EVLİLİK GELİNLİKLE GİRİP KEFEN İLE ÇIKILAN KAPI İDİ: PEKİ NE OLDU DA BOŞANMALAR ARTTI?
Türkiye'de son yıllarda artan boşanmalar ve 30-40 yıllık evliliklerin dağılması; yalnızca ekonomik geçim sıkıntısının değil, geleneksel aile ahlakını aşındıran medyadaki yozlaşmanın ve değişen hukukî-iktisadi dengelerin de kaçınılmaz sonucudur. Emeklilik güvencesi, mal paylaşımı hakları ve televizyon ekranlarındaki yozlaştırıcı utandırıcı gündüz kuşakları birleştiğinde; tahammül yerini şüpheye, vefa ise hesaplaşmaya bırakmaktadır.
Hey gidi koca dünya hey... Bizim gençliğimizde büyüklerimiz kapı eşiğinden uğurlarken bir laf ederdi kulağımıza küpe olsun diye: "Kızım; bu kapıdan gelinlikle çıkıyorsun, ancak kefenle girersin."
Şimdi o sözü çarşı pazarında gençlerden birine söylesen, adamın yüzüne deli görmüş gibi bakarlar. Eskiden bizim mahallemizde eş dost akraba arasında bir boşanma lafı duyulsa, taraflar utancından sokağa çıkamazdı; millet utancından yere bakardı. Şimdi bakıyorum da, dünkü yetmelerin üç beş aylık evliliği bitirmesini geçtim; saçı sakalı ağarmış, torun torba sahibi olmuş, kırk yıllık yastığa baş koymuş koca adamlar patır patır boşanıyorlar mahkeme kapılarında.
Ben 50 yıllık ticaret hayatımda, tezgâhın arkasında şunu gördüm: Bir kumaş sadece eskidiği için yırtılmaz; ya haddinden fazla çekersin ya da makas vurursun. Bizim toplumun aile kumaşına hem makas vurdular hem de iki ucundan asılıp kime lime ettiler.
Peki, ne oldu da bu saçı sakalı ağarmış dedeler, nineler bir anda mahkeme salonlarında yabancı oldu birbirine? Mesele cüzdan meselesi mi, vicdan meselesi mi? Gelin bir esnaf terazisine vuralım şunu.
EŞEĞİN AKLINA DÜŞEN KARPUZ KABUĞU: GÜNDÜZ KUŞAĞI TİYATROSU
Bizim atalarımız ne derdi? "Sui misal misal olmaz" derlerdi; yani kötü örnek, örnek olmaz. Ama gel gör ki son otuz yılda bu kötü örnekleri milletin salonunun tam ortasına, televizyon kutusunun içine başköşeye misafir ettiler.
Öğlenden ikindiye kadar açık o televizyonlar. Spiker hanımefendi yırtınırcasına bağırıyor stüdyoda: "Bu çocuk kimden? DNA testi sonuçları reklamdan az sonra!" Ekranda kaynana geline çamur atar, gelin kayınpederi rezil eder, komşu komşunun ırzına göz dikmiş pişkin pişkin anlatır. Millet de elinde örgüsü, önünde çayıyla hipnoz olmuş gibi yapışmış ekrana.
Yahu kardeşim, sen her Allah'ın günü evin içine necaset akıtırsan, o evde gül kokusu kalır mı? Kırk yıldır yan yana oturan teyze ile amcanın zihnine şüphe kurdunu saldın bir kere. Eşeğin aklına karpuz kabuğunu sokarsan, o eşek yoldan çıkar! "Bak falanca hanım kocasını kapının önüne koydu, köşeyi döndü", "Filanca adam meğer kırk yıl boyunca ne haltlar yemiş" diye diye insanların birbirine olan hüsnüzannını kuruttular. Aile mahremiyeti dediğin şey reyting mezesi olunca, evin bereketi de uçtu gitti.
💡 ESNAFIN TERAZİ TAŞI:
Pazarda bir kasa elmanın içine tek bir çürük düşerse, akşama kadar bütün kasayı bozar. Evin içine her gün çürük zihniyet taşıyan ekranları açık bırakıp sonra "Bizim aile niye çatırdadı?" diye hayıflanmak, sel basmış dükkânda toz beziyle su kurulamaya benzer. Gözünü ve kulağını korumayanın, yuvasını koruması mümkün değildir.
