Bazı şeyler vardır, akılla değil toplumun refleksiyle açıklanır. Bizde mesela katil affedilir, hırsız “çalmaya mecbur kaldı” diye savunulur, ahlaksızlık “özel hayat” denip geçiştirilir. Ama kaybeden mi? Yandı. Affı da yok, merhameti de, mazereti hiç yok. Çünkü bu ülkede en büyük suç, başaramamaktır.
Ahlaksızlığa Hoşgörü, Acizliğe Linç: Katil Affedilir Ama Kaybeden Asla:
Affedilmeyenler ise düştüysen, yanıldıysan, kaybettiysen veya yalnızsan…
Geçmiş olsun, artık toplumsal atıksın.
Bu ülkede suç, hata yapmak değil; düştüğün yerden kalkamamaktır.
Ahlaksızlığa Neden Hoşgörü Var?
Ahlaksız birinin zengin olması “Aman canım, herkes yapıyor” diye karşılanırken, aynı şeyi yoksul yaptığında “Şerefsizliğin bahanesi olmaz” denir.
Yani mesele ahlak değil, mesele sonuçtur.
Acizliğe Neden Linç Var?
Birini yerde görünce tekme atmamızın sebebi, “Ya bir gün ben de düşersem?” endişesidir. Linç, aslında korkunun yumruk haline gelmiş biçimidir.
İnsan, kendisine benzeyeni değil; kendisi olma ihtimali olanı taşlar.
Katil neden affedilir?
Çünkü çoğu zaman güçlüdür; silahı, adamı vardır. Ardına bir hikâye uydurulur: “Tahrik oldu”, “Anlık sinir”, “Yanlışlıkla.” Ama kaybedenin anlatacak hikâyesi yoktur.
Onun suçu bellidir: Başaramamak.
Kaybeden Neden Asla Affedilmez?
Kaybedeni affetmek; sistemin hatalı olduğunu kabul etmek, kendi konforumuzu sorgulamak ve vicdanla yüzleşmek demektir.
Kim uğraşacak bunlarla? En kolayı: “O zaten beceriksizdi.”
Sosyal Medyada Vicdan, Gerçek Hayatta Sessizlik
Bu yüzden çoğu kişi susar, hatta bazen biraz da tekmeler.
Bu ülkede vicdan, yalnızca story süresince aktiftir.
Sonuç:
Suça değil, kaybetmeye öfkeliyiz.
Yanlış yapana değil, yenilene acımasızız.
Sonra dönüp soruyoruz: “Toplum neden böyle?” Çünkü katili affedip kaybedeni toprağa gömen bir düzen yarattık. Ve bu düzenin en karanlık sırrı şu: Ahlaksızlık utanılacak bir şey değil, kaybetmek ise bağışlanmaz bir suçtur.
Acizlik Gölgesinde Ahlak:
Ahlaksızlık,
Ama acizlik?
Bir adam düşün,
Toplum, bir sirktir:
Ahlaksızlık, bir gece lambasıdır,
Ahlaksızlık, parfüm gibidir,
Sonunda,
Bak kardeşim, bugün sokakta birini vursan "namus" derler, "ekmek davası" derler, bir kılıf uydururlar.
Ama işten kovul, borç batağına düş ya da ruhun biraz yorulsun da köşene çekil; bak o zaman "öz saygısı" olan o muasır medeniyet seviyesindeki dostların seni nasıl çiğniyor.
Güçlüysen ahlaksızlığın bile "karizma" sayılır, zayıfsan dürüstlüğün "enayilik" olur. Al sana hayatın özeti.
| Konu | Sokak Mantığı | Benim Terazim |
|---|---|---|
| Adam Öldürmek / Suç | "Kader mahkumu", "Aslan abimiz", "Bi' anlık öfke". | Kansızlık. Affetmek Tanrı'nın işi, bizimkisi sadece korkaklık. |
| İflas / Kaybetmek | "Beceriksiz", "Zaten kafası basmıyordu", "Müstahak". | Savaş meydanında yara almaktır. Kaçan değil, dövüşen kaybeder. |
| Ahlaksız Zenginlik | "Çalıyor ama çalışıyor", "Gemisini yürüten kaptan". | Gemi yürüyor da, içindeki lağım kokusu mahalleyi sardı. |
Kafanıza Takılanlar (Ya da Takılması Gerekenler)
Neden katile 'abi' diyoruz da fakire 'leş' muamelesi yapıyoruz?
Çünkü katilden korkuyoruz, fakirden ise tiksiniyoruz. Korku saygı devşirir, acizlik ise iştah kabartır. Bizim millet güce tapar, adalete değil.
Kaybedenler kulübü neden bu kadar kalabalık?
Herkes kaybediyor aslında, sadece bazıları bunu çok iyi makyajlıyor. Dürüst adam "kaybettim" der, arsız olan "strateji değiştirdim" der.
Ahlaksızlığın sonu nereye varacak?
Vardığı yerdeyiz zaten evlat. Hoşgörü adı altında omurgasızlığı meşrulaştırdık. Kimse kimsenin ayıbına bakmıyor ki kendi ayıbı çıkmasın ortaya.
Bu linç kültürü neden hep zayıfa işliyor?
Zayıfı ezmek bedavadır. Risk yok, masraf yok. Üstelik egonu tatmin edersin. Güçlüye laf etmek ise yürek ister, o da bizde pek kalmadı.
Ahmet Amca, kurtuluş nerede?
Kurtuluş, başkasının düşüşüne gülmeyi bıraktığın gün başlayacak. Ama zor, o zamana kadar daha çok birbirimizi yeriz.
Günün Ana Fikri: Celladına aşık olmuş bir toplumda, kurbanın çığlığına 'gürültü yapma' diye bağırırlar.



Yorum Gönder