KORKUNUN SESSİZLİĞİ TOPLUMU NEREYE SÜRÜKLÜYOR
1980’den 2026’ya: Aynı Kutuplaşma, Farklı Susturma Yöntemleri 😔🇹🇷
Korku İklimi Bir Ülkenin Geleceğini Nasıl Etkiler? Korkunun Sessizliği Neden En Tehlikeli Sessizliktir? Tarih Tekerrür mü Ediyor? 1980'ı Yaşayanların Gözünden Bugünkü Türkiye12 Eylül 1980 sabahına uyananlardan biriydim, o günün soğukluğu hâlâ hafızamda. Şimdi 2026’dayız ve adeta bir deja vu yaşıyorum; aynı kutuplaşma, aynı gerilim… Ancak bu kez oyunun kuralları değişmiş. O gün ordu devreye girmişti, bugün ise muhaliflerin sesi Silivri’de susturuluyor. Bu gidişin sonu nereye varacak? 👇
⚔️ 1980’deki Kutuplaşma: Sağ-Sol Çatışması
1970’lerin sonunda Türkiye neredeyse ikiye bölünmüştü. Sağ-sol çatışmaları sokaklara taşmış, üniversiteler işgal edilmiş, insanlar siyasi görüşleri yüzünden öldürülüyordu. O dönemi yaşayanlar iyi hatırlar: “Biz” ve “Onlar” ayrımı hayatın her alanına işlemişti.
12 Eylül 1980 darbesi, bu kutuplaşmayı bitirme iddiasıyla geldi. Ancak ortaya çıkan manzara dehşet vericiydi: 650 bin kişi gözaltına alındı, 230 bin kişi yargılandı, 48 kişi idam edildi. Askerler “düzeni sağladık” derken, aslında topluma derin bir korku yerleşti. O günlerde nefes almak bile zordu.
📍 Bugünün Kutuplaşması: İktidar-Muhalefet Ekseninde
2026’ya geldik ama kutuplaşma bitmedi, sadece aktörler değişti. Artık mesele sağ-sol değil, iktidar-muhalefet karşıtlığı. Günümüzdeki kutuplaşma ise daha “teknolojik”; sosyal medyada birbirimize düşman oluyor, TV ekranlarında nefret kusuyoruz.
Asıl ürkütücü olan, muhalif seslerin Silivri Cezaevi’nde susturulması. 1980’de askerî mahkemeler vardı, bugün “hukuk” var ama sonuç aynı: Susturmanın bir yolunu buluyorlar. İster darbe mahkemesi olsun ister özel yetkili mahkemeler, muhalefet edenin cezası değişmiyor: Sessizlik. 🤐
🔄 Tarih Tekerrür Ediyor mu?
1980’de siyasi partiler kapatıldı, liderler gözaltına alındı, basın susturulup sansür uygulandı ve 1982 Anayasası dayatıldı.
2026’da ise muhalif siyasetçiler tutuklanıyor, medya iktidarın kontrolünde, sosyal medya sansürü artıyor ve “yeni anayasa” tartışmaları devam ediyor (1982 hâlâ yürürlükte!). Fark açık: 1980’de tanklarla geldiler, bugün yasalarla…
Ama amaç değişmedi; muhalefeti etkisizleştirmek. 🎯
😰 Bu Gidişin Sonu Hayra Alamet Değil
1980’deki o korkuyu yaşamıştım. O zamanlar kimse kimseye güvenmezdi. Şimdi aynı korku geri geldi ama bu kez daha tehlikeli çünkü meşruiyet var; iktidar seçimle gelmiş ve “halkın iradesi” diyor.
Uluslararası destek yok; dünya sesimizi duymuyor. Toplum yorgun; insanlar “aman ne olacak” diyerek kabulleniyor.
Oysa 1980’den sonra “Bir daha asla” demiştik.
Ama yine aynı noktadayız, sadece yöntemler değişmiş. 😢
💭 Bireysel Sorumluluk ve Umut.
Ne yapabiliriz?
Tarihi unutmayalım; 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı, 15 Temmuz’u… Hepsi aynı zincirin halkalarıdır.
Susmayalım; korkuyla yönetilen toplum köle olur.
Oylarımızı bilinçli kullanalım; sandık hâlâ en güçlü silahımızdır.
Belki ben yaşlı bir adam olarak bu satırları yazarken üzülüyorum ama siz gençler… Tarih tekerrür ederse, sonuç her zaman hayal kırıklığı olur.
🖋️ Son Söz
1980’de tankların gürültüsüyle uyandık. 2026’da ise sessizlikle uyanıyoruz. Ama bu sessizlik, korkunun sessizliği.
Korkunun Sessizliği Şiiri:
Korku, bağırarak gelmez...
Ayakkabılarını çıkarır gecenin eşiğinde,
Halının tüylerine basarak yürür,
Kimse duymasın diye.
Önce kelimelerin ışığını söndürür.
Sonra, dilleri cam fanuslara koyar,
Her cümle kendi nefesiyle boğulur.
Bir şehir düşün...
Pencerelerinde perde değil, çekingenlik asılı.
Kapılar kilitli değildir aslında;
Anahtar, insanların boğazına saklanmıştır.
Korku,
En çok aynaları sever.
Çünkü aynalar,
Bakmaya cesaret edemeyen yüzleri çoğaltır.
Bir çocuk,
Uçurtmasını gökyüzüne değil, cebine saklıyorsa...
Bir şair,
Şiirini çekmecede yaşlandırıyorsa...
Bir anne,
Oğluna "Aman sesini çıkarma." diye ninni söylüyorsa...
Bil ki şehir,
Çoktan suskunluğu millî marş yapmıştır.
Sessizlik...
Her zaman huzur değildir.
Bazen,
Kanatları kırılmış bir martının uçuyormuş gibi görünmesidir.
Bazen de...
Nehirlerin yatağını değiştiren görünmez bir barajdır.
Korku,
Pas tutmuş bir anahtar değildir yalnız;
Kapıyı da unutturur.
Dışarıda bir dünya olduğunu da...
İçeride yavaş yavaş eksildiğimizi de...
Ve en acısı...
İnsan, kendi gölgesinden izin istemeye başladığında,
Güneş bile utanır doğmaya.
Çünkü korkunun en büyük zaferi,
Zincir vurması değildir. İnsana,
Zinciri bile özgürlük sanacak kadar,
Uzun bir sessizlik öğretmesidir.
Çünkü aynalar,
Bakmaya cesaret edemeyen yüzleri çoğaltır.
Bir çocuk,
Uçurtmasını gökyüzüne değil, cebine saklıyorsa...
Bir şair,
Şiirini çekmecede yaşlandırıyorsa...
Bir anne,
Oğluna "Aman sesini çıkarma." diye ninni söylüyorsa...
Bil ki şehir,
Çoktan suskunluğu millî marş yapmıştır.
Sessizlik...
Her zaman huzur değildir.
Bazen,
Kanatları kırılmış bir martının uçuyormuş gibi görünmesidir.
Bazen de...
Nehirlerin yatağını değiştiren görünmez bir barajdır.
Korku,
Pas tutmuş bir anahtar değildir yalnız;
Kapıyı da unutturur.
Dışarıda bir dünya olduğunu da...
İçeride yavaş yavaş eksildiğimizi de...
Ve en acısı...
İnsan, kendi gölgesinden izin istemeye başladığında,
Güneş bile utanır doğmaya.
Çünkü korkunun en büyük zaferi,
Zincir vurması değildir. İnsana,
Zinciri bile özgürlük sanacak kadar,
Uzun bir sessizlik öğretmesidir.