DUL AYLIĞI, MAL PAYLAŞIMI VE HESAP KİTAP EVLİLİKLERİ
İşin sosyolojisi ekranla zehirlendi de, iktisadi cephesi sütten çıkmış ak kaşık mı? Değil elbette.Ben tezgâhımın arkasında nice ortaklıklar gördüm. Ne zaman ki ortaklar dükkânın kârını değil de, "Ayrılırsak rafları nasıl bölüşürüz?" hesabını yapmaya başladı, o dükkânın iflası üç aya kalmazdı. Şimdiki evliliklerin hali de buna benziyor.
Eskiden kadıncağız kocasının kahrını çekerdi, çünkü gidecek kapısı yoktu; bu da işin acı bir gerçeğiydi, inkâr edemeyiz. Lakin şimdiki dengeler başka bir yere evrildi. Babası rahmetli olan hanım, babasından kalan maaşı cebine koyduğu anda "Ben kimseye muhtaç değilim" demeye başlıyor. Üstüne bir de kanun diyor ki: "Evlilik birliği içinde edinilen malın yarısı hanımındır." Bir de üstüne süresiz nafaka hakkı, bir de üstüne iki kelam tartışmada karakoldan alınan uzaklaştırma kararı...
Bakıyorsun; 35 yıllık koca, kendi alın teriyle aldığı evinden bir dilekçeyle kapı dışarı ediliyor. Adam parkta bankta sabahlıyor, hanım içeride babasının maaşı ve kocasının nafakasıyla keyif sürüyor. Sudan bahanelerle "Bana sesini yükseltti, psikolojik baskı yaptı" deyip kırk yıllık hayat arkadaşını öp eşiği çık dışarı diyerek kapının önüne koymak bu kadar kolay olmamalıydı. Adalet bir tarafı korurken diğer tarafı mağdur ediyorsa, orada adalet değil ancak kin ve intikam yeşerir.
⚠️ KAZIN AYAĞI:
Kanunlar elbette kadını korumalı, zayıfı ezdirmemelidir. Lakin aile hukuku ticaret kanununa dönüştüğünde, nikâh masası bir nevi şirket sözleşmesi halini alır. "Ayrılsam daha kârlıyım" muhasebesinin fısıldandığı hiçbir çatı altında muhabbet barınamaz. Para güvencesiyle vefa duygusu yer değiştirdiğinde, boşanma kaçınılmaz bir tasfiye işlemine dönüşür.
DÜNÜN SABRI İLE BUGÜNÜN HESABI: NE DEĞİŞTİ?
Gençler sanıyor ki eskiden kavga gürültü yoktu. Vardı yahu Olmaz olur mu? Bizim zamanımızda da tencere kaynamadığı günler olurdu, yokluk cana tak ederdi. Ama terazi farklı tartardı.
| Kriter / Dönem | Bizim Gençliğimiz (Vefa ve Sabır Çağı) | Günümüz Dünyası (Hesap ve Tüketim Çağı) |
| Kavramsal Temel | Evlilik bir "kader birliği" ve ibadetti. | Evlilik bir "yaşam konforu ortaklığı" oldu. |
| Kriz Çözme Yolu | Kol kırılır yen içinde kalır, büyükler barıştırırdı. | Telefon açılır, soluğu adliyede ve sosyal medyada alırlar. |
| Maddi Güvence | Ortak rızık ve berekete inanılırdı. | "Benim param, senin paran, babamın maaşı" hesabı yapılıyor. |
| Medya Etkisi | Radyoda arkası yarınlar, edep ve ahlak vardı. | Gündüz kuşağında aldatma, DNA testi ve entrika var. |
| Ayrılık Algısı | Büyük bir musibet ve mecburiyet haliydi. | Hak arama, intikam alma ve konfor tazeleme fırsatı. |
TENEKEDEN KUPAYLA PIRLANTA ARANMAZ
Feleğin çemberinden geçmiş bir esnaf emeklisi olarak şunları söylemek boynumun borcudur:Biz son kırk yılda hem cebimizden hem de gönlümüzden yedik. Enflasyon sadece çarşıdaki peynirin, zeytinin fiyatını katlamadı; insanların ahlakını, sabrını, tahammülünü de eritti.
İnsanlar fakirleşti doğru, ama asıl fakirlik ruhlarda başladı. Şükrün olmadığı yerde kanaat kalmaz; kanaatin bittiği yerde ise insan yanındakini sadece kendi konforuna basamak görür.
Kırk yıllık evliliği yıkan şey bir bardak suyun devrilmesi değildir; o bardağın kırk yıl boyunca kinle, hesapla, ekrandan bulaşan kirle damla damla doldurulmasıdır.
