Sponsorlu Bağlantı

İYİLİK YAP DENİZE AT SANA VAZİFE OLSUN

İyilik yap denize at görseli

Şöyle geriye dönüp bakıp geçmişin bir muhasebesini yaptığımda, görüyorum ki insanların sırtında çuval çuval yük var.
Ama o yüklerin çoğu kendi malları değil; başkasının “rica” diye yükleyip, sonra da “senin görevin” diye yutturduğu dertler.
Hani bir söz vardır:
 
Birine ilk kez yardım ettiğinde teşekkür eder.
İkinci kez yardım ettiğinde normal karşılar.
Üçüncü kez yapamadığında ise en kötü sen olursun!

Ne kadar tanıdık değil mi?
Hayatın en acı, derslerinden biridir bu.
İyilik yaptığın için değil, o iyiliğin sınırını çizmediğin için tükenir, yorulursun.
Bizim millet verilen emeği, harcanan çabayı çabuk unutur; ama vermediğin ilk günü ömrü boyunca aklında tutar.
İnsan ister istemez sorar: “Yahu, iyilik yapmak gerçekten hata mı?”

İyilik Hata Değil de, Sen Kendini Tüketmeyi İyilik Sanıyorsun!

Cevabı net verelim, lafı dolandırmaya gerek yok: 
Hayır, iyilik yapmak hata değildir. 
Asıl hata; insanı tüketip ruhunu parçalayan ölçüsüz bir şekilde vermektir, sürekli başkalarını mutlu etmeye uğraşan saf kitle, bir gün aynaya baktığında orada kendinden hiçbir iz kalmadığını görür. 
Sakalı ağarmış, göz altları çökmüş, yorgun bir yüz bakar ona.

İyilik dediğin karşılık beklemek değildir, tamam. 
Ama kendi huzurundan, sağlığından, ailenin rızkından vazgeçmek de değildir. 
Gerçek iyilik, hem karşındakine değer katmak hem de kendini koruyabilmektir, sınır koyan insan “kötü” ya da “bencil” değildir; sadece kendine değer vermeyi öğrenmiş, hayattan payını almış insandır.

Denize Atılan Vazife Şiiri


Eskiler demiş ki; "İyilik yap, at denize..."
Çok hoş söylemişler de dostum,
Denizin de bir midesi, olduğunu söylememişler!
Bir ekmek atarsın çırpınan sulara,
Balık kulak kabartır,
Deniz "Eyvallah" der içten içe.

Ertesi gün bir daha atarsın;
Balık kıyıya yanaşır,
Suyu hafifçe çalkalar,
Bakın bizimki yine geldi" dercesine...

Üçüncü gün eli boş gidersen sahile;
Ne deniz kalır duru, ne balık kalır uysal!
Suyu yüzüne sıçratır o minnetle beslenenler,
Hani benim ekmeğim?" diye çatarlar adama.

İyilik yap denize at, dediler.
Denizin hafızası olduğundan hiç söz etmediler.
Attığım her iyilik, 
Bir gün ıslanmış bir emir kâğıdı olarak kıyıya vurdu.
Meğer deniz, en sadık memurmuş.

İyilik, avuçta taşınan bir serçe iken
Omzuma çivilenmiş paslı bir madalyaya dönüştü.
Artık kanat çırpmıyor; 
Sadece ağırlığını devlet ciddiyetiyle hatırlatıyor.

Çünkü insanlar, bir kez gölgende serinlediler mi,
Seni orman sanıyor.
Bir bardak su verdiğinde,
Ertesi gün çeşme olmanı bekliyorlar.

Bir yarayı sardığında, adını hastane defterine demirbaş diye yazıyorlar.
Sen insanlıktan bahsederken,
Onlar senden mesai çizelgesi çıkarıyor.

İyilik, çiçek olmaktan çıkıyor sonra.
Kökleri olmayan plastik bir saksıya dönüşüyor.
Her sabah aynı tebessümü üretmen bekleniyor.
Gülüşün bile vardiya usulü çalışıyor.

Ne tuhaf...
Fedakârlık, ilk gün alkışlanıyor.
İkinci gün  alışılıyor.
Üçüncü gün hak ediliyor.
Dördüncü gün yapmazsan, suç dosyana ekleniyor.

Demek ki bazı vicdanlar, teşekkür etmez;
Abonelik oluşturur.
Ben şimdi iyiliklerimi denize değil, bulutlara bırakıyorum.
Belki yağmur olurlar da kime düştüklerini kendileri seçerler.

Çünkü insan,
İyiliği hediye olmaktan çıkarınca
En güzel erdem bile boynuna geçirilen görünmez bir tasma oluyor.
Ve sonra dönüp aynı atasözünü söylüyor:
İyilik yap denize at.
💡 Esnaf İpucu:

Yıllarca dükkân işlettiğim dönemde gördüm ki, müşteriye bir kez veresiye verirsen minnettar olur, ikinci kez verirsen dost olursun, ama üçüncüyü “veresiye bitti, bundan sonra peşin” diye reddedince bir anda en kötü sen olursun. Dükkânın kepengini kapatmak istemiyorsan, hem veresiye defterine hem de gönül defterine zamanında sınır koyacaksın!


