BİR ÜLKEYİ AYAKTA TUTAN ŞEY FAİZ Mİ ALIN TERİ Mİ
💰 Faiz Gerçekten Enflasyonun Sebebi mi? Elli Yıllık Esnafın Gözünden Meseleye Bakınca Ne Görüyorum?
📌 Faiz Sebep, Enflasyon Sonuç Olabilir mi?
Ben elli yıllık esnafım. Ömrüm dükkânda, pazarda, alışverişin içinde geçti.ekonomşnşn gerçeğini kitaplardan değil, hayatın içinden öğrendim
Bu sebeple bazı konularda akademisyenlerden farklı düşünüyorum.
Mesela Erdoğan'ın bir tek doğru söylediği konu varsa, bana göre o da "Faiz sebep, enflasyon sonuçtur" sözüdür.
Çünkü faiz dediğin şey, kapitalizmin Tanrısıdır, para parayı doğursun diye kurulmuş bir düzenin temel taşıdır.
Bugün birçok kişi "faiz yükselsin ki enflasyon düşsün" diyor. Ben buna pek katılmıyorum.
Çünkü faiz eşittir maliyet demektir.
🏭 Faizle Kurulan İş Yerinin Maliyeti Kime Yansır?
Bir adam dükkân açacak.
Kredi çekiyor.
Faiz ödüyor.
Makineyi faizle alıyor.
Aracı faizle alıyor.
İşletme sermayesini faizle karşılıyor.
Elektrik faturasını ödeyebilmek için bile kredi kullanıyor.
Peki bu faiz yükünü cebinden mi karşılayacak?
Tabii ki hayır.
Malına zam yapacak.
Sonra herkes "Enflasyon niye arttı?" diye şaşıracak.
Sütü, peyniri, ayakkabıyı, gömleği, buzdolabını üreten adam faiz ödüyorsa, o faiz sonunda vatandaşın cebinden çıkar.
Yani faiz, görünmeyen bir zam vergisidir.
📈 Döviz Kuru Serbest Kalsa Dünya Başımıza Yıkılır mı?
Bana göre bırakın döviz kuru nereye gidiyorsa gitsin.
Bir yere kadar gider.
Sonra kendi dengesini bulur.
Çünkü piyasanın da bir aklı vardır.
Asıl mesele döviz değil, milletin temel ihtiyaçlarıdır.
Eğer bir ülke;
- Gıdasını,
- Barınmasını,
- Giyimini,
- Enerjisini,
kendi kaynaklarıyla karşılayabiliyorsa, döviz kuru zamanla yerine oturur.
Doların tabeladaki rakamı tek başına refah ölçüsü değildir.
İnsan aç değilse, evinde oturabiliyorsa, sırtına giyecek bulabiliyorsa, ekonomi tamamen çökmüş demek de doğru değildir.
🥖 Bir Ülkenin Asıl Zenginliği Nedir?
Bana göre asıl zenginlik;
✔ Buğdaydır.
✔ Süttür.
✔ Et ve sebzedir.
✔ Fabrikadır.
✔ Üretimdir.
✔ Çiftçidir.
✔ Sanayicidir.
Bir millet karnını doyurabiliyorsa, ayakta kalır.
Ama üretmeden, sadece faizle para kazanmaya alışmış bir sistem sonunda kendi kendini yer.
Tıpkı ağacın gövdesine sarılmış sarmaşık gibi…
Başta ağacı süslüyor sanırsın.
Sonra fark edersin ki, ağacın suyunu emen aslında kendisidir.
🏦 Faizsiz Bankacılıktan Neden Korkuluyor?
Faizsiz bankacılık denince bazıları hemen ürküyor.
Sanki dünyanın sonu gelecekmiş gibi davranılıyor.
Halbuki ticaret tarihine baktığımızda insanlar yüzyıllarca ortaklık sistemiyle iş yaptı.
Kar-zarar ortaklığı vardı.
Üretim vardı.
Risk paylaşımı vardı.
Bugün de katılım bankacılığı gibi modeller geliştirilebilir.
Elbette kusursuz değildir.
Ama sırf alışılmış düzen bozulacak diye yeni yolları peşinen reddetmek de doğru değildir.
⚖️ Enflasyonla Mücadele Sadece Faizle mi Olur?
Bence olmaz.
Enflasyonla mücadele;
- Üretimle olur.
- Tarımla olur.
- Sanayiyle olur.
- İsrafı azaltmakla olur.
- Hukuk güvenliğiyle olur.
- Adaletle olur.
- Verimli devlet yönetimiyle olur.
Sadece faizi artırarak yangını söndürmeye çalışmak, benzin dökerek ateşi söndürmeye benziyor.
