Kütahya Neden Gelişemedi? Bir Şehrin Kaderi mi, İnsanların Tercihi mi?
Türkiye’nin köklü şehirlerinden biri olan Kütahya… Tarihi var, kültürü var, toprağı verimli, coğrafi olarak avantajlı.
Türkiye’nin köklü şehirlerinden biri olan Kütahya… Tarihi var, kültürü var, toprağı verimli, coğrafi olarak avantajlı.
Peki o zaman soru şu:
Kütahya neden hâlâ “potansiyeli olan ama gelişememiş şehir” kategorisinde?
Bu bir talih meselesi mi, yoksa bilinçli ihmallerin toplamı mı?
Bu yazı bir “şehir tanıtımı” değil. Bu yazı, tokat gibi bir şehir eleştirisidir.
Bu bir talih meselesi mi, yoksa bilinçli ihmallerin toplamı mı?
Bu yazı bir “şehir tanıtımı” değil. Bu yazı, tokat gibi bir şehir eleştirisidir.
Kütahya’nın En Büyük Sorunu: Hareketsizlik ve Kabullenmişlik
Kütahya’nın geri kalmışlığının temelinde tek bir kelime yatıyor: kabulleniş. “Burası böyle”, “Bizden bir şey olmaz”, “Ankara izin vermez”, “Sit alanı engel” gibi sözler, bir şehir için en tehlikeli virüslerdir.
Çünkü kalkınma önce zihinde başlar, ancak Kütahya’da zihinsel bir pranga var.
Anlamsız Sit Alanları ve Metruk Binalar: Koruma mı, Çürüme mi?
Evet, tarih elbette korunmalı.
Ama tarihi korumak, şehri dondurmak anlamına gelmez.
Kütahya’da “sit alanı” kavramı çoğu zaman; yıkılamaz, yenilenemez, restore edilemez, kullanılamaz demek oluyor.
Sonuç mu?
Metruk binalar, ıssız sokaklar, çürüyen mahalleler…
Bir bina ayakta kalıyor ama şehir yavaş yavaş ölüyor. Buna gerçekten koruma denir mi?
Tek Caddeye Mahkûm Şehir Olur mu?
Bir şehrin sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamı tek bir caddeye sıkışmışsa, orada şehircilik bitmiş demektir.
Kütahya’da gençler hep aynı kafelerde, esnaf aynı sokakta, sosyal hayat ise aynı aks üzerinde dönüyor.
Bu durum rekabeti bitirir, farklı mahalleleri çökertir ve şehri tek merkezli, kırılgan bir yapıya dönüştürür.
Oysa modern şehirler çok merkezlidir; Kütahya ise hâlâ 1990’ların şehir planlamasına takılı kalmış görünüyor.
Kütahya’dan Neden Gençler Kaçıyor?
Bu sorunun cevabı acı ama net:
İş yok, vizyon yok, sosyal hayat kısıtlı, kültürel üretim zayıf, girişimcilere destek yok.
Gençler aslında “şehirden kaçmıyor”; hayattan kopmamak için başka şehirleri tercih ediyor.
Sorun Coğrafya Değil, Yönetim ve Toplum Anlayışı Kütahya, sanayiye ve ulaşım akslarına yakın, üniversitesi olan ve yüksek turizm potansiyeline sahip bir şehir.
Ancak, tüm bu avantajlar doğru planlama olmadan anlamını yitiriyor.
Sorun ise risk almayan yerel yönetimler, sessiz kalan sivil toplum ve “aman tadımız kaçmasın” anlayışına sahip bir şehir kültürü.
Şehirlerin kaderini kim belirler?
Yatırım yapmamak bir tercihtir.
Gençleri dinlememek bir tercihtir.
Şehri betonla değil, fikirle büyütmemek de bir tercihtir.
Ve her tercih, şehrin geleceğini biraz daha sınırlar.
