no fucking license
Bookmark

EL ÖPMENİN KADİM TÜRK KÜLTÜRÜNDE YERİ: GELENEK NEREDEN GELİYOR?

Türk kültüründe el öpme geleneğini simgeleyen, yaşlı bir aile büyüğünün elini öpen çocuk

Kadim Türklerde El Öpmek Var mıydı? İslam Öncesi Türk Kültüründe Hürmet ve Selamlaşma Nasıl Yapılırdı?


Millet olarak en köklü reflekslerimizden biridir: 
Kendimizden büyük birini gördüğümüzde hemen sağ eline uzanır, önce dudağa sonra alına götürürüz. 
Bayramda harçlık almanın da, evde ya da topluluk içinde hürmet göstermenin de raconu budur. 
Peki hiç düşündünüz mü; bu el öpme geleneği bize nereden miras kaldı? 
At üstünde kıtalar aşan kadim Türkler de çadırın önünde durup büyüklerin elini öpüp alnına koyar mıydı? 

Eski Türklerde El Değil, “Etek” ve “Diz” Vardı


Aslında, İslamiyet öncesi eski Türk kültüründe bugün bildiğimiz anlamda “el öpüp başa koyma” geleneği neredeyse hiç yoktu. 
Orhun Yazıtları’ndan Dîvânu Lugâti’t-Türk’e, Çin yıllıklarından seyyahların notlarına kadar baktığımızda manzara çok net: 
Bozkır insanı selam ve saygısını farklı şekillerde ifade ederdi.
Kadim bozkır töresinde hürmet ve biat beden diliyle ifade edilirdi:

  • Baş Eğmek ve Diz Çökmek: Kağanın ya da aksakallıların huzuruna çıkan kişi diz çöker, başını hafifçe eğerdi.  
  • Etek ve Ayak Öpmek: Saygı veya bağlılığın en uç noktasında hanın kaftanının eteği öpülürdü; eski metinlerde buna etek öpmek ya da yükünmek denirdi.  
  • Göğse El Koymak: Kalpten gelen samimiyet ve sadakati ifade etmek için sağ el sol göğse bastırılırdı.  
Dede Korkut Kitabı’na baktığınızda, yiğitlerin el öpmediğini; bunun yerine sarılıp kucaklaştığını, anasının ayağına yüz sürdüğünü görürsünüz. Bozkırda el, kılıç tutan ve yay çeken bir uzuvdur; onu teslim eder gibi dudağa götürmek, göçebe savaşçı ruhuna pek uygun düşmezdi.

El Öpme Âdet Nereden Geldi?


İslamiyet’in kabulüyle birlikte Türkler, Fars ve Arap coğrafyalarındaki saray protokolleri ile tasavvufi gelenekleri harmanladı. 
Özellikle dergâhlarda mürşidin “mübarek elini” öpüp himmet isteme adeti, zamanla halk arasında aksakallı dedelere, ninelere ve hısımlara duyulan saygının simgesi oldu. “Eline sağlık, ömrüne bereket” deme ritüeli ise Anadolu’da köklü bir yer edindi.

Kısacası; kadim atalarımız saygıyı el öpmekle değil, dimdik durup yürekten selam vererek gösterirdi. 
Zaman değişti, gelenekler evrildi; bugün o eli öpmek, küçük çocuklar için harçlık kapısı gibi görünse de aslında bin yıllık bir hürmet mirasıdır. 
Yeter ki öpülecek doğru eli, eğilecek doğru yeri bilelim; her uzatılan ele de yalnızca menfaat için dudak değdirmeyelim.

------

Toprağın nabzı vurur o kırışık deride,
Zamanın çilesi gizlidir geride.
Uzatılan bir el değildir aslında,
Kaf Dağı’ndan süzülen bir bengisu tasında.

Dudak değerken o nasırlı kâinata,
Nefis secdeye varır, durur bir lahza.
Kibrit çöpü gibi yanan kibir kül olur;
Ten, hakikatin eşiğinde bendesini bulur.

Alna konan o el, bir gök kubbe misali,
Haza hikmetin, hırkanın, dergâhın hâli.
Aşağıya eğilmek sanma ki alçalmaktır,
Cümle varlıktan geçip bir hiçe varmaktır.

Ne veren üstündür burada, ne öpen alçak;
Aynı nurun perdesidir hem dal hem yaprak.
Bir damla hürmetle yıkanır canın aynası,
Avuçta mühürlenir varoluşun mayası.

Ahmmet ATAM
Yorum Gönder

Yorum Gönder

Yorumlarda lütfen saygılı olun