TÜRKİYE KOMİNİST OLSAYDI BUGÜN NASIL BİR ÜLKE OLURDU
Ahmet ATAM
Update:
... menit baca
Dengarkan
Türkiye komünist olsaydı ne olurdu? Herkes eşit mi olurdu, yoksa herkes "eşit derecede fakir" mi kalırdı? 68 kuşağının içinden geçmiş bir abiniz olarak, o parkalı çocukların hayalleriyle sokağın gerçeğini bir çarpıştıralım bakalım.
Eğer Türkiye 1923’te Cumhuriyet yerine Komünizme yönelmiş olsaydı… Tarih bazen bir kavşakta şekillenir; bir yol sola, diğeri sağa kıvrılır. Birinde Cumhuriyet, diğerinde Komünizm vardır. Ya o yıl direksiyon farklı tarafa çevrilseydi? Hilafet kaldırılırken yerine “proletarya diktatörlüğü” getirilseydi?
Ankara’dan yükselen söz “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” değil de “Egemenlik işçi sınıfınındır” olsaydı? Bugün nasıl bir Türkiye’de olurduk? Haydi, gözümüzü kırpmadan düşünelim.
1. Siyasal Türkiye: Sandık mı, Parti mi?
Eğer komünizm 1923’te iktidara gelseydi, çok partili hayata geçiş kavramı muhtemelen hiç ortaya çıkmazdı.
Türkiye büyük olasılıkla tek partili, merkeziyetçi, güçlü ideolojik kontrol mekanizmaları olan ve muhalefeti “karşı devrimci” olarak gören bir sisteme dönüşürdü.
Sovyet modeli örnek alınır, basın özgürlüğü yalnızca “halkın çıkarı” ile uyumlu olduğunda mümkün olurdu.
Seçimler belki yapılırdı ama seçenek sunmaktan çok onay niteliği taşırdı.
Günümüzdeki kutuplaşma ise muhtemelen sağ-sol ekseninde değil, “devrimci–sapma” çizgisinde yaşanırdı.
İronik olan, bugün sandığı kutsayanların çoğunun o zaman sandığın adını bile bilmeyecek olmasıdır.
2. Ekonomik Türkiye: Eşitlik mi, Eşit Yoksulluk mu?
1923’te komünist bir ekonomi seçilseydi, sert bir toprak reformu yapılır, büyük mülkler kamulaştırılır, sanayi devletleştirilir ve özel sektör büyük ölçüde tasfiye edilirdi.
Başlangıçta hızlı bir sanayileşme yaşanır, demir-çelik, maden ve ağır sanayi yatırımları devlet eliyle büyütülürdü.
Ancak devlet her şeyi yönettiğinde, verimlilik çoğu zaman ideolojinin arkasına saklanırdı. Türkiye muhtemelen 1970’lerde ciddi kıtlıklar, 1980’lerde yapısal ekonomik tıkanmalar, 1990’larda ise dış borç krizleri görebilirdi.
Bugün kişi başına geliri düşük, özel girişim kültürü zayıf, teknoloji üretimi sınırlı bir ülke olurduk.
Belki eşitlik sağlanırdı ama bu, zenginliğin değil imkânın eşit dağıtıldığı bir eşitlik olurdu.
Zira komünizm teoride adaleti savunsa da, pratikte çoğu zaman “dağıtacak şey” üretmekte zorlanır.
3. Sosyal Türkiye: Laiklik Daha Sert, Din Daha Yeraltında
En çarpıcı kısım bu olurdu:
Komünist Türkiye’de din devletin denetiminde, kamusal alanda sınırlı, hatta belki açıkça baskı altında olurdu.
Laiklik bugünkünden çok daha sert uygulanır, tarikatlar ya tamamen yasaklanır ya da yeraltına çekilirdi.
Siyasi İslam bugün olduğu kadar güçlü olmazdı, muhtemelen hayır.
Ancak bastırılan her şey birikir; belki de 1990’larda ya da 2000’lerde sert bir dinsel patlama yaşanırdı.
Tarih yine bir sarkaç gibi işlerdi. Toplum daha kolektif bir yapıya bürünür, birey ikinci planda kalır, “ben” yerine “biz” öncelikli olurdu. Yine de şu soruyu sormak gerekir: Biz kültür olarak kolektivizmi mi severiz, yoksa güçlü bir liderin gölgesinde bireysel hayatta kalmayı mı?
4. Uluslararası Konum: NATO mu, Varşova mı?
Komünist bir Türkiye muhtemelen NATO’ya katılmaz, ABD ile müttefik olmaz ve Varşova Paktı’na benzer bir blokta yer alırdı.
Soğuk Savaş boyunca Batı’dan kopuk bir ülke olur, Avrupa Birliği süreci hiç başlamaz, Gümrük Birliği yapılmaz ve Batı sermayesi gelmezdi.
Askeri açıdan Sovyet desteğiyle güçlü, ancak ekonomik olarak dışa kapalı bir model benimsenirdi.
1991’de Sovyetler çöktüğünde ise Türkiye ya Çin modeline benzer bir dönüşüm yaşar ya da ağır bir ekonomik enkazla karşılaşırdı.
