CELLADINA AŞIK OLMA HALİ: İŞÇİ EMEKLİ NEDEN ERDOĞANI CANLA BAŞLA SAVUNUR

Emekli cellada sarılıyor - Stockholm Sendromu metaforu

Cüzdan Boş, Sevda Büyük: Sosyolojik Bir Stockholm Sendromu Hikayesi

Dikkat! Asgari ücret 28.075 TL, en düşük emekli maaşı ise 23.552 TL. Zamlar cebe girmeden eriyor, alım gücü düşüyor. Peki, bu tabloya rağmen neden milyonlar hâlâ Erdoğan’a sıkı sıkıya bağlı? İlgi çeken bu sorunun yanıtı, psikolojinin karanlık bir köşesinde gizli: Stockholm Sendromu.

Değerli dostlar, kahvehanede çaylar tazelendiyse buyurun masaya. Bugün öyle bir konuyu deşeceğiz ki, nereye dönsen bir "Ah" işitiyorsun ama sandığa gidince işin rengi birden değişiyor. Cebinde dolmuş parası olmayan, marketin kapısından içeri girerken besmele çeken işçi kardeşimi, Bağ-Kur emeklimi izliyorum ekranlarda. Adam açlık sınırının altında nefes almaya çalışıyor ama reisini savunurken adeta bir serdengeçtiye dönüşüyor!

İlginç değil mi? İnsan kendisini yokluğa, enflasyon canavarının dişleri arasına bırakan bir düzene neden bu kadar cansiperane siper olur? İşte bilim dünyası buna bir isim bulmuş, adına Stockholm Sendromu diyorlar. Yani kabaca söylersek: Celladına aşık olma hali! Gelin bu memleket gerçeğini, kitabın ortasından, felsefeyle ve biraz da ince bir hicivle masaya yatıralım.

Mutfaktaki Yangın ve Sandıktaki Yangın Söndürücü

Problem ortada: Ay sonu gelmiyor. Asgari ücretli ev kirasını mı ödesin, çoluk çocuğun boğazından iki lokma helal lokma mı geçirsin şaşırmış durumda. Benim gibi Bağ-Kur ve işçi emeklilerinin hali zaten tam bir destan. Yıllarca bu devlete prim ödemişsin, dirsek çürütmüşsün, yaş kemale ermiş; aldığın maaşla pazarda tezgahların arkasında dökülenleri toplar hale gelmişsin. Sıkıntı büyük, cüzdan hafif, yük ağır.

Peki ajitasyon nerede başlıyor? Normal şartlarda insan canını yakan, kendisini bu duruma düşüren politikaya isyan eder, değil mi? Ama bizim sokak röportajlarına bir bakın. "Açım" diyen adamın hemen arkasından biri fırlıyor: "Reis olmasa ekmek bulamazdın, nankörlük etme!" diyor. 

İşte burası, mantığın bittiği, sosyolojinin ve psikolojinin devreye girdiği o kırılma noktası. Kendisini darda bırakan gücü tek kurtarıcı olarak görmek, tam anlamıyla zihinsel bir kuşatılmışlıktır.

Neden Bu Sevda? Bir Teselli Ver Modeli

Bu sadakatin arkasında sadece ekonomik körlük yok dostlar, derin bir kimlik ve aidiyet meselesi var. Yıllarca hor görüldüğünü düşünen muhafazakar ve işçi kesimi, Erdoğan’ın şahsında kendi gururunu, kendi kimliğini buldu. "Aç kalırım ama gururumu yedirmem" hissiyatı, rasyonel ekonomik kararların önüne geçti. Reis onlar için sadece bir lider değil; her şeye rağmen arkasında durulması gereken bir aile büyüğü, dış güçlere karşı dik duran bir kale haline getirildi.

💡 Esnaf İpucu: Siyasette sadakat, dükkandaki daimi müşteriye benzer. Müşteri fiyat pahalı olsa da "Bizim Ahmet efendinin esnaflığı iyidir" der, yine senden alır. Ama esnaf fiyatı çok abartırsa, o müşteri eninde sonunda karşı dükkana kaçar. Sandıktaki seçmen de böyledir; sabreder, sabreder ama bıçak kemiğe dayanırsa sessizce terk eder.

Psikolojik Tepki ve Sosyolojik Gerçeklik Kontrastı

Halkın içindeki bu durumu daha net görebilmek için, yaşanan ekonomik gerçeklik ile verilen psikolojik refleksleri bir karşılaştıralım:

Ekonomik Gerçeklik (TÜİK ve Pazar) Psikolojik Refleks (Stockholm Sendromu)
Enflasyon çift haneli, alım gücü eridi. "Avrupa’da da durum aynı, Reis ne yapsın?"
Emekli maaşı asgari ücretin çok altında. "Eski kuyrukları unuttunuz mu, sabretmeliyiz."
Gençler geleceğini yurt dışında arıyor. "Dış güçler ülkemizin büyümesini çekemiyor."
⚠️ Dikkat: Bir toplumda adalet ve ekonomik denge kaybolduğunda, bireyler rasyonel düşünmek yerine tamamen duygusal savunma mekanizmalarına sığınırlar. Kendini güvende hissetmek için güce tapınma eğilimi, uzun vadede o gücün altında ezilmeyi beraberinde getirir.