Adım Adım "Vazife" Kapanına Nasıl Düşüyoruz?

İyilik yolunda melek gibi başlayıp, sonunda nasıl “günah keçisi” haline geldiğimizi bir masaya yatıralım.

  • Birinci Aşama (Alkış ve Teşekkür): "Öz abimsin!", "Allah razı olsun!" nutukları atılır. Kendini kahraman gibi hissedersin.
  • İkinci Aşama (Kanıksama): Artık kimse rica etmez, “Ahmet Bey halleder” denir. Şükran duygusu ise yerini alışılmış bir sıradanlığa bırakır.
  • Üçüncü Aşama (Zorunluluk): Yapmadığın gün, “Sen de çok değiştin” ya da “Hiç yardımcı olmuyorsun” sitemleri başlar.
  • Son Aşama (Düşmanlık): Yıllarca yaptığın doksan dokuz iyilik unutulur, yapmadığın tek bir şey yüzünden sen en kötü ilan edilirsin.
⚠️ Dikkat:

İyiliği, “hayır diyememe” alışkanlığınızı gizlemek için kullanmayın. Sınır koymadığınız her yer, başkalarının kolayca işgal edebileceği boş bir arsaya dönüşür. Kendi arsasında dolaşamayan insanın ne faydası olur ne de bereketi.

İyilik Yükü ve İnsan Psikolojisi Karşılaştırması

İnsanı hangisi daha çok yıpratır? İyilik yapmak mı, yoksa yapılan iyiliğin bir de üstüne zimmete geçirilmesi mi? İşte aşağıdaki tablo bu durumu özetliyor:

Durum / Yaklaşım Karşı Tarafın Algısı Sizin Ruh Haliniz Sonuç
Sınırsız İyilik "Mecbur yapmak zorunda." Tükenmiş, kırgın, kullanılmış. Suçluluk & Yalancı Düşmanlık
Dengeli ve Sınırlı İyilik "Zamanı ve imkânı olursa yapar." Huzurlu, kendine saygılı. Gerçek Değer ve Saygı
HİÇ İyilik Yapmamak "Bencil, soğuk biri." Yalnız ama yorulmamış. Sosyal Yalıtım
Hayat bana şunu öğretti: İnsan önce kendi değerini fark ettiğinde, başkalarına yaptığı iyilik çürük tahtaya çivi çakmak gibi olmaz; sağlam ve sağlıklı bir zemine oturur. 
Belki de asıl mesele iyilik yapmak değil, iyiliği kendimizi unutacak kadar abartıp maskenin oksijenini önce başkasına takmaya çalışmaktı.

📌 Makalenin Özü ve Felsefi Özeti

Kendi bahçesindeki çiçekleri susuz bırakıp kurutan, ama komşunun tarlasındaki değirmeni taşıma suyla döndürmeye çalışan kişi, günün sonunda hem kendi bahçesinden olur hem de değirmeni çalıştırmadığı için komşusundan azar işitir. Kendine merhameti olmayanın başkasına uzattığı can simidi, ilk fırtınada batar.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

İyiliğin görev haline gelmesini engellemek için ilk adımda ne yapmalıyız?

Öncelikle, size yöneltilen her talebe hemen “Evet” dememeye özen gösterin. “Bir bakayım, durumuma göre sana dönerim” diyerek kendinize zaman tanıyın. İyiliğin bir lütuf ve imkân meselesi olduğunu, otomatikleşmiş bir zorunluluk olmadığını en baştan hissettirin.

Hayır deyince kötü insan olmaktan nasıl korkmamalıyız?

"Hayır" dediğinizde karşı taraf öfkeleniyorsa, o kişi dostunuz değil, imkânlarınızı kullanan biridir. Sınırlarınıza saygı göstermeyen birinin gözünde “iyi” görünmektense, kendi vicdanınızda “dürüst” kalmak ruh sağlığınız için daha iyidir.


İnsanı en çok yoran şey değer bilinmemesi mi yoksa nankörlük mü?

İnsanı asıl yoran, değerinin bilinmemesinden çok, kendi elleriyle büyüttüğü beklentilerin altında kalmasıdır. İyilik karşılık beklenerek yapılmaz ama nankörlükle karşılaşınca sınır koymamak, öz saygıya ihanettir. Yorgunluğun sebebi karşımızdakinin vefasızlığı değil, bizim ısrarla çizemediğimiz sınırlardır..

DİJİTAL AYAK İZİ
Ahmet ATAM

KENDİME YAZILARIM

🔍 BENİ GOOGLE'DA BUL

© 2026 | "Kendi gölgesini cömertçe dağıtan ağacın, baltayı ilk yiyen dalı olmamak hususundaki uyanıklığıdır yaşamak."

Google Bing Yandex
Previous Post
No Comment
Add Comment
comment url
Sponsorlu Bağlantı
Sponsorlu Bağlantı
Sponsorlu Bağlantı
Sponsorlu Bağlantı