Mesele çok basit: Millete “Üç çocuk yapın.” demek kolaydır. Asıl marifet, üç çocuğun sığacağı evi, oynayacağı parkı, güvenle yürüyeceği sokağı, ulaşabileceği okulu ve ailesinin karşılayabileceği hayatı kurmaktır. Doğum oranlarının düşüşünü yalnızca paraya veya gençlerin tercihine bağlamak, aynaya bakmadan kabahati başkasında aramaktır.
ÜÇ ÇOCUK YAPMAK KOLAY ÜÇ ÇOCUĞA BAKMAK ZOR!
50 yıllık ticaret hayatımda şunu öğrendim: Esnaf önünü göremiyorsa dükkânını büyütmez, insan yarınına güvenmiyorsa yatırım yapmaz. Aileler de farklı değildir.
Gençlere “Üç çocuk yapın” diyoruz ama nerede büyütecekler?
İki oda bir salon evde mi, kirası maaşı yutan apartman dairesinde mi, çocuğu parka götürmek için arabaya mahkûm olduğu şehirde mi?
Kreş ücretini görünce “Aman boş ver!” dediği düzende mi? Üstüne trafik, okul, servis, eğitim, gıda, sağlık derken... Sonra televizyona çıkıp şaşkınlıkla “Gençler niye çocuk yapmıyor?” diye soruyorlar. Vallahi insanın “Siz hiç pazara çıktınız mı?” diyesi geliyor.
💡 ESNAFIN TERAZİ TAŞI:
Bir dükkân açmadan önce kira, elektrik ve malın maliyeti hesaplanır. Aile kurmak ise bundan çok daha önemli bir iştir. Genç birinden çocuk bekliyorsanız, önce onun evi, işi, mahallesi ve geleceği düşünülmelidir.
⚠️ KAZIN AYAĞI:
Doğum yardımı elbette değerlidir. Ancak çocuğun masraflarının bir kısmını karşılayıp şehirdeki yaşamı aile için zorlaştırırsanız, hesabın diğer yanı eksik kalır, Bir yandan “Çocuk yap.” deyip diğer yandan “Ama nerede yaşayacağını ben bilmem.” diyemezsiniz.
BİZ ANADOLU'YU BOŞALTTIK, ŞEHİRLERİ ŞİŞİRDİK
Tezgâhın arkasında geçen yarım asır bana şunu öğretti: Fazla yüklenen kamyon eninde sonunda yolda kalır. Biz de şehirleri fazlasıyla yükledik. İş Anadolu’dan çekildi, gençler büyük şehirlere aktı. Evler küçüldü, kiralar büyüdü. Trafik arttı, beton çoğaldı ama çocukların oyun alanı küçüldü.
Eskiden mahalle vardı, şimdi site var. Eskiden komşu kapısı çalınırdı, şimdi güvenlik görevlisi var. Eskiden çocuklar sokağa çıkardı, şimdi anneler arkalarından “Dikkat et, arabaya!” diye sesleniyor. Sonra nüfus azalınca şaşırıyoruz. Kardeşim, çocuk meşe ağacı değil ki betonun arasından kendiliğinden büyüsün!
BELEDİYELERE DE HÜKÜMETE DE SORMAK LAZIM
Şehir planı yapılırken aile hangi öncelikte yer alıyor? Yeni konut inşa edilirken üç çocuklu bir aile hesaba katılıyor mu?
Mahalle tasarlanırken çocuk parkı gerçekten düşünülüyor mu?
Okul ile ev arasındaki yol güvenli mi?
Anne-baba çalışırken çocuğa kim bakacak? Anadolu’da gençler neden iş bulamıyor? Bunlar nüfus meselesinin tam kendisidir. Nüfus politikası sadece doğum günü kutlamak değildir.
Nüfus politikası, hayat politikasıdır.
| Bugün | Yarın olması gereken |
|---|---|
| Beton merkezli şehir | Aile merkezli şehir |
| Küçük konut | Yaşanabilir aile konutu |
| Otomobil önceliği | Çocuk ve yaya önceliği |
| Pahalı bakım | Erişilebilir kreş |
| Büyük şehre yığılma | Güçlü Anadolu şehirleri |
| Yalnız apartman | Canlı mahalle kültürü |
ARTIK “ÇOCUK YAPIN” DEMEK YETMEZ
Gençlere nutuk atmak kolaydır.
Zor olan, onların önündeki engelleri kaldırmaktır.
Bir gencin cebine bakıp “Niye evlenmiyorsun?” demek kolaydır, ama ev fiyatına bakmak zordur. “Niye çocuk yapmıyorsun?” demek kolaydır, fakat kreş masrafını görmek zordur. “Niye memleketinde kalmıyorsun?” demek kolaydır, ama orada iş kuracak düzeni sağlamak zordur.
İşte devlet adamlığı, belediyecilik ve şehircilik burada başlar. Çocuğu hesaba katmayan şehir, geleceği hesaba katmayan şehirdir. Tasavvuf ehli “Gönül yapmak, Kâbe yapmak gibidir.” der. Ben de derim ki: Şehir inşa etmek kolaydır; o şehirde insanı yaşatmak ise marifettir.
SON SÖZ: BETONUN DEĞİL, ÇOCUĞUN TARAFINI TUTALIM
Bir usta çırağına şöyle demiş: “Evlat, duvar örmek kolaydır; asıl mesele o duvarın içinde huzur kurmaktır.”
Biz çok duvar ördük, şimdi sıra huzur kurmakta.
Gerçekten üç çocuk istiyorsak, önce onların sığabileceği evler yapalım.
Koşup oynayabilecekleri parklar, korkmadan yürüyebilecekleri sokaklar kuralım.
Anne babaların nefes alabileceği bir çalışma düzeni oluşturalım.
Anadolu’yu yeniden ayağa kaldıralım.
Sonra gençlerin karşısına geçip “Haydi, üç çocuk!” diyelim. Yoksa beton kulelerin arasında çocuk aramak, harmanda buğday aramaya benzer.
Çocuk istiyorsak önce toprağı hazırlamalıyız.
Çünkü mesele sadece kaç çocuğun doğduğu değil; onlara nasıl bir memleket bıraktığımızdır.
TAŞIN RÜYASI VE TOHUMUN YASI
Toprak ki hırkasıdır hakikatin, örter ayıbı,Taş duvar ne bilsin merhameti, ne anlar gaybı?
Bir daracık kafese hapsettik masumiyetin sesini,
Çaldı devasa gölgeler çocukların hevesini.
Ne neşe kaldı gözde, ne hikmet kaldı başta.
İnsan kenti kurdu da ruhu sürgüne saldı,
Oynayacak bir karış toprak mâzide kaldı.
İnsan, Rahman’ın yeryüzündeki sır nefesidir.
Boz bu sahte nizamı, dön bağrındaki hakikate,;
Toprağa basmayan fidan döner mi hiç güle?
Gönül çeşmesinden gayrı bir kap dolamaz.
Geniş avluların bereketi nerdedir?
Cümle canlar şimdi bir kutu içinde hapistedir.
KENDİME YAZILARIM
🔍 BENİ GOOGLE'DA BUL© 2026 | "ÜÇ ÇOCUK İSTİYORSANIZ, ÖNCE ÜÇ ÇOCUĞUN YAŞAYACAĞI ŞEHRİ KURUN."




Yorum Gönder