Uzun evliliklerin sırrı nedir diye soracak olursanız hemen cevap vereyim, uzun evliliklerin sırrı öyle bağırıp çağırarak değil, birkaç gün küsüp sessiz kalarak öfkeyi söndürmektir. 50 yıllık mutlu evlilik, her tartışmayı mahkeme salonuna çevirmemek, sözü yutup, çayı soğutmak ve aynı evin içinde saygıyı koruyarak küsmektir, sessiz kavga, evliliği bitiren değil demlenmesini sağlayan bir bekleme süresidir.
Evlilik dediğin 50 yıllık veresiye defterdir.
Evlilik dediğin şey toptancı defteri gibidir, açarsın, yazar çizersin ama, en sonuna kar zarar cetveli koymazsın.
Biz hanımla neredeyse 50 yılı devirdik.
Bazen soran çok oluyor, Ahmet abi bunun sırrı ne diye.
Sırrı şöyle.
Kitaplarda yazan ya da pembe dizilerde dönen şeyler değildir, bizim sırrımız bağırıp çağırmadan, tabak çanak kırmadan komşuyu ayağa kaldırmadan bir kaç gün küsüp kalmak.
Bağırıp çağırmak daha kolayken neden sessiz kavga.
Vallahi gençken ben de bilirdim nara atmayı, hayat gailesi var, delikanlılık var.
Ben erkeğim benim sözüm geçecek havası var, ama bir gün rahmetli bir amca bana dedi ki :
Bak oğlum, söz ağızdan çıktı mı kurşun gibidir, geri gelmez, ama yutulan söz ilaç olur.
Bu söz benim aklıma çivi gibi çakıldı.
Biz hanımla bir şeye bozulduk mu küser ve surat asarız.
Ben elime telefonumu alırım, o mutfağa gider, bir gün bilemedin iki gün kimse kimseye seni sevmiyorum demez, sadece çay biraz soğuk gelir, yemek biraz tuzsuz olur, herkes anlar.
Bağırarak kavga edenler mahalleye rezil olur.
Sessiz kavga edenler kendi vicdanına hapsolur.
Susmanın adabı vardır küsmenin terbiyesi.
Şimdi şunu sakın yanlış anlamayın, küsüp haftalarca konuşmamak trip atmak, suratı sirke satmak değil bizimkisi, tasavvufta bir söz vardır.
Bizim susmamız kılıç kuşanmak değil Kalkan tutmaktır.
Çok bilinen bir hikayedir, lokman hekime sormuşlar, edebi nereden öğrendin diye, cevap vermiş, edepsizden demiş.
Ben de sabrı sabırsız müşterilerden öğrendim, evlilik de öyledir.
Biri ateşken biri su olacak.
Biz sırayla Ateş ve Su olduk,.
Ben bunca yaşamımda şunu çok net gördüm iki ateş yan yana durmaz.
Esnafın terazi taşı; Kavga anında hemen cevap verme, tezgahta da öyledir, sinirli müşteriye anında cevap verirsen zarar edersin, bir bardak su iç, 1-2 saat şöyle bir dışarıda tur at, 24 saat kuralı koy, ben hanıma bozulduğunda susarım, yarın o öfkenin yarısı kendiliğinden sönmüş olur zaten.
Kazın ayağı; Sakın ola sessiz kavgayı cezaya çevirmeyin, gençlerde görüyorum, küsüyorlar engelliyorlar, eşyaları topluyorlar.
Anayı babayı eşi dostu araya sokarsan o küsme değil artık intikama dönüşür, boşanmaya kadar gider.
Bizim sessizlikte kapı açık kalır, çay demlenir, sofra kurulur, sadece muhabbet demlenmeye bırakılır, kapıyı bir kez kapatırsan o ev artık ev değildir.
Tezgahın arkasından hayat dersi.
Terazinin bir kefesi ağır basarsa ne yaparsın, yapılacak şey öbür tarafa da dengeli bir ağırlık koymak.
Evlilikte terazidir.
Bir gün sen ağır basacaksın bir gün o, dengeyi bağırarak değil, susarak bulacaksın
Mevlana ne güzel demiş, ham konuşmayı bırak da biraz piş, bizim kavgalarımız da pişme süresi işte.
Çiğ iken konuşursan diş kırar, biraz bekleyince lokum gibi olur.
