no fucking license
KENDİME YAZILARIM
"Yaşı kemale ermiş esnaf emeklisi Ahmet ATAM'ın ahlak, adalet ve toplum üzerine güldürürken düşündüren, hiciv yüklü ve protest şahsi notları. Kendime Yazılarım."

PKK'YA DEVLET KAPISI AÇILIRSA

Çerçeve yasa" adı verilen bu geniş kapsamlı düzenleme, PKK mensuplarına adeta bir "topluma dönüş bileti" sunuyor , Peki dağdan inenler ne iş yapacak.

Türkiye'de liyakat, adalet ve siyasi kararların toplumsal etkilerini hicveden detaylı bir illüstrasyon. Arka plandaki duvarda Türkçe yazılı büyük bir pankart asılı: "Kırk yılın haydudu olmuş efendi hazretleri, Bizim ömrü tüketen garibin ne ola değeri? Ahmet Atam". Pankartın her iki yanında, ellerinde "ADALET" yazan teraziler tutan iki farklı otoriter figür eli görülüyor. Sol terazide "EMEKLİ ve LİYAKAT" kefesi hafif, "AF" kefesi ağır basıyor. Sağ terazide ise "KAMU ve HİZMET" kefesi boş, "AF" kefesi ağır basıyor.  Ön planda bir çalışma masasının solunda yaşlı, gözlüklü, ciddi bir adam (toplumun sağduyusunu temsil ediyor) masaya dayanmış duruyor. Masanın üzerinde, parçalanmış binaların olduğu topraktan yükselen, "ADALET" yazan bir sarkaç bulunuyor. Masanın sağında, askeri kıyafetli, sırt çantalı ve kirli postallı genç bir adam (bir savaşçıyı veya mülteciyi temsil ediyor) bilgisayar başında oturuyor ve elinde "AF BELGESİ" yazan bir kağıt tutuyor. Bu kişinin bir ayağı yerde duran bir baretin üzerinde. Masanın önünde yerde "KPSS" (Kamu Personeli Seçme Sınavı) yazılı parçalanmış kağıtlar ve dürülmüş bir belge duruyor.  Arka planda, masanın arkasında bekleyen kalabalık bir grup insan görülüyor. Hepsinin başında parlayan haleler (nur) var ve yüzleri masadaki yaşlı adama dönük. Kalabalığın içinde "LİYAKAT BEKLEME SIRASI" yazan bir tabela tutan bir kişi bulunuyor. Sol tarafta duvarda "LİYAKAT" yazılı bir tabela asılı, önünde kuruyemiş ve bakliyat kavanozlarının olduğu eski ahşap raflar var. Sağ tarafta ise duvar yıkılmış ve pencerelerden giren ışıkla birlikte bir dosya dolabı ve su sebili görülüyor. Mekan, yıkık duvarları ve eski mobilyalarıyla terk edilmiş bir ofisi andırıyor.

Dağın soğuğunda yoğrulmuş, silahın ağırlığıyla şekillenmiş bir hayat... O dağdan inmek var ya, asıl o zaman başlayacak bilinmez yolculuk. “Çerçeve yasa” denen bu kapsamlı düzenleme, PKK üyelerine adeta bir “topluma dönüş bileti” veriyor. Ama bilet cebinde diyelim; ya varılacak bir durak, aş ekmek yoksa? Bu militanlar taş mı yiyecek.

PKK Militanı Uzun Yolun Yolcusu, Ne İş Yapacaksın?

Soruyu açıkça soralım: “Ömrünü dağlarda geçirmiş, hiçbir mesleki becerisi bulunmayan bu insanlar, aftan sonra geçimlerini nasıl sağlayacak?” 
Bu, dağdan inenlerin karşısına çıkan en yalın gerçek. 

Neredeyse 40 yıldır süren çatışmalarda yalnızca savaşmayı bilen, yalnızca hayatta kalmayı öğrenmiş bu kişiler, sivil hayatın karmaşık ve acımasız düzenine nasıl uyum sağlayacak? 
Bu durum, ormanın derinliklerinden alınıp beton bir ormana bırakılan bir kuşa “İşte özgürsün, kanatlarını aç” demeye benzer. 
Kanatlar var ama konacak bir dal yoksa, o kuşlar gücü yettiğini gagalarlar.

Uluslararası literatürde bu sürece (Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon) deniyor. Bu, sadece silah bırakmak değil; eski savaşçıların topluma kazandırılması, onlara bir iş, bir aş, bir umut verilmesi demek
Ama işin püf noktası şu: bu süreçte yeniden entegrasyon olmadan başarılan barış, bir kumdan kaleye benzer. İlk dalgada yıkılır .