Rakamların Dili ve Sokaktaki Algı

Resmi veriler bile durumun vehametini gizleyemezken, bu sevdanın matematiksel bir izahı olmadığını aşağıdaki tablodan açıkça görebiliyoruz:

Dönem / Gösterge Resmi Enflasyon Oranı Halkın Hissettiği ve Tepkisi
Son Dönem Verileri Yüksek Seviye "Yansın cüzdanlar, yeter ki liderimiz dik dursun."

Son Söz: Kalbiyle Düşünenlerin Coğrafyası

Netice-i kelam dostlar; bizim insanımız mantığıyla değil, ekseriyetle kalbiyle ve aidiyetleriyle karar veriyor. Hülasa, asgari ücretlinin ve emeklinin bu cansiperane savunması, celladına aşık olmaktan ziyade, alternatifsizlik korkusu ve "Bizden biri yukarda" tesellisidir. Ne diyelim, hür iradeye saygımız sonsuz ama boş tencerenin de yıkamayacağı iktidar yoktur derdi eskiler. Bekleyip göreceğiz.

CELLADINA AŞIK OLMA HALİ: İŞÇİ EMEKLİ NEDEN ERDOĞANI CANLA BAŞLA SAVUNUR

📜 DAR GELİRLİNİN BÜYÜK SEVDASI (HİCİVNAME)

Yanda bir emekli dayı, maaşı kuşa dönmüş, 
Gözündeki o eski fer, çoktan kararıp sönmüş. 
Dedim: "Halin nicedir?", başladı kükremeye, 
Reisime laf etme, razıyım taş yemeye!"
Kilo bitti, taneyle alıyor artık hıyar, 
Olsun" diyor, "Reisimiz dünyaya posta koyar!

File boş, cep delik, boyun bükük pırasaya, 
Yarım kilo kıyma için, erken iner sahaya. 
Maaş günü gelince bir ah çeker derinden, 
Dış güçler" der, "zıplatıyor faizi doları yerinden!

Çay bardağı minicik, şeker ie hak getire, 
Doğalgazın faturası kalbe indirir darbe. 
Kira fırlamış aya, ev sahibi bir zalim, 
Eski kuyruklar yok ya, şükür" diyor sözde alim!

Evlat işsiz evde oturur, umutları hep yarım, 
Baba der ki: "Yansın dünya, liderime feda canım!" 
Cellat gelmiş ilmeği boynuna doluyor ince ince, 
Bizimki alkış tutar, 'reis' ismi gelince.

Ahmet der ki; bu sevda ne akıldır ne mantık, 
Mutfaktaki yangına, şükür suyu serptik artık. 
Karnı açtır lakin gururu sığmaz kabına, 
Aşık olmuş bizimki, kendi celladına!
 
Ekonomik krize rağmen bu büyük sadakatin temel sebebi nedir?

Temel sebep ekonomik olmaktan ziyade kimliksel ve kültüreldir. Seçmen, liderle kurduğu duygusal bağı ve geçmişteki kazanımları kaybetme korkusunu, mevcut ekonomik sıkıntıların önüne koymaktadır.

Stockholm Sendromu bu durumu açıklamakta ne kadar yeterlidir?

Stockholm Sendromu, bireyin kendisini zora sokan otoriteye hayatta kalma güdüsüyle bağlanmasını ifade eder. Dar gelirli kesimin, geçim sıkıntısına rağmen mevcut yönetimi tek kurtarıcı görmesi bu psikolojik teoriyle büyük oranda örtüşmektedir.

Boş tencere ve ekonomik darboğaz bu bağlılığı zamanla kırabilir mi?

Sosyolojik tarihte ekonomik krizler en güçlü aidiyet bağlarını bile sarsmıştır. Ancak bu kırılma ani değil, muhalefetin güven veren alternatif politikalar sunabilmesiyle paralel olarak kademeli bir şekilde gerçekleşir.

DİJİTAL AYAK İZİ

Ahmet ATAM

KENDİME YAZILARIM

🔍 BENİ GOOGLE'DA BUL

© 2026 | "Cüzdanı boşaltan adaletsizliğe alkış tutan el, kendi zincirini kendi döven demirciye benzer."

```
Previous Post
No Comment
Add Comment
comment url