Bayram dediğin, kimi için tatil beldesinde açık büfe kuyruğu, bizim içinse yastık altına saklanmış bir çift yeni pabuçtu.
Şimdiki çocuklar tablete gömülüp “Bayram harçlığı ne kadar?” diye hesap yaparken, biz sabah ezanını beklerdik ki o gıcır gıcır pantolonu üzerimize geçirelim.
Dünya kirlendi, biz büyüdük; kaybolan ise o masum heyecandı.
Nerede o eski bayramlar…
Bayramlar çocuklar için, Mümkün olsa çocukluğumu geri çağırabilsem keşke yine yatağımın altına koyabilsem bayramlık pantolonumu, sabah olsun diye erkenden uyuyabilsem, başka hiçbir şeyi kafama takmadan
Keşke tek düşüncem sabah anne, baba ve tüm aile efradıyla yapacağım kahvaltı olsa.
Keşke yine uyurken o güzeller güzeli anacığımdan ilahiler dinleyebilsem. Ah, o yaşlara geri dönebilsem…
Hayatın pişmanlığından değil, iyi kötü geçti gitti bir ömür işte, göz açıp kapayıncaya dek rüzgâr gibi.
Bayram sabahı, ailenin gözlerindeki o sevinç, heyecan, keyifle edilen kahvaltı ve annemin o enfes mercimekli dolamber böreği…
Babamın yeni elbise alamadığı için eski kazaklardan sökülen iple ördüğü, boyası tutsun diye turşu suyuyla sabitlenmeye çalışılan…
O turşu kokan bayramlık kazağını bile öyle özlüyorum
Bayramlarda komşulardan şeker topladığımız arkadaşlarımı istiyorum.
Kapı kapı dolaşıp el öperek şeker topladığımız, bayram bahşişlerini aldıktan sonra soluğu kurulan bayram yerlerinde aldığımız günleri...
Kimisi bu dünyanın kahrına dayanamayıp erkenden aramızdan ayrılan, kimisinin ise izini çoktan kaybettiğim eski çocukluk arkadaşlarımı...
Nasıl ki çocuklarım şimdi benim elimi öpüyorsa, ben de anne ve babamın elini öpmek istiyorum yeniden, bir bayram sabahında.
Varlıklarında değerini anlayamadığım, yokluklarını altmışlı yaşlarımda bile her geçen gün daha çok hissettiğim anne ve babama, bellerine sarılıp başımı omuzlarına yaslayarak derin derin koklamak istiyorum, ta ki ciğerlerime işleyene kadar.
Belki varlıklarında yüzlerine söyleyemedim ama “Sizi seviyorum” diye avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum.
O bayram sabahında, erkenden küsüp bu dünyadan göçen abimi özlüyorum.
Ne uyumlu bir abiydi; hiç kavga etmezdik, birbirimizi kırmazdık.
Kim bilir, bize neden küstü de gitti, hem de bir daha hiç dönmemek üzere.
Yer sofrasında en sevdiğim mercimekli dolamber böreğini görünce bana dönüp “Şimdi senin ellerini, benim ayaklarımı bağlasınlar” diye şakalaşan dedemin sesini duymayı istiyorum.
Şaka, şamata ve mutlu bir aile tablosu eşliğinde yapılan bayram kahvaltısında bile sessizliğini koruyan babaannemin varlığını yeniden hissetmek istiyorum. Çocuklar, sevinçlerini de üzüntülerini de ne kadar içten ve masumca yaşıyorlarmış.
Masum çocukların sevinçleri de masumdur; karşılıksız sevgi, beklentisiz muhabbet, sevecen ve saf bakışlar…
Küçücük harçlıklarla kocaman mutluluklar yaşardık.
Bir an önce büyümek ister, sanki çok büyük işler başaracakmışız gibi hayaller kurardık. Dünyaları kazanacağımızı sanırdık.