Kütahya Gelişebilir mi? Evet. Ama…
Ama bunun için sit alanı kavramı yeniden değerlendirilip metruk binalar ekonomiye kazandırılmalı, şehir çok merkezli hale getirilmeli, gençlere alan açılmalı, kültür, sanat ve girişimcilik desteklenmeli.
En önemlisi, “Böyle gelmiş, böyle gider” anlayışı terk edilmeli.
Son Söz:
Şehirler Aynadır
Bir şehir, içinde yaşayanların yansımasıdır. Kütahya’nın aynasında şu an yorgunluk, kırgınlık ve umutsuzluk var.
Ama aynayı değiştirmek mümkün, yeter ki bakmaya cesaret edilsin.
"Ahmet ATAM'dan Hikmetli Sözler"
Bak kardeşim, Kütahya bir türlü prangalarını kıramadı. Neden mi? Çünkü bizde "korumacılık" demek, metruk binaları tepemize yıkılana kadar izlemek demek oldu. "Sit alanı" dediler, tarihin üzerine beton döktürmediler ama o tarihi canlandıracak tek bir delikanlı adım da atmadılar. Tek bir caddeye Cumhuriyet (Mecburiyet) mahkum olmuş, o caddede tur atmayı "sosyalleşmek" sanan bir kalabalığız.
Kütahya’nın geri kalmışlığı coğrafi değil, zihniyet meselesidir. Biz bu şehri güzelleştiremedik, çünkü içinde yaşayanlar olarak vizyonu Germiyan Sokağı’nın ötesine taşıyamadık.
| Konu | Sokak Mantığı | Benim Terazim |
|---|---|---|
| Gelişememe Nedeni | "Yollar kapalı, sanayi uzak, yatırımcı gelmiyor." | Yatırımcı gelmiyor değil, gelen yatırımcıyı "bizden değil" diye kaçırıyoruz. Zihniyet körlüğü sanayiden daha tehlikelidir. |
| Metruk Binalar ve Sit | "Ecdat yadigarı, dokunulmaz, öylece kalsın." | Ecdat görse "niye yıkık bıraktınız?" diye suratımıza tükürür. Korumak demek çürütmek değildir, yaşatmaktır. |
| Tek Cadde Mahkumiyeti | "Başka nereye gidelim? Şehrin kalbi burası." | Şehrin kalbi dediğin yer, 50 yıldır aynı kaldırıma basmaktan aşınmış bir rutinden ibaret. Hayal gücün bu kadar dar mı? |
Kütahya Çıkmazına Dair Acı Gerçekler
1. Kütahya neden bir Eskişehir olamadı Ahmet Amca?
Çünkü komşuda vizyon nehir olup aktı, bizde ise "bizim oğlanın dükkanı bozulmasın" diyen yerel çıkar gruplarının elinde kurudu kaldı evlat.
2. Sit alanı koruması gerçekten şehri kilitliyor mu?
Sit alanı değil, bürokratik hantallık ve "aman başıma iş almayayım" diyen idareciler kilitlemiş durumda. Restore etmek yerine çürütmeyi seçiyoruz.
3. Halkın bu geri kalmışlıkta payı nedir?
En büyük pay halkın! Sorgulamayan, itiraz etmeyen, "neyimize yetmiyor" diyen her Kütahyalı bu geri kalmışlığın ortağıdır.
4. Gençler neden kaçıyor bu şehirden?
Sıkılıyorlar evlat! Akşam olunca ölü toprağı serilen, sosyal hayatı çay bahçesinden ibaret olan bir yerde zeka parlamaz, söner.
5. Bu şehir bir gün gerçekten değişir mi?
İnsanlar değişirse şehir de değişir. Duvarları boyamak kolay, zor olan beyinleri boyayan o gri pası temizlemektir.
"GÜNÜN ANA FİKRİ: Şehirler sadece binalardan ibaret değildir; cesur insanların bittiği yerde, şehirler de mezarlığa döner!"



Yorum Gönder