Bir süre duman azalıyor gibi görünür ama altta korlar yanmaya devam eder.
🤔 Benim Elli Yıllık Esnaf Aklım Yanılıyor mu?
Ekonomi profesörü değilim.
Ama yarım asırdır ticaretin içindeyim.
Şunu gördüm:
Faizden para kazananlar çoğaldıkça üretim yapanlar azalıyor.
Üretim azaldıkça fiyatlar yükseliyor.
Fiyatlar yükseldikçe insanlar fakirleşiyor.
Fakirleşen toplumda da huzur azalıyor.
Belki ben yanılıyorum.
Belki ekonomistler haklıdır.
Ama benim esnaf aklım şunu söylüyor:
Bir memleketi ayakta tutan banka kasaları değil, alın teridir.
Çünkü para basılabilir…
Ama buğday basılamaz.
Fabrika basılamaz.
Vicdan basılamaz.
Ve unutmayalım…
Bir toplumda faiz, emeğin önüne geçti mi, para efendi olur, insan ise kendi kurduğu düzenin hamalı haline gelir.
🌿 Günün Ana Fikri
Paranın efendi olduğu yerde insan küçülür; emeğin değer gördüğü yerde ise millet büyür. Toprağına, üretimine ve alın terine sırtını dönen toplumlar, gün gelir kendi gölgelerine bile borçlanır. Çünkü değirmenin taşı dönmezse, un değil, sadece gürültü çıkar.
DEĞİRMENİN TAŞI
Bir şehir gördüm, duvarları camdan, temelleri kâğıttandı.
Rüzgâr sert esince, en çok da gökdelenler korkuyordu.
Bir değirmen vardı, taşı dönüyordu durmadan.
Ne buğday vardı içinde, ne arpa, ne de un kokusu.
Sadece ses…
Sadece gürültü…
Sadece kendi etrafında dönen koca bir yorgunluk…
Irmağın üstüne köprü kurmuşlar, köprünün başına da Deli Dumrulu otutturmuşlar
Geçen yok.
Ama geçiş ücreti var.
Su akıyor aşağıda, susuz kalan yine tarlalar…
Bir sarmaşık gördüm, başta çiçek sandılar.
Duvarı süslüyor dediler.
Kimse fark etmedi, gövdeyi içten içe kemirdiğini.
Ağaç hâlâ ayaktaydı, ama kuşlar çoktan terk etmişti dallarını.
Bir çoban vardı, sürüsünü değil, gölgelerini sayıyordu.
Bir fırıncı vardı, hamurdan önce hesap makinelerini yoğuruyordu.
Bir çiftçi vardı, tohumdan çok korkular ekiyordu toprağa.
Ve gökyüzü, sessizce izliyordu bütün bunları…
Sonra bir ihtiyar çıktı meydana.
Avuçlarında nasırlar, ceplerinde yorgunluk vardı.
Toprağa baktı, ekmeğe baktı, bir de çocukların gözlerine…
Ve usulca dedi ki; "Bir evin direği duvar değildir, bir milletin direği de rakam değildir."
Çünkü rakamlar gölge verir, ama meyve vermez.
Çünkü gökdelenler yükselir, ama başak vermez.
Çünkü nehirler haritalarda çoğalır, susuzluğu yine kuyular giderir.
Bir gün, bütün aynalar kırıldığında,insan yine ekmeği arayacak…
Bir gün, bütün kuleler sustuğunda, değirmenin taşı yine buğday isteyecek…
Ve insan anlayacak;
Açlığı para değil, toprak doyurur.
Çünkü göğe yükselen her şey, eninde sonunda köklerini unuttuğu yerden yıkılır.
----
PARANIN SEYİR DEFTERİ
Fesat mizanında hesap yapanlar,
Sıfırı yanyana dizip faize tapanlar,
Görünmez iplerle yoldan sapanlar;
Bir ülkeyi ayakta tutan faiz değil, alın teridir!
Rakamlar şişer de, eriyen kulun feridir.
Bilimsel kılıflı süslü yalanlar,
Ekran başında dünyayı talanlar,
Bilmez ki sinede dertle kalanlar;
**Bir ülkeyi ayakta tutan faiz değil, alın teridir!**
Tefeci kasası değil, emekçinin yeridir.
"Endeks" dedikleri bir garip oyun,
Raporlar yazıyor beyindeki beyin,
İroni bu ya; siz hep "üretim" deyin!
**Bir ülkeyi ayakta tutan faiz değil, alın teridir!**
Çünkü kağıttan kuleler ilk rüzgarda eridir.