İki çınar'ın hikayesi.
Köyün birinde iki ulu Çınar varmış, biri derenin bir yakasında, diğeri öbür yakasında, yıllarca rüzgar vurmuş dalları birbirine çarpmış ama bu arada destek olmuş o çarpan dallar, yaprakları kavga etmiş ama, kökleri derinde aynı toprağa sarılıp tutulmuş.
Köylünün biri demiş ki yahu bunlar kavga ediyor, dalları hep biribirine sürtüyor.
Bilge'nin Bir de demiş ki, hayır bunlar birbirine ayakta tutuyor, biri olmasa öbürü ilk fırtınada yıkılır.
Bizim hanımla hikayemizde bu.
50 yıldır dalımız yaprağımız çarpıştı elbet, ama kökümüz aynı yerde.
Sessiz kavga dediğim dalların çarpışırken köke zarar vermemesi.
Kök bu yüzden hep sağlam kaldı.
Velhasıl evliliği uzun tutan şey öyle çok sevmek değil, saygılı olmak, çok konuşmak değil, zamanında susmasını bilmek.
Sessiz kavga evliliğe zarar vermez mi?
Hayır, dozunda olursa tam tersine korur, zarar veren şey küsmek değil, küsüp kin biriktirmek ve iletişimi tamamen koparmaktır, biz de küsme en fazla 2-3 gün sürer, bu süre zarfında da zaten günlük işler hiç aksamaz.
Kaç gün küs kalmak normal sayılır?
70 yıla yaklaşan yaşamımda ben şunu gördüm, 3-4 günü geçen küslük bayatlar, bizim ortalamamız ise 2-3 gündür, 3. gün mutlaka içimizden biri, ya birbirimizin elini omzuna koyar, ya da çay içer misin diye sorar, o çay işte Barış imzasıdır.
Hiç mi yüksek sesle tartışmadınız?
Gençken belki olmuştur, şimdi hiç hatırlamıyorum, ama gördük ki yüksek sesle haklı olunmuyor, sadece gürültü oluyor, yaş ilerledikçe insanın sesi kısılıyor aklı çoğalıyor.
Genç çiftlere ne tavsiye edersiniz?
Önce telefonu elinizden bırakın, birbirinizin yüzüne bakın, kavga ederken haklı olmaya değil mutlu olmaya odaklanın, haklı olup da mutsuz olmaktansa, biraz haksız olup mutlu kalmak evliliğinin zekatıdır.
Sessiz kalmak bir anlamda pasif agresiflik değil mi?
Niyete bağlıdır, eğer sessizliği cezalandırmak için kullanırsan evet, zehirdir, eğer öfkeyi terbiye etmek için de kalp kırmamak için de kullanırsan şifadır, bizimkisi şifa niyetine..
Sükûtî Sır: Sessiz Kavganın Tasavvufu
Demir dövülürken ses çıkarır hani,
Duyulmaz er meydanında dervişin figânı?
Sükûtî bir harpdir gönlün tahtırevanı,
İki can birleşir, bir olur iki yanı.
Bir leğende yıkanır hem nefs hem de kader,
Arif, dilsiz bir sitemle ömrünü berhüdar eder.
Bazen bir bakış ki, bin deryayı dize getirir,
Sessiz kavgalar, muhabbeti menzile iletir.
Vuslat dediğin, iki dağın birbirine küsmesidir,
Fırtınanın doğası, içteki o gizli sesdedir.
Dil susar, göz konuşur, kalp közünde demlenir,
Bu öyle bir cenkdir ki, er meydanı gizlenir.
Varlığın tezgâhında dokunur iki nefs,
Her taştan bir ses gelir, her nefesten bir heves.
Görünürde bir gürültü, zâhirin yalanı bu;
Asıl aşkın mîrâcı, sessiz kavganın susu.
Bir elif miktarıdır iki can arasındaki mesafe,
Bazen bir bakış bile değer binlerce hânçere,
Kelimeye dökülmez gönlün o ince sitemi,
Yalnızca derviş bilir sessizliğin matemini.
Gönül kazanında kaynar hem dâvet hem isyân,
Dil lal olur ortada, konuşur inceden can.
Harfsiz bir lisan ile taranır zülf-ü yâr,
Bu kavganın kılıcı yaratmaz hiç ah-ı zâr.




Yorum Gönder