Bizim çarşıda yarım asır dükkân işletirken nice tüccarlar, nice mirasyediler gördüm. Anadolu insanının hafızasına kazınmış basit ama derin bir gerçek vardır: "Malını satan, mülkünde maraba olur."
Dededen kalan bağ bahçe ve atölyeyi satan adam, cebine giren taze paranın sıcaklığıyla önce kendini zengin sanır, kahvede eşe dosta hava atar. Ama o para borca, süse, betona gidip eriyince gerçek, ayaz gibi çarpar insanın suratına: Dün tarlasında efendi gibi gezen adam, bugün kendi sattığı tarlada başkasının belirlediği yevmiyeyle çapa sallamaya başlar.
1980 sonrasından bugüne bu ülkede “özelleştirme” adı altında yapılanların özeti budur. Milletin alın teriyle, vergisiyle kurduğu koca cumhuriyet mirasını elden çıkardık; şimdi kendi memleketimizde o malların yeni sahiplerine fahiş faturalar ödeyen birer maraba haline geldik. Gelin bu hesabı baştan sona birlikte görelim.
🏭 1980 Sonrası Hangi Fabrikalar Kimlere Devredildi?
1980’deki 24 Ocak kararlarıyla zihniyet bir kez bozuldu; aklı evvel çakallar “Devlet fabrika mı işletir?” söylemini zihnimize yerleştirdiler. O günden sonra adım adım o koca tesisler haraç mezat satıldı, kapanın elinde kaldı..
1988 - 1993 (ÇİTOSAN Fabrikaları): Afyon, Balıkesir, Pınarhisar, Söke, Denizli ve Ankara çimento fabrikaları satıldı; inşaatın temel harcı sermayenin insafına bırakıldı.
1992 - 1995 (Süt Endüstrisi Kurumu - SEK): Kars’tan İzmir’e, Adana’dan İstanbul’a kadar 30’dan fazla süt kombinası elden çıkarıldı; köylü sütünü dökecek yer bulamaz oldu.
1993 - 1995 (YEMSAN - Yem Sanayii): Türkiye genelindeki 25’i aşkın yem fabrikası satıldı; hayvancılığın girdi maliyeti bir avuç fabrikatörün dudağı arasına terk edildi.
1995 (Et ve Balık Kurumu - EBK Kombinaları): İllerimizdeki et işleme ve kombina tesisleri parça parça devredildi, piyasayı regüle eden güç yok edildi.
1995 (KARDEMİR): Karabük Demir Çelik sembolik 1 TL bedelle işçisine ve yöre halkına devredilerek kamu elinden çıktı.
2000 (POAŞ - Petrol Ofisi): Dağıtım ve dolum tesisleri dev bir blok satışla özel sektöre aktarıldı.
2003 - 2005 (SEKA Kâğıt Fabrikaları): Balıkesir, Dalaman, Çaycuma, Taşköprü ve Aksu tesisleri birer birer elden çıkarıldı; İzmit kapatıldı. Bugün bir tabaka kâğıt için bile elin dövizine muhtacız.
2003 - 2004 (TÜGSAŞ ve Gübre Fabrikaları): Gemlik, Samsun, Kütahya gübre tesisleri blok satışlarla verildi. Toprağa gübre atamayan çiftçinin feryadı buradan başladı.
2004 (TEKEL Alkollü İçkiler): Yılların içki fabrikaları Mey İçki konsorsiyumuna satıldı; alanlar birkaç sene sonra yabancı devlere katbekat fazlasına devredip parsayı topladı.
2005 (TÜPRAŞ): İzmit, İzmir, Kırıkkale ve Batman rafinerileri blok satışla Koç-Shell ortaklığına geçti.
2005 (ERDEMİR): Demir çeliğin omurgası Ereğli’deki kamu hisseleri OYAK’a devredildi.
2005 (ETİ Alüminyum ve Madenler): Seydişehir Alüminyum tesisleri Oymapınar Barajı ile birlikte devredildi; ardından Eti Bakır ve Eti Krom yeni sahiplerine teslim edildi.
2008 (TEKEL Sigara Fabrikaları): Tokat, Adana, Samsun, Bitlis ve Malatya tesisleri British American Tobacco’ya devredildi, yerli tütün üretimi tarlada kurutuldu.
2008 (PETKİM Petrokimya): Aliağa kompleksindeki dev petrokimya tesisleri SOCAR ortaklığına bırakıldı.
2010 - 2015 (Termik Santraller): Seyitömer, Yatağan, Kemerköy, Yeniköy, Kangal, Soma ve Çatalağzı santralleri özel sektöre devredildi; elektrik dağıtımı holdinglerin insafına kaldı.
