimizdi
Şimdi suskun, yasımız.
Dün özgürlük diye açıldı
Bugün yasak kapımız.

Taksim’i kapatsalar ne olur, 
İşçinin kalbi meydan değil mi zaten? 
Bir çocuğun gözlerinde gelecek, 
Bir annenin duasında direnç, 
Bir babanın terinde özgürlük…

Bir işçi düşündüm,
Elleri nasırdan bir harita,
Her çizgisi başka bir yoksulluğa çıkar.
Bayramın kutlu olsun” dediler ona,
O da cebini yokladı…
Kutlayacak bir şey bulamadı daha.

Ellerinin nasırında şiir var,
Yüzünde güneş yanığı,
Omuzunda yük, cebinde yokluk…
Ama dilinde hâlâ umut:

Barikatlar…
Demirden değil sadece,
Biraz korkudan,
Biraz alışkanlıktan,
Biraz da suskunluktan yapılmış.
Ve en çok da
Bana dokunmayan hayat denilen
O ince, sinsi tel örgüden.

Bu gidişin sonu ne mi olur dersen,
Şiir, pankart olur. 
Şiir, slogan olur. 
Şiir, yasaklara inat meydanı geri alır. 
Çünkü işçi bilir: 
Kapatılan kapılar, 
Bir gün halkın yumruğuyla açılır.

Erdoğan’ın ilk yıllarında 1 Mayıs’ta Taksim’i açıp sonrasında yasaklamasının ardındaki gerçek neden ne? Meydan, iktidar ve korku ilişkisi


"Ahmet ATAM'dan: Meydanlar halkın nefes borusudur; nefes borusuna barikat kuranlar, gün gelir o gürültüde boğulmaktan korkanlardır!"

Taksim Çıkmazı: Bir Zamanlar Meydandı, Şimdi Neden Yasaklı Şehir?

Selam cemaat. Bugün 1 Mayıs... İşçinin, emekçinin, alnının teriyle kurumadan ekmek peşinde koşanların günü. Ama gel gör ki İstanbul’da yine aynı terane: Metro kapalı, yollar kapalı, köprüler havada, Taksim’in etrafı sanki düşman ordusu kuşatmış gibi demir yığınlarıyla çevrili. 68 yaşına geldim, çok hükümet, çok darbe, çok nümayiş gördüm; ama halkın kendi meydanına çıkmasından bu kadar korkulan bir devri az gördüm!

Sahi, Taksim neden yasak kardeşim? Eskiden "77 Kanlı 1 Mayıs"ın acısını sarmak için oraya gidilirdi, şimdi o acıyı hatırlatmak bile suç oldu. İktidar diyor ki "Güvenlik sorunu var". Yahu asıl güvenlik sorunu, işçinin meydanda sesini duyurması değil, o sesin duyulmasından korkulmasıdır! Değişen işçi mi sanıyorsunuz? Hayır efendim, işçi yine aynı işçi; ekmeği küçülmüş, kirası artmış, beli bükülmüş... Değişen tek şey, o koltuklarda oturanların meydan fobisi. Taksim artık bir meydan değil, iktidarın "güç gösterisi" yaptığı bir açık hava hapishanesine döndü. Yazık değil mi bu millete?

Konu Sokak Mantığı Benim Terazim
Taksim Meydanı "Gitmeyin kardeşim, ortalık karışır, polis gaz atar." Meydanlar demokrasinin aynasıdır. O ayna kırılmışsa, iktidar kendi suratını görmekten korkuyor demektir.
Yasak Gerekçesi "Turizm aksamasın, trafik yoğunlaşmasın." Trafik dediğin bir gün tıkanır, ama adalet damarı tıkandı mı bir millet felç olur. Bahane aramayın, asıl mesele korku!
1 Mayıs Ruhu "Eskiden daha samimiydi, şimdi herkes kavga peşinde." Ruhu öldüren işçi değil, işçiyi sokağa mahkum edip önüne barikat kuran zihniyettir.

Hicivle karışık bir gerçek söyleyeyim mi size; bugün Taksim’e sadece kuşlar ve polisler girebiliyor. İşçiye yasak olan o taşlar, turistlere açık. Yani parası olana buyur, hakkını arayana "dur". Bu neyin adaleti arkadaş? Yarın bir gün seçim zamanı "milletin iradesi" diye meydanlara çağırırken bu barikatları unutacak mıyız sanıyorsunuz? Kimse kusura bakmasın; Taksim yasaklı kaldığı sürece, bu ülkede ne emekten bahsedilir ne de demokrasiden. Çayınızı alın, barikatların arkasındaki o garibanların sessiz çığlığını bir dinleyin bakalım!

Kafalardaki Sorular (SSS)

1. Taksim neden sembolik bir öneme sahip?

1977'deki kanlı 1 Mayıs’tan beri o meydan, işçi sınıfının hafızası ve onurudur. Oraya çıkmak, sadece yürümek değil, tarihe sahip çıkmaktır.

2. AYM 'Taksim serbest' demedi mi?

Dedi demesine de, bizim memlekette mahkeme kararı bazen barikatın boyunu aşamıyor. Hukuk 'aç' diyor, idare 'yasak' diyor. Olan yine garibana oluyor.

3. Yasak trafiği gerçekten rahatlatıyor mu?

Ulan bütün toplu taşımayı kapatıp, şehri kilitleyip trafiği rahatlatıyoruz demek; 'hastayı öldürdük ama ağrısı kalmadı' demekle aynı şeydir!

4. İktidar neden bu kadar ısrarcı?

Kontrolü kaybetme korkusu evlat. Kalabalıkların tek bir ağızdan hak araması, fildişi kulelerinde oturanların uykusunu kaçırır.

5. Ahmet Amca, sence Taksim bir gün açılır mı?

Zulmün olduğu her yerde bir gün güneş doğar. Ama o güneş, barikat kuranların değil, o barikatları sabırla bekleyenlerin hatırına doğacak.

Günün Ana Fikri

"İşçinin alın terinden korkan, meydanın taşından da korkar. Ama unutmayın; demir barikatlar paslanır, emekçinin öfkesi ve hakkı ise asla eskimez!"

Dijital Ayak İzi

Ahmet ATAM

KENDİME YAZILARIM

🔍 Ahmet ATAM - Kendime Yazılarım

(Google, Bing ve Yandex sonuçları için tek düğme!)

"Kalemi dürüst olanın, izi derin olur."

© 2026 | HER HAKKI SAKLIDIR

Yorum Gönder

Yorum Gönder

Yorumlarda lütfen saygılı olun