Ama büyüyünce öyle olmadı; her geçen yıl azar azar bir şeyler kaybettik, kaybettikçe büyüdüğümüzü sandık. Hain zaman, kahpe yıllar, yetişkinliğe adım attıkça insanın yüreğinden sessizce koparıp alıyor.
SONUÇ
Yetişkin olmanın yükü artık ağır gelmeye başladı, İsrafil benim için suru üflemeden önce
Bir nefes
Bir teneffüs
Bir mola istiyorum.
Ey hayat, ne olur bana çocukluğumdan bir bayram sabahı ver,
Ne olur, sadece bir gün, hatta birkaç saat.
Sonrasında nasıl geçersen geç.
"Eskiden bayramlar şeker gibiydi, şimdi ise sadece diyabet yapıyor. O yastık altındaki pantolonun kokusunu alamayan nesle aşktan bahsetmeyin." - Ahmet ATAM'dan Hikmetli Sözler
Bayramlar Çocuklar İçin, Bizimki Sadece Figüranlık
Selam evlat, yine geldik o eski meseleye. Bayram dediğin şimdi birileri için "her şey dahil" otellerde açık büfe kuyruğu, bizim içinse yastık altına gizlenmiş, gıcır gıcır bir çift yeni pabuçtu. Yaş 68 oldu, hala o lastik kokulu ayakkabıların rüyasını görüyorum. Şimdiki bebeler tablete kafa gömüp "bayram harçlığı ne kadar?" diye hesap yaparken, biz sabah ezanını beklerdik ki o bayramlık pantolonu üstümüze geçirelim.
Dünya kirlendi, biz büyüdük; olan o masum heyecana oldu. Mümkün olsa da o çocukluğu geri çağırabilsem keşke... Başka hiçbir şeyi kafaya takmadan, sadece sabahın olmasını beklediğim o huzurlu uykuları özledim. Şimdi uykular haram, kafalar dünya dertleriyle dolu birer çöplük. Neyse, lafı uzatıp da ciğerinizi şişirmeyeyim, buyurun bayramın sokaktaki haliyle benim terazimdeki farkına:
| Konu |
Sokak Mantığı |
My Scale (Benim Terazim) |
| Bayramlık Pantolon |
Markası belli olsun, etiketi görünsün yeter. |
Yastık altında uyutulan o kumaşın kokusu, haysiyetin kokusudur. |
| Bayram Sabahı |
Öğlene kadar uyu, akşam yemeğe gidersin. |
Güneş doğmadan uyanıp dünyanın hakimi gibi hissetmektir. |
| Harçlık Mevzusu |
Miktarı az bulup burun kıvırmak. |
Mendil içinden çıkan madeni paranın şıkırtısıyla dünyaları satın almaktır. |
Kafanıza Takılanlar (Ya da Benim Sorduklarım)
Neden her şey eskiden daha güzeldi Ahmet Abi?
Çünkü o zamanlar cebimiz boş olsa da gönlümüz toktu. Şimdi herkesin cebi dolu ama ruhu aç, doymak bilmiyorlar.
Bayramlıkları yastık altına koymak çok mu saçma?
Asıl saçma olan, bayram sabahı kıyafetini değil, dertlerini baş ucuna koyup uyanmaktır evlat.
Şimdiki çocuklara üzülmeli miyiz?
Üzülmek ne kelime? Dijital bir hapishanede sahte mutluluk kovalıyorlar. Gerçek bir bayramın tozunu yutmamışlar bile.
Eskiden bayram sabahı nasıl kokardı?
Taze ekmek, demli çay ve bir de o yeni alınmış lastik pabuçların o keskin kokusu... Cennetin kokusu gibiydi.
Ahmet Abi, biz neyi kaybettik?
Samimiyeti ve beklentisiz sevmeyi kaybettik. Şimdi her şey bir "çıkar" bayramına döndü.
Günün Ana Fikri: Büyümek, hayallerimizin üzerine beton dökülmesinden başka bir şey değilmiş. Pantolonunu yastık altına koyan o çocuğu öldürdüğün gün, gerçekten yaşlandın demektir.
Yorum Gönder