Devlet Kapısı mı, Yoksa “Devlet Bahçesi” mi?

İşte en hassas nokta tam da burada başlıyor. 
Özel sektör bu militanlarda korkar ve işe almaz. Diyelim ki devlet, dağdan inenlere el uzattı ve onları devlet kadrolarında işe aldı. Peki, o zaman bu durum halkın vicdanında nasıl bir etki yaratır?

Bunu bir metaforla anlatayım: 
Toplum, yıllarca yangınlarla savaşan bir itfaiye teşkilatı gibi. Yangınları söndürmek için canlarını ortaya koydular, uykusuz geceler geçirdiler. Şimdi ise o yangınları çıkaranlara, “Gelin, artık siz de itfaiyecisiniz” deniyor. 

Hiç kimse, o itfaiyecinin gözlerinin içine bakıp, “Bu yangını sen çıkarmadın mı?” diye soramıyor. 
İşte bu sessiz çığlık, toplumun vicdanında en derin yarayı açacak şey.
Elbette bu süreç, şimdilik kaydı ile yazayım, bebek katili Öcalan'ı ve üst düzey yöneticileri kapsamıyor; onlar zaten bu yasanın dışında tutuluyor

Ancak sorun şu: 
Bu af yasası, sadece dağdaki teröristi değil, aynı zamanda onların arkasındaki lojistiği, propagandacıları ve siyasi uzantılarını da kapsıyor. 
Yani Selahattin Demirtaş gibi isimlerin de yasadan yararlanmasının önü açılıyor
Bu durum, yangını körükleyen kundakçıyla, onun ateşe odun taşıyan yardımcısını aynı kefeye koymak gibi bir şey.

Sonuç: Bu Yol Nereye Çıkar?

Bu çerçeve yasa, bir “umut” kapısı aralıyor. 
Ama bu kapıdan girenler, karşılarında bir bahçe mi bulacak yoksa bir uçurum mu? Toplumun yarısı bu insanları kucaklamaya hazır değil. 
Çünkü hafızalarında, o ellerin tetiğe bastığı anlar, o ellerin yaktığı dağlar hâlâ duruyor.

Devlet bu insanlara iş verirse, bu bir “entegrasyon” mu yoksa “ödül” mü sayılır? 
Bu sorunun cevabı, toplumun kanayan yarasına merhem mi olacak, ya da o yaraya tuz mu basacak. 
Belki dağdan inecekler ama acaba hiçbir zaman “halkın vicdanına” inebilecekler mi? 
Bu da ayrı bir muamma.

-----

Dağın kurdu inecek şehre, eli belinde mi gezer,
Tetik çeken parmak şimdi nereye çöksem mi der. 
Kırk yıl kayada taş yontan, ne bilsin tezgâhı işi?
Liyakat diyen garibin sökülürken azı dişi.

Bizim garip üniversiteli sokakta taban teper,
Kaderine razı olup rızkını yoktan seçer;
Dün namluya kurşun süren, bugün mühre uzanır,
Âlemi kör, millet ahmak; bunu da hak mı sanır?

Vicdan terazisi kırık, kefeler pas içinde,
Devlet kapısı panayır, gaziler yas içinde.
Şehidin yetimi bekler kapıda sıra bulmaz,
Dağdan inen efendi makam koltuğuna doymaz.

Afta cömert beylerin cüzdanı gayet semiz,
Eşkıyanın geçmişi hiç olur mu temiz?
Hangi kitaba sığar bu, hangi adalete eş?
Gündüzünü geceye boğdu bu zehirli güneş!

Meslek dediğin marifet, alın teriyle yoğrulur,
Dağda talim görenler masaya mı buyrulur?
Evrak memuru yaparlarsa namlunun gölgesini,
Halkın sırtına yüklerler bu zulmün vergisini.

Koltuklar gıcırdarken, vicdanlar delik deşik,
Kimden alacak hakkını bunca boş beşik.
Bu ne yaman bir takas, ne arsız bir pazarlık:
Uslu durana çile, kan dökene nazarlık!

Makamlar ulufe olur, dağıtılırsa sağa sola,
Milletin sabır taşı çatlar baka baka bu yola.
Göz boyayan yalanlar gün olur dökülür,
Öksüzün yetimin hakkı boğazlardan sökülür.

Kırk yılın haydutu olursa efendi hazretleri,
Ömür tüketen garibin ne ola ki değeri?
Kuzuyu kurda boğdurup adalet diyenlerin,
Yediği lokma haram, vay hâline yiyenlerin!

Ahmet ATAM

Yorum Gönder

Yorumlarda lütfen saygılı olun