Ahmet der; felsefe yüksek binalarda aranmaz,
Alın teri dökmeyen hiçbir mizan yaranmaz,
Haramla beslenen ruh, Hak katında barınmaz;
**Bir ülkeyi ayakta tutan faiz değil, alın teridir!**
Gerisi boş laftır, tefecinin kiridir.
Sözü çok uzatıp da lobilerin uykusunu kaçırmayalım şimdilik. Kalemin izi derin, sözün özü helal olsun. Selametle...
----
DEĞİRMENİN SESİ
Bir zamanlar değirmenler buğday öğütürdü,
şimdi rakam öğütüyor tefeciler…
Çuvallar dolusu kâğıt dönüyor çarklarda, ama ekmek kokusu eksik.
Bir dükkân açılıyor, kapısından müşteri girmeden faiz giriyor içeri.
Tezgâha daha mal dizilmeden,
fiyat etiketleri yoruluyor.
Çünkü sırtında görünmeyen bir kambur var;
adı maliyet.
Birileri gökdelenlerin gölgesinde
paradan para yapmayı marifet sanıyor.
Birileri de
nasırlı elleriyle
toprağa umut ekiyor.
Biri rakam büyütüyor,
öteki hayat…
Çiftçi yağmura bakıyor,
esnaf siftaha,
işçi maaş gününe.
Ama faiz,
kimseyi beklemiyor.
Saat gibi işliyor.
Uyusan da çalışıyor,
uyansan da…
Sonra şaşırıyoruz;
Neden ekmek pahalı?
Neden ayakkabı pahalı?
Neden kiralar yangın yeri?
Sanki zamlar gökten yağıyor.
Hayır…
Yangın gökten inmiyor.
Kıvılcım,
daha dükkânın temeli atılırken düşüyor.
Bırakın diyorum,
rüzgâr biraz essin.
Döviz giderse gitsin,
su yatağını bulur.
Ama aç kalan çocuk
beklemez kur tablolarını.
Bir annenin pazarda
fiyat etiketiyle kavgası,
borsanın umurunda değildir.
Çünkü insan
dolar yemez.
Euro içmez.
Altınla karnını doyurmaz.
İnsanın ihtiyacı,
başını sokacak bir dam,
bir lokma ekmek,
sırtına geçirecek bir hırka…
Ve biraz da huzurdur.
Bir ülkenin serveti
bankaların kasasında değil,
ambarlarındadır.
Bir milletin gücü
rakamların süslü cümlelerinde değil,
alnından akan terdedir.
Çünkü para basılır…
Ama toprak basılmaz.
Başak matbaada yetişmez.
Vicdanın da merkez bankası yoktur.
Belki ben yanılıyorum.
Belki bütün kitaplar başka şey söylüyor.
Ama elli yıllık esnaf gözüm şunu gördü:
Bir memlekette
para efendi olmaya başladığında,
insan hamal olur.
Ve gün gelir,
koca şehirler döner durur,
ama değirmenin taşından
bir avuç un çıkmaz.
İşte o zaman anlarsın;
Sorun çarkın dönmemesi değil, çarkın neyi öğüttüğüdür.
BİLİME İNAT, TEORİYE İNAT: "FAİZ SEBEPTİR, ENFLASYON SONUÇ!"
Ekonomist dediler, profesör dediler kürsüleri yıktılar,
Kitaplardan ezber geçip, bize masal sattılar.
Oysa formül basitti, koskoca bir tez çizildi ortada:
"Faiz sebep, enflasyon sonuçtur!" dendi fırtınada.
İroni bu ya beyler, tersine döndü koca dünya,
Biz inandık bu teze, gerisi zaten hep rüya!
Maliyet artar derdik esnaflık aklımızla hani,
Faiz yüksek olunca bükülürdü üreticinin beli.
"Nas" var dedik, bastık gaza, faizi çektik dibe,
Enflasyon coştu gitti, hesap uymadı hiç cebe!
Demek ki gizli bir hikmet var bu derin metaforda,
Faiz düştükçe fiyatlar uçtu, biz kaldık ortada!
Yine de dik durmalı, teoriyi yedirmem kitaba,
Belki gözlerindeki ışıltı çare olur bu bitap kalbe!
Paranın kirası düştü de, pazarın ateşi niye sönmez?
Bu ironik döngüde esnafın yüzü neden hiç gülmez?
Faiz sebepmiş meğer, enflasyon ise acı bir netice,
Biz bunu yaşayarak öğrendik, hem de gündüz gece!
Varsın dönmesin çarklar, varsın lobiler zil takıp oynasın,
Bu derin felsefeyle varsın tencere boş kaynasın.
Hiciv değil bu dostlar, göz göre göre bir inadın resmi,
Sebep belli, sonuç ortada; unuttuk helali, resmi!