5. En Kritik Soru: Adalet Sağlanır mıydı?
Komünizm teoride adaleti savunur, sınıfsız bir toplum hayali kurar ve sömürüyü bitirmeyi hedefler.
Ancak tarih bize şunu gösterdi:
Adalet, ideolojiyle değil, kurumsal dengeyle korunur.
Güç tek elde toplandığında, ister kralın ister partinin elinde olsun, adalet zamanla erir.
Muhtemelen daha kapalı bir ekonomi, daha merkeziyetçi bir siyasal yapı, daha katı laiklik, daha zayıf özel girişim, daha düşük gelir seviyesi ama belki daha sınırlı gelir farkı olan bir ülke olurdu.
Ancak bir şey değişmezdi: insan doğası. İktidar hırsı yine olurdu, kadrolaşma yine görülürdü, kayırma yine yaşanırdı.
Çünkü mesele sistemden çok, insanın sınavıdır.
Ve asıl mesele şu: 1923’te komünizme geçmiş olsaydık, bugün bambaşka bir şeyi eleştiriyor olurduk.
Çünkü sorun “Cumhuriyet mi, Komünizm mi?” değil; asıl soru, gerçekten adalet isteyen bir toplum olup olmadığımız.
Yoksa sadece kendi tarafımız kazandığında adalet talep eden bir kalabalık mıyız?
Rejimin adı değişse de, zihniyet değişmezse tarih sadece kılık değiştirir.
Unutmayalım ki adalet, bir ideolojinin süsü değil; gücü sınırlama cesaretidir.
Gücü sınırlandırmayan her sistem, er ya da geç halkı sınar.
Ve halk sınandığında, gerçek yüzler ortaya çıkar.
"Ahmet ATAM'dan Hikmetli Sözler: Bizim memlekette eşitlik; herkesin aynı boyda olması değil, herkesin aynı çukura düşmesidir."
Selam beyler, bayanlar ve "her şey ortak olsun" diyen safdiller. Ulan, biz daha apartman aidatında anlaşamıyoruz, koca memleketin tarlasını, fabrikasını nasıl ortak bölüşecektik? Eğer Türkiye komünist olsaydı, muhtemelen Mercedes’e binen bürokratımız eksik olmazdı ama biz yine ekmek kuyruğunda birbirimizin ayağına basardık. Ama durun, hakkını yemeyelim; en azından "işsizim" diyene "git şu duvarı boya" derlerdi, boş gezmek yasak olurdu. Şimdi gelin, bu hayali düzeni bizim sokak mantığıyla bir tartalım.
Konu
Sokak Mantığı
Benim Terazim
Mülkiyet
"Benim olan benimdir, senin olanı da bölüşürüz."
Devletin malı deniz, yemeyen domuz mantığı resmi tüzük olurdu. Tapu dairesi müze yapılırdı.
Çalışma Hayatı
"Maaş yatsın da, salla başı al maaşı."
Herkes memur olurdu ama kimse iş yapmazdı. Torpilin adı "yoldaşlık kontenjanı" kalırdı.
Sosyal Hayat
"Komşuda pişer, bize de düşer."
Komşuda pişen her şey devletin olurdu. Biz de ocağın tütmesi için yukarıya selam çakardık.
Kızıl Sorular, Mor Cevaplar
Ahmet abi, komünist olsak zengin olmaz mıydık?
Olurdun koçum, olurdun... Ama sadece kağıt üstünde. Cebinde milyon rublen (veya kızıl liran) olurdu ama alacak ekmek bulamazdın. Zenginlik bankada değil, tezgahta olur; tezgah çalışmazsa hepimiz fukara edebiyatı yaparız.
Herkes eşit olunca kavga biter miydi?
Bizim milleti tanımıyor musun? Ekmek sırasında "sen benden bir dilim fazla aldın" diye iç savaş çıkarırız. Kavga bitmez, sadece sopanın rengi değişirdi.
Din ve inanç ne olurdu?
Resmiyet "din afyondur" derdi ama bizimkiler gizli gizli türbelere gidip "Yarabbi şu rejimi değiştir" diye dua ederdi. Bizim halkın kalbinden imanı sökemezsin, sadece şeklini değiştirirsin.
Sanat ve edebiyat coşmaz mıydı?
Coşardı tabii! Ama sadece traktörleri ve nasırlı elleri öven şiirler okurduk. "Aşkım sana ölüyorum" desen, "Yoldaş, önce vatana öl" diye fırça yerdin. Mizah ise sadece yeraltında kalırdı.
Ahmet abi, sence hangisi daha iyi?
Bak evlat, sistemin adı ne olursa olsun, insanın içindeki "nefs" komünist olmuyor. Açgözlüysen kapitalistsin, diktatörsen faşistsin. Önemli olan sistem değil, adam olmak. Adam yoksa her sistem zulümdür.
Günün Ana Fikri
"Sermaye sahiplerinin vicdansızlığı ne kadar belaysa, bürokrasinin 'eşitlik' maskeli zorbalığı da o kadar beladır. Bize ekmek kadar adalet lazım!"
Yorum Gönder