BİR DERVİŞ HİKMETİ: KİLİMİN TOZU
Vaktiyle bir dervişe sormuşlar: "Yahu erenler, eski evlerde karı koca kavga etmez miydi? Nasıl olurdu da bir ömür aynı yastıkta çürüp giderlerdi?"
Derviş tebessüm etmiş, önündeki eski el dokuması kilimi işaret ederek demiş ki: "Evlat, eski evlerde kilim tozlandığı zaman kimse onu çöpe atıp yerine yenisini almayı düşünmezdi. İki kişi kilimin iki ucundan sımsıkı tutar, bahçeye çıkar, ellerine sopayı alır tozu dökülene kadar vururlardı. Toz gider, kilimin motifi ve rengi yine ışıldardı. Şimdikiler ise kilimin ucundan tutacak sabrı göstermiyor; toz gördü mü kilimi yakmaya kalkıyor, üstelik yanarken de komşusunu seyre çağırıyor."
İşte bizim unuttuğumuz sır buydu: Kusuru silkeleyip motifi kurtarmak yerine, hırsımıza yenilip ocağımızı başımıza yıkıyoruz.
SIKÇA SORULAN SORULAR (SSS)
1. 30-40 yıllık evliliklerin birdenbire boşanmayla bitmesinin temel nedeni nedir?
Yıllar boyunca halı altına süpürülen kırgınlıkların, ekonomik bağımsızlık ve hukuki haklarla birleşerek sabır eşiğini tamamen tüketmesidir. Yaşlılıkta tahammülün azalması ve toplumdaki genel ahlaki çözülme bu süreci hızlandırmaktadır.
2. Boşanmalarda ekonomik kriz mi yoksa sosyolojik çöküş mü daha etkilidir?
Ekonomik kriz bardağı dolduran faktördür ancak bardağı taşıran ve çatlağı büyüten asıl etken ahlaki ve sosyolojik çöküştür. Geçim sıkıntısı yaşayan her aile dağılmaz; ancak aralarındaki hürmet, edep ve sadakat bağını yitiren aileler zengin olsalar dahi dağılmaya mahkûmdur.
3. Kadınların babasından kalan maaş hakkı boşanmaları nasıl etkiliyor?
Babadan kalan yetim/dul aylığı, mutsuz evliliği sürdürme mecburiyetini ortadan kaldıran bir ekonomik güvence sunmaktadır. Ancak kimi durumlarda bu güvence, küçük anlaşmazlıklarda dahi vefa duygusunun geri plana itilip yuvanın kolayca terk edilmesine sebep olabilmektedir.
4. Televizyondaki gündüz kuşağı programları aile kurumuna gerçekten zarar veriyor mu?
Evet, ekranlarda sergilenen ahlak dışı ilişkiler ve skandallar toplumun kötülüğe karşı duyarlılığını körelterek güven duygusunu yok etmektedir. Sürekli ihanet ve şüphe hikâyeleri izleyen bireyler, kendi eşlerine ve yuvalarına karşı haksız bir güvensizlik geliştirmektedir.
5. Türk toplumunda aile yapısını yeniden ayağa kaldırmak için ne yapılmalıdır?
Öncelikle medyada aile kurumunu zehirleyen yayınların sıkı bir denetime tabi tutulması ve adalet mekanizmasının her iki taraf için de adil hale getirilmesi şarttır. Kanunların tek taraflı mağduriyet yaratmasının önüne geçilmeli, sabır, kanaat ve aile mahremiyeti yeniden baş tacı edilmelidir.
--------Bir ömür serildi tezgâh üstüne,
Biçilmez kumaşa pul dedi nefis.
Kırk yıllık sabrı patladı sonunda,
Kefenden caydı da, çul diyor nefis.
Cam kutu içinde fitne kazanı,
Reyting için azan azanı,
Unuttu mahalle nizam yazanı,
Ekranda çirkefe gül diyor nefis.
Bir yanda baba hakkı, dulun aylığı,
Bir yanda mahkeme, nafaka kavgası
Adalet sandılar bu kör yaygarayı
Kırık bir yüzükte dünya metaı,
Medyada bozdular kutlu nikâhı,
Gönül yıkmanın da var bir günahı,
Hakkı karakola sor diyor nefis.
Dervişin kilimi toza boyandı,
Kimileri hırsın közünde nâr ile yandı,
Çınarlar devrildi, benlik uyandı;
Savur küllerini, es diyor nefis.
Ahmet ATAM
KENDİME YAZILARIM
🔍 BENİ GOOGLE'DA BUL© 2026 | "Kalemi dürüst olanın, izi derin olur."




Yorum Gönder