2018 (TÜRKŞEKER): Çorum, Bor, Kırşehir, Yozgat, Ilgın, Turhal, Alpullu, Muş, Erzincan ve Erzurum şeker fabrikaları birbiri ardına satıldı; pancar üreticisi küstürüldü.
💰 En Büyük Varlık Satışı Hangi İktidar Döneminde Oldu?
Rakamlar yalan söylemez, laf kalabalığına da gerek yok:
1986 - 2002 Dönemi: 16 yıllık süreçte yapılan toplam özelleştirme geliri yaklaşık 8 milyar dolar civarında kaldı.
2002 Sonrası (AK Parti Dönemi): Satışlar tam bir fırtınaya dönüştü ve 60 milyar doların üzerinde fabrika, liman, santral ve kamu arazisi satıldı.
Cumhuriyet’in yaklaşık 80 yılda emekle biriktirdiği üretim hafızasının ve maddi değerinin yüzde 85’ten fazlası, son 20 yılı aşkın süren tek bir iktidar döneminde el değiştirdi.
📈 Ekonomiye Gerçekten Fayda mı Sağladı, Yoksa Servet Transferi miydi?
Yıllarca “Bu fabrikalar zarar ediyor, hantal yapılar, sırtımızda yük” dediler. Peki ama TÜPRAŞ, PETKİM, ERDEMİR ve TEKEL gibi her yıl rekor kâr açıklayan, devlete trilyonlarca vergi ödeyen kurumlar kime yük oluyordu?
Mesele şuydu: Kârlı kamu tekelleri, mevcut pazar paylarıyla birlikte özel şirketlere bir çogu ise yabancı şirketlere devredildi. Elde edilen milyarlarca dolar ise yeni teknoloji fabrikaları kurmak ya da katma değer yaratmak yerine bütçe açıklarını kapatmaya, cari açığı finanse etmeye ve betona harcandı.
Hatta bazı şirketler, fabrikayı işletmek yerine içindeki makineleri hurda olarak satıp arazisini imara açarak kazanç sağladı. Sonuçta kâr, birkaç sermaye grubunun kasasına girerken; halka ise pahalı gübre, pahalı kâğıt, pahalı şeker ve yüksek elektrik faturaları kaldı. Devlet malını yok pahasına elden çıkarırken, vatandaş da o malın yeni sahibine boyun eğen bir tüketici konumuna düşürüldü.
🚜 "Malımızı Satmasaydık" Bugün Ne Durumda Olurduk?
Eğer bu fabrikaları ucuza satmak yerine liyakatle yönetip teknolojilerini yenileseydik:
Çiftçimiz gübreyi ve tohumu ithalata bağlamaz, tarlasına bereketle ekerdi.
Kâğıt fabrikalarımız tıkır tıkır çalışır; ne matbaacı kepenk kapatır ne de bir kitabın basım maliyeti el yakardı.
Şeker fabrikaları milletin elinde kalır, sağlığımız nişasta bazlı glikoz şuruplarına kurban edilmezdi.
Kendi ürettiğimiz elektriğin, akaryakıtın faturasını öderken elimiz titremezdi; çünkü piyasada devletin vatandaşını koruyan bir terazi taşı bulunurdu.
Kısacası; bacasından duman tüten fabrikayı “yük” görüp elden çıkaranlar, bugün o bacaların yeni sahiplerine her ay peşin kira ödeyen çaresiz kiracılar haline geldiğimizi görmek istemiyor. Mülkünü satan maraba misali, dün sahibi olduğumuz zenginliğin bugün boynu bükük müşterisiyiz.
--------Göğe uzanan koca bacaları
Hantal birer put sandı siyasi harisler;
Balçığı yoğuran dedelerin kemikleri sızlarken
Mihrabı vitrine,
Alın terini mezata serdiler.
Kendi kanatlarını üç otuz paraya yoldular.
Şimdi bir avuç dolar için
Kaf dağının ardındaki bezirgâna kul oldular.
Bereket dediği kuru bir illüzyon.
Mülk mutlak olanındı,
Fakat tapu memurları bilmedi bu felsefeyi;
Harmanı ateşe verip dumanıyla ısınan mirasyedi gibi,
Sarayın kapısını anahtarıyla birlikte el âleme hibe edip,
Şimdi eşikteki paspasa oturmuş,
Girebilmek için bahşiş zarfı uzatıyoruz.
Mülkünde maraba olmak ne ki azizim;
Biz kendi rüyamızın bile kiracısı olmuşuz.




Yorum Gönder